Trabzonlu Şükrü Saracoğlu

2013-03-16 19:06:00

25 Şubat 2013 / BEHRAM KILIÇ

41 yıl devlet görevinde bulunmuş, 17 yıl F.Bahçe’ye başkanlık yapmış, İttihatçı kadroların gözdesi, çok tartışılan Varlık Vergisi’nin mimarı, Atatürk ve İsmet İnönü’nün yakın arkadaşı Şükrü Saracoğlu, Trabzonlu olduğunu çocuklarına bile söylememiş.

‘Orta boyun biraz altında, yapılı, 55 yaşında, hızlı hareket eden, dik bakışlı, kahverengi gözlü, toplu esmer yüzünde kır bıyığı ve kır saçları bulunan Türkiye başvekili, kemik çerçeve kullanmaktadır. Eğlenceyi sever ve eğlenir. Ulusal içkileri rakıdan iyi bir İskoç viskisine kadar çeşitli içkiler içer, ancak gençliğine oranla şimdi daha az içmektedir. Hâlâ dost ortamlarında hareketlidir. Parmakların şaklatıldığı, ayakların yere vurulduğu bir İzmir halk dansı ve doğduğu köyde öğrendiği ‘zeybek’i oynamak üzere sık sık piste çıkar.”

12 Temmuz 1943 tarihli Time dergisi, Atatürk ve İsmet İnönü’den sonra bir Türk’ü daha kapağına taşıyordu. II. Dünya Savaşı’nın hareketli günlerinde Türk dış politikasını idare eden Şükrü Saracoğlu’ydu bu kişi. Fotoğrafın hemen üzerinde Almanya ve Sovyetler Birliği’ni temsilen gamalı haç ve orak çekiç kullanan dergi, Saracoğlu’nun hangi istikamete doğru gideceğini ‘tercih’ başlığıyla okuyuculara duyuruyordu. Yazının içerisinde ise hariciye vekilinin mihver (Almanya, İtalya) devletlerden yana gözükse de tarafsız kaldığına vurgu yapılıyordu. Zeybek oynadığı da doğruydu. İzmir Ödemiş’te halk onu zurnacı Kara Mehmet ve davulcu Deli Veli ile karşılar, o da meydanda zeybek oynardı.

Milli Eğitim, Maliye, Adalet ve Dışişleri Bakanlığı ile Başbakanlık ve Meclis Başkanlığı görevlerinde bulunan, Türk siyasi tarihinde önemli yere sahip Şükrü Saracoğlu, 17 yıl da F.Bahçe Spor Kulübü’nün başkanlığını yaptı. Bu süre zarfında F.Bahçe’ye büyük katkılarda bulundu. 1998’de de adı F.Bahçe Stadı’na verildi. F.Bahçe’yle bu kadar özdeşleşmiş Şükrü Saracoğlu, aslen Trabzonlu idi ve bu özelliği bugüne kadar pek bilinmiyordu.Herkesin bildiği gibi Şükrü Saracoğlu, 1887’de İzmir Ödemiş’te dünyaya gelir. Babası, Trabzon’un Akçaabat (eski adı Pulathane) ilçesinden göç ederek Ödemiş’e yerleşen saraç Mehmet Tevfik Usta, annesi ise ev hanımı Şerife Hanım’dır. Osmanlı’nın 1831 yılında yaptığı nüfus sayımında ilçenin adı Pulathane’dir. Saracoğlu ailesi Pulathane’nin Mersin köyünden. 1835’li yıllarda ilçeye bağlı Vardallı, Mimera, Kereşan köylerinde de Saraçoğlu soyadına rastlıyoruz. Gazeteci Asım Us’un 1966 yılında kaleme aldığı ‘1930-1950 Hatıra Notları’ kitabında da Şükrü Saracoğlu’nun Trabzonlu olduğuna dair bilgi mevcut. Ancak Us, kitabında Pulathane’yi Polathane şeklinde yanlış yazıyor.

