02 07 2011

EVLİYA ÇELEBİ'NİN KAYIP HARİTASI

Evliya Çelebi’nin seyahat notlarına dayanan ve Çelebi’nin gözetiminde yapıldığı tarihi belgelerle kesinlik kazanan Nil Haritası, 1453 İstanbul Kültür ve Sanat Dergisi’nin 12. sayısına konu oldu. Evliya Çelebi’nin belgesel izi sayılabilecek harita, bu gün Vatikan Kütüphanesi arşivlerinde bulunuyor ve Çelebi’ye ait Seyahatname’den sonra en önemli belge olarak kabul ediliyor.   Daha önce hiçbir yerde yayınlanmayan bilgi ve belgeleri gün yüzüne çıkaran dosya, 'Evliya Çelebi'nin Belgesel İzleri' başlığıyla Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Nuran Tezcan tarafından kaleme alındı. Dr. Tezcan, Chicago Üniversitesi öğretim görevlisi Robert Dankoff ile beraber Vatikan arşivlerine giren ve haritayı gün yüzene çıkaran önemli bir bilim insanı.   Evliya Çelebi 1672-73’te Nil yolculuğuna çıkar. Amacı Nil’in kaynağını görmektir. Nil’in Kuzey kolları üzerinde Kahire’den İskenderiye ve Reşid’e daha sonra Dimyat’a gider. Tekrar Kahire’den yola çıkarak Nil’in kaynağı olan Cebel-i Kamer’e doğru Güney yönünde Nil’in sahillerini gezer. Sudan ortalarına kadar inen Evliya, Nil’e 32 konak yaklaştığını, fakat vahşi doğa ve barbar kavimler yüzünden daha ileriye gidemediğini ifade eder.   Evliya Çelebi yolculuğunda harita ile seyahat ilişkisinin önemini kavramıştır. Daha önce coğrafyacıların Sudan tarafına sıcaktan ulaşamadığını, bu bölgenin bilinmediğini, dolayısıyla kendisinin üstadı Nakkaş Hükmizade Ali Beg’den öğrendiği üzere seyahati esnasında resmetmiş olduğu kaleleri, şehirleri, nehir, dağ ve gölleri, Nil ve Funcistan seyahatini tamamlandıktan sonra, Pa... Devamı

02 07 2011

AVRUPALILARIN KÖKENİ RUSYA

    1991'den bu yana mağaralardaki kazılarda 200 kemik parçası bulundu.   Ukrayna’daki kazılarda 32 bin yıllık insan kemikleri bulundu. Uzmanlara göre kemikler, Avrupa’daki modern insanların kökenine ait en eski kanıt. Kırım bölgesindeki Buran-Kaya kazı alanından çıkan kemikler, dişler, aletler, fildişi süslemeleri ve hayvan kalıntılarını inceleyen araştırmacılar fosillerde, ölümden sonraki ritüellerin parçası olarak etin kemikten ayrıldığını gösteren kesik izleri tespit etti. Arkeolog Aleksander Yaneviç, Kırım dağlarındaki Buran Kaya’da 1991’de dört mağara bulmuştu. O tarihten bu yana mağaralardaki kazılarda 200 kemik parçası bulundu. Ayrıca fildişinden yapılmış süslemelere de rastlandı. Bu süs eşyası, bilim insanlarına eski insanlarla ‘Gravette’ olarak bilinen bir kültürel gelenek arasında bağ kurma şansını verdi. Adını Fransa’da Taş devri araştırmalarının başlatıldığı La Gravette bölgesinden alan bu kültür, Avrupa’ya yayıldı. Prof. Clive Finlayson, “Gravette modern insanı tanımlayan bir kültür. Bu insanların bıçakları, hafif aletleri, açık hava kampları vardı. Mamut kemiklerinden çadırlar dikmişlerdi” diyor. Finlayson’a göre, parçalar, Avrupa’daki insanların kökeninin Balkanlar ya da Ortadoğu değil Rusya ovaları olduğu görüşünü güçlendiriyor. Radikal, 23.06.2011 ... Devamı

