14 08 2011

Erzurum Kongresi kararları Nutuk’ta neden ‘eksik’ anlatıldı

Nutuk’ta yazılan her şeyin doğru olduğundan emin olanlardan mısınız? O halde bu yazıyla ilgilenmeyeceğinizden eminim! Atatürk'ün 1927'de okuduğu Nutuk'la Kongrenin orijinal kararları arasında bariz fark olduğu açık. Ayrıca Nutuk’ta 3 madde de eksik. Atatürk 1927 yılında okuduğu Nutuk’ta Erzurum kongresini ve kararlarını da anlatıyor; bu anlatım bütün ders kitaplarımıza, inkılâp tarihine ve tabiî tüm kutlama ve tören nutuklarına olduğu gibi aktarılmıştır. Eğer doğru olsaydı, bir mahsuru olmazdı tabiî! Atatürk, Nutuk’ta sıra Erzurum Kongresi kararlarına gelince, bir tür yoruma başvuruyor: bu kararları “o zaman nasıl anladığımı açıklayayım” demek suretiyle, aslında kararların asıllarından değil de, kendi yorumlarından söz edeceğini bildiriyor; ancak kararların orijinalinden ne metinde söz ediyor, ne de belgelerde bunlara yer veriyor. Dolayısıyla Nutuk’ta Erzurum kongresi kararlarını değil de, bu kararları daha o zaman Atatürk’ün nasıl anladığını öğreniyoruz. Sadece Nutuk ile yetinirsek, bu kararların asıllarını hiçbir zaman öğrenemeyiz! İşte bu nedenle karşılaştırmalı bir metin okuması yapılmadan gerçekte Erzurum’da ne gibi kararlar alındığını bilemeyiz.   Hilafetin korunması kararına sansür       Ne mi göreceğiz? Bakalım: Atatürk, ilk maddede millî sınırlar içinde vatan bir bütündür, bölünemez denildiğini söylerken; orijinal metinde, Trabzon iliyle Canik (Samsun) sancağının, şark illeri olarak tanımlanan Erzurum, Sivas, Diyarbakır, Elazığ, Van ve Bitlis illeriyle bu sahada yer alan ve idari olarak herhangi bir ile bağlı olmayan bağımsız sancakların hiçbir nedenle ve bahaneyle biri diğerinden ve Osmanlı camiasından ayrılamayacak bir bütün olduğu yazılıdır. Yani sa... Devamı

12 08 2011

Frenk kralların Türkçe merakı

Tarih boyunca Osmanlı’ya iltica edenler arasında Avrupalı krallar da vardı. Bu krallardan bazıları Türk diline ilgi duydular, Türkçe öğrendiler ve yazdıkları eserlerde Türkçe kelimeler kullandılar. Türkçe öğrenmekle yetinmeyip Türkçe gramer kitabı yazanlar da oldu. Yrd. Doç. Dr. BAYRAM NAZIR/Dumlupınar Üniversitesi Öğretim Üyesi Osmanlı Devleti tarih boyunca hem doğudan hem de batıdan dini ve siyasi nedenlerle ülkelerini terk eden binlerce mülteciye kapılarını açmıştır. Osmanlı’ya sığınanlar arasında üst düzey asker ve bürokrat bulunduğu gibi Avrupa siyasetine damgasını vuran krallar da vardır. Osmanlı’ya sığınan bu krallardan bazıları Türk diline ilgi duydular, Türkçe öğrendiler ve yazdıkları eserlerde Türkçe kelimeler kullandılar. Hatta bu krallardan 1849 yılında Osmanlı Devleti’ne sığınan Macar Kralı Lajos Kossuth Türkçe öğrenmekle yetinmeyip Türkçe gramer kitabı yazacak kadar Türkçe ile ilgilendi. Osmanlı Devleti’ne sığınıp Türk dili ile ilgilenen Avrupalı krallardan ilki Macar Kralı Thököly Imre oldu. Imre, Osmanlı Devleti’ne 1695 yılında eşi Ilan Zriny ile birlikte sığındı ve 6 yıl Osmanlı ülkesinde kaldı. Kral, Türkiye’de önemli sayıda Türkçe kelime öğrendi ve bu kelimelere Macarca eserlerinde sistemli şekilde yer verdi. Macar Kralı’nın kullandığı kelimelerin önemli bir bölümü Türk idari ve askeri hayatıyla ilgili kavramlardır. Örneğin, beylerbeyi, çavuş, efendi, ferman, yeniçeri, kadı, kapıcı başı, müftü, kahya ve defterdar gibi Türkçe kelimeleri yazılarında kullandı. Bunların yanı sıra, menzil, kiracı, sürücü, para, gemi, konakçı, kilo gibi askeri ve gündelik hay... Devamı