İşin ilginç yanı, onun Trabzonlu olduğunu, hayatta bulunan tek çocuğu Yılmaz Saracoğlu (85) da birkaç yıl önce öğrenmiş. Buna da şaşırıp kalmış. Babasının ağzından Trabzonlu olduklarına dair hiçbir şey duymamış.Saracoğlu, F.Bahçe tarihi için de önemli bir isim. Onun aslen Trabzonlu olması bugünlerde Trabzonspor ile sürtüşme yaşayan F.Bahçe açısından da ilginç bir durum. Peki, Türk siyasetinin ve Fenerbahçe’nin önemli ismi Şükrü Saracoğlu kimdir?

Ödemiş’in 3 Eylül Mahallesi’nde doğan Saracoğlu, ilk ve ortaokulu Ödemiş’te, liseyi İzmir Sultanisi’nde yatılı okur. İstanbul’da Mülkiye’yi bitirir (1909). 31 Mart Vakası’na şahit olur. Mezun olduktan sonra İzmir’de maiyet memurluğuna başlar. Ardından İzmir’de İttihat Terakki Merkez Ticaret Lisesi’nde matematik hocası olur. Sonra da aynı okulda müdürlüğe getirilir. Yaşı 24’tür. Okul, dönemin hâkim gücü olan ve Bâbıâli Baskını’ndan sonra ülkede iyice söz sahibi olmaya başlayan İttihatçılara aittir. Okul ile İttihat Terakki’nin İzmir’deki merkezi aynı sokaktadır. O yıllarda İzmir’deki teşkilatın başında, sonradan cumhurbaşkanı olacak Mahmut Celal (Bayar) vardır. İzmir valisi ise Selanikli Evrenos ailesine mensup Rahmi Bey’dir (Arslan). Saracoğlu, hem Mahmut Celal hem de Rahmi Bey ile yakın dostluklar kurar. Hizmet ve Ahenk dergilerinde yazılar yazar. 1914’te kazandığı bursla öğrenimini daha da ilerletmek için Belçika’ya gider. Ancak aynı yıl I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla yurda döner. Vali Rahmi Bey, savaşı düşünmemesi, eğitimini yurtdışında tamamlaması için onu ikna eder. Tam da bu günlerde ona bir burs ayarlar ve İsviçre’ye gönderir. Cenevre Üniversitesi’nde Ulum-i Siyasiye ve İktisadiye üzerine okumaya başlar. O yıllarda Avrupa’da okuyan Türk öğrencileri, Türkçülük faaliyetleri yapan Türk Yurdu, Türk Ocakları gibi dernekler kuruyordur... Saracoğlu, Cenevre Türk Yurdu Derneği’ne katılır. Lozan Türk Yurdu’nun başında ise İzmirli bir başka öğrenci Mahmut Esat (Bozkurt) vardır. İkili İsviçre’de iyice yakınlaşır. Fransızca bir dergi çıkartıp fikirlerini Avrupa’da da yaymaya çalışırlar. Saracoğlu, 1919’un ilk aylarında babasını kaybeder. Eğitimi sebebiyle cenazeye katılamaz.

Ancak aynı yılın mayıs ayında İzmir’in Yunanlar tarafından işgali sebebiyle Türkiye’ye dönmeye karar verir. Dönüş sıkıntılı olur. Mahmut Esat ile birlikte Rodos üzerinden bir tekneyle Kuşadası’na varırlar. Esat’ın babasının çiftliğinde kalırlar. Daha sonra Denizli’de Kuva-yı Milliye hareketinin lideri Demirci Mehmet Efe’nin saflarına katılırlar.

Saracoğlu, yaklaşık 4 ay dağlarda kalır. 3 Ekim 1919’da Ali Rıza Paşa’nın kurduğu Osmanlı Mebusan Meclisi’ne seçilir. Ancak İngilizlerin İstanbul’u işgali ve meclisi çalışamaz hâle getirmesi, bunun yanında İttihatçı kadroları tek tek yakalayarak Mondros ve Malta’ya sürgüne göndermesi, Saracoğlu’nun kendini Anadolu’ya atmasına sebep olur. Bu sırada Ankara’da Mustafa Kemal, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni kurmuştur (1920). Saracoğlu, bu meclisten de davet alacaktır. Ancak kafası karışıktır ve memleketin bu zor günlerinde çiftçilik yapmaya karar verecektir. Söke’de çiftçiliğe başlar. İki yıl siyasetten ve savaştan uzak durur. 1923’te İzmir’de düzenlenen İktisat Kongresi’nde çiftçi azası olarak yer alır. Birkaç ay sonra ise Mustafa Kemal’in kendine yakın isimlerden kurduğu 2. Meclis’te İzmir milletvekili olur. Kurtuluş Savaşı sırasında kenara çekilen Saracoğlu’nu yeniden siyaset sahnesine süren Mahmut Celal’den (Bayar) başkası değildir. Mustafa Kemal’in saflarına geçmeyi başaran Celal Bey, İzmir’deki vekil listesini hazırlayanlardandır. Saracoğlu ile birlikte İzmir’den yine İttihatçı Rahmi Bey, Mahmut Esat gibi isimler de vekil seçilir.