25 06 2011

Marksistlerin afyonu

Mustafa AKYOL stargazete 2 Mayıs 2011 Pazartesi İşçi Bayramı 1 Mayıs, dün Taksim’de ikinci kez serbestçe kutlandı. Hem de hiç bir polis copu ve biber gazı olmadan... (“Polis devleti” olmuştuk ya hani; ondandır herhalde.)Kutlamalar coşkulu ve renkliydi. Meydanı süsleyen posterler arasında ise, dev kollu işçiler kadar, “komünizmin babası”nın, yani Karl Marx’ın portresi de vardı.Marx kadar popüler olmak, çok az düşünüre nasip olmuştur. Şimdiki bir şey değil, asıl 70’lerdeki rüzgarı çok güçlüydü. Türkiye dahil pek çok ülkedeki okumuş-yazmışların çoğu “Marx usta”nın yolundan gidiyor, aralarında sadece Marksizm’in hangi versiyonunun seçileceği konusunda ihtilaf çıkıyordu. Aradan zaman geçti ve 70’lerde koyu Marksist olanların bazıları tamamen bazıları da kısmen “liberalleşti”. İkinci gruptakiler, eski ideolojilerine olan nostaljik bağlarını yine de koruyorlar. Küresel ekonomideki her kriz karşısında “Marx haklıymış” diye heyecana kapılmaları, bizi eninde-sonunda sosyalizme ulaştıracak “tarih yasaları”na iman tazelemeleri, bundan.   Marx’ı ‘doğru’ anlamak İyi, güzel de, bu Markist koronun pek değinmediği bir sorun var ortada: Dünya Marksizm’i denedi!.. Hem de defalarca denedi. Sonuç her seferinde hüsran oldu. 100 milyona yakın insan, devrimlere, gulaglara ve “kollektivizasyon”lara kurban gitti. Dahası, komünizmin uygulandığı her ülke sefalete ve diktatörlüğe boğuldu.Peki ama acaba sorun, Marx’ın yolundan gidenlerin, o büyük düşünürün o müthiş fikirlerini anlayamaması mıydı? Problem, “Marx’ı yanlış yorumlayanlar” olmasındı sakın? İşte bu savunmayı g... Devamı

25 06 2011

Kemalizm niçin seçim kazanamaz?

Mustafa AKYOL star 20 Haziran 2011 Pazartesi CHP’nin ünlü şahsiyetlerinden Canan Arıtman, Kemal Kılıçdaroğlu’nun “yeni CHP”sine karşı çıkmış ve eski CHP’nin çok daha iyi olduğunu savunmuş. Hatta “Baykal’ın izlediği politikayla yüzde 35 alırdık” diye çarpıcı bir tahminde bile bulunmuş. Sayın Arıtman bizim zekamızla alay etmek mi istemiş, yoksa kendi sağduyusuna dair yeni soru işaretleri uyandırmayı mı dilemiş, belli değil. Belli olan, iddianın yanlışlığı. Çünkü Baykal çizgisinin (ve “Arıtman ruhu”nun) CHP’ye yüzde 20’nin üzerinde oy getirmediği ortada. “Yeni CHP”nin mütevazi ama kayda değer “yüzde 5’lik sıçrama”sının tam da bu eski çizgiden uzaklaşmayla elde edildiği de ortada.Peki niçin böyle? Niçin eski CHP seçim kazanmayı hayal dahi edemiyordu da, “yeni”sinde biraz kıpırdanma oldu? Kaybedenler kulübü Öncelikle “eski CHP”nin ideolojisinin adını koyalım: Kemalizm. 1925-50 yılları arasındaki Tek Parti diktası sırasında formüle edilen ve otoriter laiklik, asimilasyonist milliyetçilik ve anti-liberal devletçilik üzerinde yükselen bir fikriyat bu.İşin enteresan tarafı, Kemalizmin bugüne kadar tek bir defa bile serbest seçim kazanamamış, iktidara hep başka yollardan gelmiş olması.Bu “başka yol”, ideolojinin “altın çağı” olan 1925-50 arasında bildiğiniz diktatörlük olmuş. Kemalizmin cisimleşmiş hali olan CHP, başka tüm partileri kapatarak kurmuş ve korumuş iktidarını. 1924 yılında kurulan (ve Türk merkez sağının öncüsü olan) Terakkiperver Fırka’ya sadece altı ay, 1930’daki Serbest Fırka’ya ise sadece üç ay tahammül edebilmiş. Atatürk, siy... Devamı

25 06 2011

İmparatorluk

  Yağmur ATSIZ stargazesi 21 Haziran 2011 Salı   Son zamanlarda bir “Yeni Osmanlı İmparatorluğu” muhabbeti aldı yürüdü. Muhtelif Batı gazete ve dergilerinde yer alan yorumlara göre Ankara Osmanlı İmparatorluğu’nu “ihyâ” dâvâsı peşinde. Bu tahmin acabâ ne dereceye kadar doğru? Belki hatırlanacakdır, seçimlerden sonraki balkon konuşmasından sonra “Başbakan’ın en önemli cümlesi” başlıklı bir yazı kaleme almış ve orada bu en önemli cümlenin, Ankara, İstanbul vs. kadar Şam, Beyrut, Saraybosna, Kudüs vs.’nin de kazandığı ifâde edilen pasaj olduğu görüşünü savunmuşdum. Yâni Başbakan Erdoğan Türkiye’deki gelişmelerin sâdece Türkiye’yi etkilemekle kalmayıp geniş bir Balkan ve Ortadoğu coğrafyası üzerindeki pek çok devleti de doğrudan ilgilendirdiğini belirtiyordu ki bu geniş coğrafya Osmanlı coğrafyasıdır. Peki, bundan Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden diriltme amacı çıkarılabilir mi?   Klasik anlamda bir imparatorluk yapısı, başka bir deyişle müşterek ordu, bürokrasi, resmî dil gibi unsurları kasdediyorsanız çıkmaz. Ama kasdedilen de gâlibâ bu değil. Kasdedilen, Türkiye’nin son sekiz on yıldır şâyân-ı hayret bir câzibe merkezi hâline gelmesiyle ilgili. İçinde olduğumuz için yeterince farkında olmayabiliriz ama Türkiye gerek politik ve ekonomik gerekse kültürel bakımlardan bir tür “renaissance” (yeniden doğuş) yaşıyor demek abartılı olmaz kanaatindeyim. Ben şahsen bunu Osmanlı İmparatorluğu’nun “ihyâsı” olarak adlandırmakdan yana değilim. Bir kere imparatorluklar kılıçla kurulur ki burada kesinlikle böyle bir durum sözkonusu değil ve olamaz da! İkincisi is... Devamı

25 06 2011

Mezarlıkda ıslık çalmak

Yağmur ATSIZ stargazetesi 24 Haziran 2011 Cuma Türkiye ile, o zamanlar adı henüz Avrupa Topluluğu olan, Avrupa Birliği arasındaki münâsebetlere dâir ilk yazım 10 Kasım 1982 târihini taşıyor: “Üçüncü Cumhûriyet yâhut Kemalizm’in Ölüm Târihi Nedir?” O günden sonra da dönüp dolanıp hep bu konuya değinmişim. Son haftalarda“Yeni Osmanlı(cı)lık” konusu mütemâdiyen gündemi işgâl etdiği için görüşlerimi bir kere daha özetlememe müsaade ricâ ediyorum: Osmanlı İmparatorluğu Cihan Harbi (1914) başlarken, artık ölüm döşeğinde yatan bir hasta olarak bile hâlâ takrîben beş milyon km.2 toprağa sâhib muazzam geniş bir ülkeydi. 1918 Sonbahârı bu imparatorluk târih sahnesinden silinince geriye yine muazzam bir boşluk kaldı. Gerçi Osmanlının çekildiği yerlere İngiltere ve Fransa, kısmen de İtalya yerleşmişdi ama tutunamadıkları, hepsinin yirmi ilâ kırk sene içinde çekilmek zorunda kalmalarından belli oldu. Oysa Türkler bu bölgelerin bâzılarında Selçuklu ve Kölemenlerden beri 800 yılı aşkın süredir kök salmış ve o toplumların şartlarına uygun bir düzen kurmuşdu. Bizim bugün Ortadoğu’da ve kısmen Balkanlar’la Kafkasya’da yaşadığımız sarsıntılar o 1918 “Depremi”nin ardcılarıdır.Yâni Birinci Cihan Harbi kanaatimce hâlâ sona ermiş değildir. Değildir, zîrâ Batılı müstemlekeciler 1918’den sonra bu bölgede, kasıldı olarak, gayrı-tabii bir düzen, daha doğrusu düzensizlik kurdular. Irak, Sûriye, Lübnan, Filistin ve Ürdün gibi “masa başı” devletleri bu stratejinin sonucudur. Bu halleriyle “târihî” bi... Devamı