Şükrü Saracoğlu, 2. Meclis içinde muhalefet edenlerin çoğaldığı bir anda kendisini Maarif (Millî Eğitim) vekili olarak bulur. Rauf Orbay ve 10 arkadaşı istifa etmiştir. İsmet İnönü’ye tepki büyüktür. Gelişmeleri yakından izleyen Mustafa Kemal, muhaliflerin parti kurmasına izin verir. 17 Kasım 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurulur. Mustafa Kemal, bu parti kurulmadan az önce güvenoyu almış İnönü’nün istifasını ister. İnönü’ye kızanların yeni kurulan partiye geçmesinden endişe eder. Ali Fethi Bey’i başvekil yapar. Ali Fethi Bey’in kabinesinde genç ve parlak bir isim vardır: Şükrü Saracoğlu. Ancak Şeyh Sait İsyanı, Ali Fethi Bey hükümetinin sonu olur. Yapılan güven oylamasında Mustafa Kemal’in desteğini çektiği Ali Fethi Bey iktidarı kaybeder. 3 ay kadar oturduğu koltuğu bırakmak zorunda kalan Saracoğlu da bu hengamede kendini Lozan Anlaşması’yla birlikte kurulan Muhtelit (Karma) Mübadele Komisyonu’nun başında bulur. Komisyon, Yunanistan’dan göçen Türkler ile Yunanistan’a göçen Rumların sorunlarını çözmek için kurulmuştur.

 

Ekim 1927’ye kadar bu görevde kalır. Kasımda İsmet Paşa’nın Mustafa Kemal’e sunduğu yeni kabine listesindeki maliye vekilliğinin karşısında Şükrü Saracoğlu yazmaktadır. Memurların derecelendirilmesi kanununu çıkartan, Osmanlı’dan devralınan borçları yeniden düzenleyen, Merkez Bankası’nı kuran Saracoğlu, hem Atatürk hem de İnönü’nün yakın çevresine girmiştir artık. Zaten soyadını da ona Atatürk vermiştir. Paşa, soyadı kanunundan önce Saraçoğlu diye çağrılan Şükrü Bey’in soyadında küçük bir değişiklik yapar. Bir yemekte, eline aldığı kâğıt para üzerine ‘Saracoğlu’ diye yazar.

Saracoğlu, Aralık 1930’da bakanlık görevinden hastalığını gerekçe göstererek istifa eder. Mayıs 1933’te yeniden kabineye dâhil olur. Bu kez adalet vekilidir. Atatürk, rahatsız olduğu bakanı bir kalemde değiştirmektedir. İsmet Paşa bu durumdan rahatsızdır. Bu rahatsızlığı, 1937’de onun da sonu olur. Atatürk, İnönü’nün istifasını ister. Yerine Celal Bayar başvekil olur. Saracoğlu, Bayar tarafından da adliye vekili olarak tayin edilir. Şükrü Bey bu görevde 5 yıl kalır. İmralı Cezaevi onun zamanında açılır.

Kurtuluş Savaşı’na katılmadı   Atatürk 1938’de ölünce İsmet Paşa cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturur. İnönü, görevi, nezaketen istifa eden Bayar’a verir. Yeni kabinede Şükrü Saracoğlu, hariciye (dışişleri) vekilidir. İnönü, 2,5 ay sonra Bayar’ın istifasını ister. Yeni hükümeti Refik Saydam kurar. Saracoğlu, İsmet Paşa’nın gözdesidir. Bu yüzden değiştirilmesi söz konusu değildir, hariciyeye devam eder. Bayar, İnönü’nün kendisini saf dışı etmesinden rahatsızdır. Doğrudan İnönü’yü hedef alamaz ama prenslerinden Saracoğlu’nu ağır eleştirir. Bir röportajında “Saracoğlu, her nedense Kurtuluş Savaşı’na katılmadı.” der.Hariciye Köşkü ile Pembe Köşk birbirine yakındır. Dolayısıyla Saracoğlu, İnönü ile ailece de görüşmeye başlar. Söz ailesinden açılmışken, Saracoğlu 3 kardeşe sahiptir. En küçük kardeşi hafız Hüseyin, Çanakkale’de şehit olur. Rüştü ve Hamit de kendisinden küçük diğer kardeşleridir. 1924’te Osmanlı’nın Maliye nazırlarından Ahmet Zühtü Paşa’nın torunu, kendisinden 18 yaş küçük Saadet Hanım ile evlenir. Saadet Hanım’ı istemeye eski başbakanlardan Fethi Okyar gider. Bu evlilikten 3 çocukları olur: Aydın, Yılmaz ve Evin... Çocuklarından sadece Yılmaz yaşıyor. Bir dönem bakanlık ve Merkez Bankası Başkanlığı yapan Rüşdü Saracoğlu, büyük kardeş Aydın’ın oğludur.

Fransız mı, İngiliz mi, Alman mı?   Saracoğlu ile İnönü, birçok satranç maçında da karşı karşıya gelir. Devletler arasında da satranç oynanmaktadır. II. Dünya Savaşı’nın patlak vermesine az bir süre kalmıştır ve Türkiye’nin tavrı merak konusudur. Saracoğlu, İngiltere’ye yakın olduğu izlenimi verir. Almanya da Türkiye’yi saflarında görmek ister. Almanlar elçileri Franz Von Papen’i Ankara’ya gönderir. 1 Eylül’de Polonya’nın işgaliyle savaş başlar. Saracoğlu, 22 Eylül’de 4 günlüğüne Moskova’ya gider, ancak orada 23 gün kalır, Stalin’le de görüşür. Görüşmelerde tam bir mutabakata varamadan Türkiye’ye döner. Türkiye, o Rusya’dayken İngiltere ve Fransa’yla art arda saldırmazlık anlaşmaları imzalar. Türkiye, İtalya’nın Fransa’ya saldırmasıyla savaşın eşiğinden dönse de ‘bekle gör’ politikası izleyerek savaşa girmez. 1941’de Almanlarla da saldırmazlık anlaşması imzalanması neticesinde Rusya ve İngiltere, Türkiye’ye nota verir.Savaş sırasında Saracoğlu’nun hangi tarafta olduğu pek anlaşılamaz. Fransız Büyükelçisi Rene Massigli onu, “İfadesi, hareketleri basit ve açıktı. Hiçbir şey saklamayan apaçık bir insanla karşı karşıya bulunduğunuzu anlıyordunuz.” şeklinde tanımlar. İngiliz Büyükelçisi Sir Hunge Hugesson ise anılarında Saracoğlu için “Protokol dışı hareket etmekten hoşlanırdı. İlk karşılaşmamızda, resmî bir şekilde elimi sıkarak ‘Bonjour, aşk işleri ne merkezde?’ deyince hayli şaşırmıştım.” der. Hugesson’a göre Saracoğlu, İngiliz taraftarıydı. Saracoğlu, Alman Büyükelçisi Von Papen’in şerefine bir yemek verir. Papen, Berlin’e “Türkiye’deki havada bir değişme olduğunu” bildirir.