22 06 2011

1800 yıllık gladyatör hakemden şikâyetçi

22 Haziran 2011, Çarşamba milliyet Amisus (Samsun) kazıları sırasında bulunduktan sonra II. Abdülhamid tarafından bağışlanan mezar taşı Belçika’nın başkenti Brüksel’deki Kraliyet Sanat ve Tarih Müzesi’nde sergileniyor. Samsun’daki kazılarda bulunan gladyatör mezarının yazıları deşifre edildi: “Hakem kararı yüzünden öldüm” Yaklaşık 100 yıl önce Samsun’daki kazılar sırasında bulunan ve halen Belçika’nın başkenti Brüksel’de sergilenen, 1800 yıl önce yaşamış bir gladyatöre ait mezar taşında “Beni hakem hatası öldürdü!” yazdığı ortaya çıktı. Mezar taşının üzerinde biri ayakta ve diğeri yerde olmak üzere iki gladyatör tasviri bulunuyor. Ayaktaki gladyatörün elinde iki kılıç var, yerdeki gladyatör ise teslim olduğunu ve bağışlanmak istediğini belirten bir işaret yapıyor.    İnternet sitesi Livescience.com’un haberine göre, mezardaki kabartma yazıları deşifre eden Kanadalı Prof. Michael Carter mezarın Diodorus adlı bir gladyatöre ait olduğunu söyledi. Yerdeki gladyatörün Diodorus, ayaktakinin ise Demetrius olduğunu belirten Prof. Carter yazıda “Ben rakibim Demetrius düştükten sonra bile onu öldürmedim. Ama kader ve suma rudis (hakem) hatası beni öldürdü” denildiğini açıkladı. Prof. Carter kural gereği bir gladyatör karşı tarafın hamlesiyle değil de kazara yere düşerse hakemin dövüşü durdurup yere düşen tarafın kalkmasını beklediğini de belirtti.  ... Devamı

22 06 2011

İngilizleri şoka sokan araştırma

22 Haziran 2011, Çarşamba milliyet Bilim adamları, bunun nedeninin, 5. ve 6. yüzyıllarda Roma İmparatorluğu parçalandıktan sonra meydana gelen Anglosakson göçleri olduğunu belirtiyor. Genetik bilimciler, Kuzey Almanyalı ve Danimarkalılarda bulunan “Y kromozomu”nun bir parçasını incelediklerinde, aynı parçanın İngilizlerin yarısında da bulunduğunu keşfettiler. Alman arkeolog Heinrich Haerke, 5. ve 6. yüzyıllarda Kuzey Denizi’ni geçerek, İngiltere’nin güneydoğusuna gelen 200 bin civarında göçmen Anglosakson’un, talan ve yağmayla bölgeye yerleştiğini, bunun sonucu olarak bölgedeki insanların genetik haritasının değiştiğini söyledi. İngilizler, Almanlardan pek hoşlanmayan bir ulus olarak biliniyor. Devamı