Savaş tüm hızıyla sürerken trajik olaylar da yaşanır. Savaşla beraber Museviler, başta Almanya olmak üzere Avrupa’dan kovulmaktadır. 12 Aralık 1941’de Romanya’nın Köstence limanından hareket eden Panama bandıralı Struma gemisinin yolcuları da Yahudi’dir. Kapasitesi 150 kişilik Struma’ya tam 780 kişi alınır. Türkiye üzerinden Filistin’e gitmek için yola çıkan Struma’nın motoru İstanbul’da arızalanır ve gemi Sarayburnu açıklarına çekilir. İstanbul’daki Yahudi cemaati gemidekilere yardım etmek ister. Ancak İngilizler ve Almanlar yardıma pek sıcak bakmaz. İngilizler, mültecileri Filistin’e istemediklerini açıklar. Almanlar gemidekileri düşman ilan eder. Türkiye’ye de gemidekilere yardım yapılmaması konusunda baskı vardır. Sonraki günler İngilizler 70 çocuğun gemiden indirilmesine izin verir. Saracoğlu bu teklifi reddeder. Gemi 68 gün Sarayburnu açıklarında bekler, 23 Şubat 1942’de  Karadeniz’e çekilir. Ertesi gün bir Sovyet denizaltısının gönderdiği torpille sulara gömülür. 103’ü çocuk, 763 kişiden sadece Daid Stolair kurtulur.

8 Temmuz 1942’de  Başvekil Refik Saydam hayatını kaybedince, İnönü, başvekilliği Şükrü Saracoğlu’na verir. Saracoğlu bu görevi, ağustosa kadar dışişleri ile birlikte yürütür. Sonra Numan Menemencioğlu’nu dışişleri bakanı yapar. 5 Ağustos 1942’de hükümet programını okur. Ekmeğin karneye bağlandığı günlerde şu tarihî konuşmayı yapar: “Biz Türk’üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar bir vicdan ve kültür meselesidir.” 381 mebusun tamamının güvenoyunu alır. Şubat 1924’te Meclis’te yaptığı bir konuşmada “Türk’ün ruhundan doğan kanunlar isteriz.” diyen biri olarak çizgisini sürdürmüştür.

Amacına ulaşmayan ayrımcılık

Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en ağır ekonomik bunalımını yaşamaktadır. Devletin kaynaklarının yarısı orduya gidiyordu. Millî savunma harcamaları bütçe harcamalarının 1940’ta yüzde 53’ü, 1941’de yüzde 55’i, 1942’de yüzde 54’ü, 1943’te yüzde 52’sidir. Saracoğlu hükümeti fiyatların serbest bırakılması yönünde karar alır. Ancak büyük fiyat artışları yaşanır. Ekonomik bunalım, bütçe açıkları, azalan üretim, yoksullaşan halk, enflasyon, karaborsa ve vurgunculuk gibi kilometre taşlarından oluşan sıkıntıları aşacak sihirli bir formüle ihtiyaç vardır. Bu unsurlarla beraber milliyetçiliğin yükseldiği, İtalya ve Almanya’daki faşist iktidarlara öykünmenin olduğu yıllarda çok tartışılan Varlık Vergisi ortaya çıkar. Saracoğlu’na göre savaş dönemini fırsat bilip haksız kazanç elde edenler bunun bedelini ödemelidirler.

11 Kasım 1942’de 3305 sayılı Varlık Vergisi Kanunu, 350 vekilin oy birliği ile Meclis’ten geçer. Kanuna o günkü basın da büyük destek verir. CHP’nin gizli oturumlarında görüşülen ve karara bağlanan kanuna göre mükellefler 4’e bölünür: Gayrimüslimler, Müslümanlar, Ecnebiler ve Dönmeler… Hepsine farklı tarifeler uygulanır. Üç matrahtan para toplanacaktır: Tüccarlar, emlak ve akar (mülk) sahipleri, büyük çiftçiler... Savaş yıllarında en çok parayı tüccarlar kazandığı için Varlık Vergisi’nin yükünü onlar taşıyacaktır. O dönem bazı Avrupa devletleri de (İngiltere, Fransa, İtalya, Portekiz, İsviçre, hatta Amerika) buna benzer vergi kanunları düzenler ama Türkiye’dekini oradakilerden ayıran özellik dinî ve etnik kimliğe göre farklılık göstermesidir. En önemlisi de borcunu ödeyemeyenlerin çalışma kamplarına gönderilmesidir.Kanun çıktıktan sonra servet tespit komisyonları kurulur, herkesin kazançlarına göre ödeyeceği vergiler belirlenir. Mükelleflerden adlarına tarh olunan vergiyi 15 günde yatırmaları istenir. Ancak çoğu mükellef kendileri için belirlenen vergi borcunu ödeyecek nakdi bulamaz, mallarını satmak isteyenler olur, satamaz. Saracoğlu, gazetelere verdiği demeçlerde, kanunun hassasiyetle uygulanacağını, bugüne kadar savaş ortamının nimetlerinden ve bu memleketin misafirperverliğinden faydalanarak halkın sırtından rahat bir hayat sürenlerin tüm şiddetiyle cezalandırılacağını tekrar tekrar dile getirir. Dediğini de yapar. Kimi kaynaklara göre 1400’e yakın kişi borçlarını ödemedikleri için Erzurum Aşkale’deki çalışma kamplarına gönderilir. Ancak sadece İstanbul’da 40 bini aşkın mükellefin vergisini zamanında ödemediği düşünüldüğünde sayının sınırlı tutulduğu anlaşılıyor.