16 06 2011

Adnan Menderes’i kuşattılar, ulaşamadım

İDRİS GÜRSOY Sayı: 861 / Tarih : 06-06-2011 Aksiyon Kurmay Binbaşı Samet Kuşçu, ‘9 subay olayı’nın demokrat kahramanıydı. Darbe hazırlıklarını ihbar etmesine rağmen cezalandırıldı, cuntacı 8 isim ise suçsuz bulundu. İşte bu tuhaf  olayın perde arkasını onun ağzından ilk kez aktarıyoruz. Kuşçu, yaşadıklarını araştırmacı Mehmet Tekin’e anlatmıştı...   Bilinen ismi Samet Kuşçu, aslında Abdussamet Kuşçu. Adının önüne hep ‘ihbarcı subay’ sıfatı eklenmiş. Ancak o ihbarcı olmadığı gibi TSK’nın en başarılı, istikbal vadeden, demokrat subaylarından biriydi. Ordunun politikaya girmesine karşıydı. Cuntacı arkadaşları ile bu yüzden yolları ayrılmıştı. Kuşçu, darbecilerin devirmek istediği iktidara sesini duyuramamış, yalnız kalmıştı. Adnan Menderes’ten yana yüreği yanıktı. Bir yakını ile bizzat haber göndermişti. Milli Savunma Bakanı ve İçişleri Bakanı’nı da uyarmıştı. Kendisinin Menderes’e bir şey olmaması için her şeyi yaptığı hâlde onun gafil davrandığından sık sık bahsediyordu. Kuşçu vefatından önce bunları şöyle anlatıyor: “İhmal vardı. Vurdumduymazlık vardı. Menderes’e ulaşmamı engellediler. Onu uyuttular. Hem kendi başını hem de beni yaktı!” ‘9 Subay Olayı’ diye tarihe geçen hadisede bilinmeyen ve çarpıtılan pek çok nokta var. 27 Mayıs 1960’ı izleyen yıllarda başta cuntacı subaylar, dönemin tanıkları hatıralarını yazdı. Samet Kuşçu ve 9 Subay Olayı’nı kendi bakış açıları ile anlattılar. Hepsi Kuşçu’dan ‘ihbarcı subay’ diye bahsetti. Ancak o bu sıfattan hiç hoşlanmadı, haksızlık yapıldığını düşünüyordu. Çünkü kendi ifadesiyle görevini yapmıştı. Demokrat Parti, 1950’de tek başına iktidar olmuştu ancak CHP ile tek partili d... Devamı

13 06 2011

TARİH KOKAN KROM VADİSİ TURİST BEKLİYOR

  Gümüşhane'de hazırlanan "Medeniyetler Yolu Üzerinde Gümüşhane" projesiyle, kentin en önemli tarihi ve kültürel miraslarından Krom Vadisi tanıtılacak. İçerisinde 34 kilise, 33 şapel, 2 manastır, 5 kale, 50 tarihi çeşmenin yanı sıra birçok tarihi eser barındıran Krom vadisi, proje sayesinde ulusal ve uluslararası platformda adını duyuracak.   Gümüşhane'de hazırlanan "Medeniyetler Yolu Üzerinde Gümüşhane" projesiyle, kentin en önemli tarihi ve kültürel miraslarından Krom Vadisi tanıtılacak. İçerisinde 34 kilise, 33 şapel, 2 manastır, 5 kale, 50 tarihi çeşmenin yanı sıra birçok tarihi eser barındıran Krom vadisi, proje sayesinde ulusal ve uluslararası platformda adını duyuracak. Gümüşhane Kültür ve Turizm Müdürü Temel Yalçın, Krom vadisinin kentin en önemli tarihi zenginliğinden biri olduğunu belirterek, "Vadi, Doğu Karadeniz'in dağları arasında gizlenmiş, zengin madenlerin, antik yolların, milletlerin, dinlerin, kültürlerin geçiş ve kaynaşma potasıydı" dedi. Geçmişten bugüne kadar tarihi dokusuyla gelen Krom Vadisi içerisinde çeşitli medeniyetlerden kalma 34 kilise, 33 şapel, 2 manastır, 4 cami, 5 kale, 50 tarihi çeşme, 300'e yakın tarihi konut, 5 kemer köprü bulunduğunu anlatan Yalçın, "Yörede eski yapılarda kullanılan doğal yapı taşları ve taş süslemeciliği alanında güzel örnekler var. Vadide farklı disiplinlerle yapılan çalışmalarla, kişilerin isteklerine bağlı olarak bütün bu güzellikleri görebilecekleri çeşitli istasyon noktaları ve bu noktaları birbirine bağlayan rotalar belirlendi" diye konuştu. Antik Çağ'dan 19. yüzyıla kadar önemli bir ticari yol ... Devamı