İşin ilginç yanı, İsmet İnönü’nün izni olmadan bu kanunun çıkartılması mümkün değil. Ama bugüne kadar Varlık Vergisi tartışmalarında İnönü ve CHP değil, Saracoğlu hedef tahtasına kondu hep. Nitekim İnönü, 1942’de Meclis kürsüsünde, “Ticaretin ve iktisadi faaliyetin serbestliğini bahane ederek milleti soymak hakkını hiç kimseye, hiçbir zümreye tanımamalıyız.” demiştir.

8 Mart 1943 günü seçimler yapılır. Saracoğlu, âdet olduğu üzere istifasını verir. İnönü onu yine başvekil atar. 9 Mart’ta 425 mebusun tamamının güvenoyunu alarak 2. Saracoğlu kabinesi göreve başlar. 

1943’ün Eylül ayında New York Times gazetesinde Varlık Vergisi’ni eleştiren yazılar çıkar. Bu yazılardan sonra 17 Eylül’de toplanan TBMM, henüz tahsil edilmemiş Varlık Vergisi borçlarının silinmesine karar verir. Varlık Vergisi, 15 Mart 1944’te de yürürlükten kaldırılır. Beklenen vergi toplanamaz. Kanun, hiçbir ekonomik soruna çözüm olmadığı gibi siyasi açıdan devletin ayrımcılığını ortaya koyduğu bir uygulama olarak hafızalara kazınır. Gazeteci Rıdvan Akar’ın “Aşkale Yolcuları” kitabına göre 900 bin kişinin yaşadığı İstanbul’da sadece 4 bin 195 Müslüman’dan, 54 bin 377 gayrimüslimden vergi toplanır. Türkiye’nin en zenginlerinden Vehbi Koç’un araya hatırı sayılır kişileri sokarak kendisine tarh olunan vergiyi düşürttüğünü, Saracoğlu’nun daha sonraki yıllarda Vehbi Koç’un Ankara’daki apartmanına taşındığını belirtelim.

‘Din zehirdir’ diyen başbakan

Toprak Mahsulleri Vergisi Kanunu, Çiftçilerin Toprak Edinmesi Kanunu, Saracoğlu döneminde çıkar. Parti içi muhalefetin de filizlendiği bu dönemde İsmet İnönü ve Şükrü Saracoğlu’nu eleştiren, sol yayınlar yapan Sertellere ait Görüşler Dergisi ve Tan Gazetesi, on bine yakın genç tarafından basılır.Saracoğlu’nun solcularla olduğu gibi dindarlarla da arası iyi değildir. Necip Fazıl, Bâbıâli kitabında Matbuat Umum Müdürlüğü’nün Saracoğlu’nun talimatıyla dönemin gazetelerine ‘Allah ve ahlâktan bahsetmek yasaktır’ tamimi gönderdiğini yazar. Saracoğlu, Millet Meclisi kürsüsünden ‘din zehirdir!’ hitabında bulunur. Kardeşi Hüseyin hafız, annesi Şerife Hanım beş vakit namazında bir insan olduğu hâlde Saracoğlu’nun dine öfkesi, dönemi etkisi altına alan pozitivizmden kaynaklanır.

7 Ocak 1946’da Demokrat Parti kurulur. Muhalefette Adnan Menderes ve Celal Bayar başı çekmektedir. CHP baskın bir seçim kararı alır. Saracoğlu, tarihe ‘gizli oy, açık tasnif’ ile geçen seçimde 465 sandalyenin 66’sını DP’ye kaptırır. II. Dünya Savaşı sona ermiş, savaşın galiplerinden Sovyetler Birliği Türkiye’den Kars, Ardahan, Artvin ve Sarıkamış’ı istemektedir. Hem seçim kaybı hem Sovyet tehdidi onun başvekillikteki sonu olur. İnönü, hükümeti kurma görevini Recep Peker’e verir.

26 Ocak 1948’de Meclis Başkanı Kazım Karabekir Paşa’nın ölümü, İnönü ile Saracoğlu’nu karşı karşıya getirir. Başkanlık için İnönü’nün adayı Ali Fuat Cebesoy’dur. Saracoğlu da seçime girer, kaybeder. Ancak Kasım 1948’deki Meclis Başkanlığı seçiminde 303 oy alarak koltuğa oturur. İki dönem başkanlık yapar.Ve 1950 seçimleri… Seçimler 27 yıllık tek parti iktidarı açısından hezimetle sonuçlanır. Saracoğlu dâhil pek çok CHP’li seçilemez. Şükrü Saracoğlu da eşi  ile İstanbul’a yerleşir. Gürkan Hacır’ın ‘Başvekil’ kitabından öğrendiğimiz kadarıyla Sovyet gezisinden sonra beyin iltihabı hastalığına yakalanmış, bu hastalık ilerleyen yıllarda parkinsona dönüşmüştür. Tedavi olmak için Fransa’ya gider. Döndüğünde eski İstanbul Defterdarı Faik Ökte’nin yazdığı Varlık Vergisi Faciası kitabı hakkında Son Posta’ya şunları söyler: “Eser benimdir, bugün olsa aynısını yapardım”.

Şükrü Saracoğlu, 27 Aralık 1953’te, son üç senesini kirada geçirdiği Teşvikiye’deki Cami Sokak, 9 numaradaki apartmanda ölür. Öldükten sonra adı sadece F.Bahçe Stadı’na verilir. Eşi Saadet Hanım 1980’de, Mobil şirketinde çalışan küçük kızı Fatma Evin ise 1981’de vefat eder. Yargıtay 9. Daire başkanlığı yapmış Aydın, 2003’te hayata gözlerini yumar. Yaşayan tek evladı Yılmaz Saracoğlu hâlen Kadıköy’de oturmaktadır.

Örtülü ödenekten 5 bin lira

Şükrü Saracoğlu, İzmir’de öğretmenlik yaptığı yıllardan itibaren futbola ilgi duyan biridir. Çocukluğunda daha çok güreş yapar. Altay’ın kuruluşunda onun da imzası vardır. F.Bahçe’ye muhabbeti ise Mülkiye’yi okuduğu İstanbul’da başlar. Fırsat buldukça F.Bahçe’nin maçlarını izler.

Saracoğlu, 1929’da bugünkü stadı F.Bahçe’ye kazandıran isimdir. O yıllarda Papazın Çayırı’nın sahibi İttihatspor’dur. Maliye Bakanı Saracoğlu kimsenin aklına gelmeyecek bir formül bulur: “Aynı semtte bulunan iki spor kulübünden üye sayısı fazla olan sportif faaliyetlerine devam eder. Diğeri kapatılır.” Böylelikle İttihatspor kapatılır. Saha 1 lira gibi sembolik bir bedelle Millî Emlak’a devredilir. 1932’de de yine Saracoğlu’nun girişimleriyle 9 bin liraya F.Bahçe’ye satılır.

1934’te yaşanan bir olay, Saracoğlu’nun F.Bahçe’ye başkan olmasına yol açar. 23 Şubat günü Taksim Stadı’nda F.Bahçe ile G.Saray karşı karşıya gelir. Maç, çıkan büyük kavga sonucu yarım kalır. Sahadaki olaylar tribündeki taraftarlara da yansıyınca ortalık savaş alanına döner. Yarım kalan bu maçtan sonra Mıntıka Futbol Heyeti toplanır. F.Bahçeli 9, G.Saraylı 8 futbolcuya ceza verir. F.Bahçeli Hüsamettin’e müebbet boykot ve diğerlerine 6 ay ile 2 yıl arasında çeşitli cezalar kesilir. F.Bahçe itiraz eder. Mıntıka Heyeti’nde yer alan Ağrı mebusu Halit Bayrak “Sizin yöneticilerinizi de cezalandırırız, olmazsa kulübü de kapatırız.” diye cevap verir. F.Bahçeli yöneticiler Hayri Celal (Atamer) ve Cafer (Çağatay) Bey’e de ömür boyu men cezası verilmiştir. Bu iki yönetici soluğu Ankara’da, o sırada adliye vekili olan Şükrü Saracoğlu’nun yanında alır. Saracoğlu tarihe geçen sözünü söyler: “F.Bahçe’yi kimse kapatamaz.” Yöneticilere derhal bir kongre düzenlemelerini ve kendisini başkan seçmelerini söyler. 16 Mart 1934 günü Şükrü Bey olağanüstü genel kurul kararıyla başkanlığa seçilir. Saracoğlu’nun F.Bahçe’ye bir başka imtiyazı da başbakanlığı döneminde olmuştur. 1946’da örtülü ödenekten F.Bahçe’ye 5 bin lira bağışta bulunmuştur.

17 yıl F.Bahçe’ye başkanlık yapan Saracoğlu’nun adı, 22 Temmuz 1998’de Aziz Yıldırım tarafından stadyuma verilmiştir.

Rıdvan Akar (Gazeteci, ‘Aşkale Yolcuları’ kitabının yazarı): Asıl amacı sermayenin el değiştirmesini sağlamaktı

-Varlık Vergisi uygulamasında Saracoğlu’nun gerekçesi neydi?

O dönem Avrupa’da faşist bir dalga vardı. Ülkeyi yöneten CHP içinde de böyle bir dalga mevcuttu. Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en ağır ekonomik bunalımını yaşıyordu. Ne enflasyon ne de karaborsa hiçbir dönemde böylesi bir seyir göstermemişti. Saracoğlu, Varlık Vergisi’nden; para arzını daraltmak, fiyatları düşürmek ve bütçe açığını kapamak gibi sonuçlar bekliyordu. Ama asıl amacı CHP’nin gizli oturumlarında sıkça dile getirdiği, sermayenin el değişmesini sağlamaktı.

-Gerçekten sermaye millileşiyor mu?

Millileşiyor. Vergiyi ödemek isteyenlerin sattığı mallar Anadolu burjuvazisi tarafından satın alınıyor.

-Varlık Vergisi sonrası devlette bir pişmanlık oluyor mu?

Demokrat Parti (DP) bu süreci çok iyi kullanıyor ve yönetiyor. CHP’nin bu konudaki suçunu önemli ölçüde oya tahvil eden bir politika izliyor. Varlık Vergisi ile ilgili ortaya çıkan zararın bir şekilde telafi edileceğine ilişkin taahhütler veriyor. Bu seçmen tabanında karşılık buluyor. Ama DP somut bir adım atmıyor.

 

-Kanunu dönemin basını da destekliyor.

Saracoğlu, Varlık Vergisi uygulamasından çok kısa bir süre önce basın patronlarını çağırıyor ve diyor ki “Bu vergiyi uygulayacağız ama basın patronları bu vergiyi ödemeyecek.” Basının tek parti rejimine rağmen herhangi bir tasarrufta bulunmasının zor olduğu bir dönemden söz ediyoruz. Dolayısıyla basın kayıtsız şartsız destek veriyor.

 

Prof. Dr. Ayhan Aktar (‘Varlık Vergisi ve Türkleştirme Politikaları’ kitabının yazarı): Varlık Vergisi amacına ulaşmadı

-Varlık Vergisi’nin ne gibi sonuçları oldu?

Gayrimüslim azınlıklar vergiyi ödeyebilmek için mallarını satmak zorunda kalıyorlar ve çoğunun iş hayatı sona eriyor. Saracoğlu ve arkadaşlarının beklediği Müslüman/Türk girişimcilerin birden piyasaya hâkim olmaları şeklindeki bir dönüşüm gerçekleşmiyor. Varlık Vergisi’nden sonra gayrimüslim azınlıkların Kemalist rejimle bütünleşmeleri sekteye uğruyor. 2. Dünya Savaşı bittikten sonra rejimden ümidini kesen azınlıkların çoğu Türkiye’den göç ediyor.

198
0
0
Yorum Yaz