08 08 2011

Atatürk dinde radikal bir reform yapmak istedi

Prof. Dr. Şükrü Hanioğlu, Princeton Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Programı Direktörü ve Türk Araştırmaları Bölümü Başkanı. Yakın dönem Osmanlı tarihi alanında dünyada bir numara. Özellikle İttihat ve Terakki Cemiyeti üzerine yaptığı çalışmalarıyla tanınıyor.Princeton Üniversitesi yayınları arasından İngilizce olarak yeni çıkan “Atatürk: An Intellectual Biography” (Atatürk; Entelektüel bir biyografi) çalışması ise çok önemli bir ilk çalışma. Kitap, Atatürk’ü çevresinden bağımsız bir 'mucize' olarak anlatmak yerine, tarihi bir çerçevenin içine yerleştiriyor ve onun fikrî yanını etkilemiş olan akım ve düşünürlerle birlikte Osmanlı'dan çağdaş Cumhuriyet'e geçişin izini sürüyor. Atatürk: An Intellectual Biography, Türkiye’nin içinde debelenip durduğu bir fikri patinajdan, kültleştirilmiş Atatürk ve Kemalizm tartışmasından çıkmasına, bu alanda ihtiyaç duyduğu güvenilir kaynağa sahip olmasına ve elbette bir büyük boşluğu doldurmasına yardımcı olacak nitelikte. Türkçeye bir an evvel çevrilmesi ise zaruri.Şükrü Hanioğlu ile biz de Atatürk’ün entelektüel dünyasının nelerden ve nasıl oluştuğunu konuştuk.İngilizce olarak yayınlanan “Atatürk, Entelektüel Bir Biyografi” adlı çalışmanız, benzeri olmayan bir ilk çalışma. Çünkü Atatürk’ü Atatürk kılan, değerlerini ve hatta politikalarını belirleyen entelektüel geçmişinin izini sürüyor. Amacınızı, nasıl bir ihtiyaca binaen bu çalışmayı yaptığınızı sorarak başlamak isterim.   Bu çalışmayı hazırlamaktaki amacım, sizin de sorunuzda değindiğiniz gibi, ... Devamı

07 08 2011

Polonya'da Sobieski'den farklı Osmanlı!..

.............Osmanlı tüm dünyada böylesine gündeme gelince, Polonya bundan uzak kalmamış. Bilimsel tartışma programlarında hep Osmanlı tartışılıyor. Açıkçası 22 yıl sonra 'Osmanlı' ve 'Türkler'in övgüler ile anılması beni çok mutlu ediyor. Tabii ki konu hep dönüp dolaşıp İkinci Viyana Kuşatması'na geliyor. Biliyorsunuz Osmanlı ordusunun yenilgiyi ilk kez tattığı bu kuşatmada Avusturya ordusunu, o zamanki adı Lehistan olan Polonya'nın kralı 3. Jan Sobieski yönetmişti. Papanın talimatıyla 80 bin kişilik ordusuyla Avusturya İmparatorluğu'nun yardımına koşmuştu. Polonyalılar'a göre Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın yönetimindeki Osmanlı ordusu başarısız olunca, Avrupa tarihinin akışı değişti. Ekonomi ve tarih profesörleri ise, "Bizim kralımız Sobieski, Avusturyalılar'a yardım ederek Rusya'nın palazlanmasına neden oldu. Avusturya yıkılmayınca Alman İmparatorluğu güçlendi. Kazaklar, İsveçliler Osmanlı'ya saldırmaya başladı. Oysa Osmanlılar 1683 yılında Viyana'ya yerleşseydi bugün Türkiye ve Polonya Cumhuriyeti, Avrupa'nın en güçlü iki ülkesi olurdu. Çünkü daha sonraki yıllarda ne çarlar veya sosyalistler ne de Alman imparatorları veya faşist diktatörler gelebilirdi. Belki dünya savaşları da olmayacaktı. Tarih başka yöne akacaktı, dünya başka olacaktı" diyorlar. Benim çok basit dille anlatmaya çalıştığım bu varsayım ne kadar gerçekçi bilemem ama Polonya'da Osmanlı modası çığ gibi büyüyor. Keşke bunu ekonomiye de dökebilsek. Kanuni Sultan Süleyman'a nikahlı eş olan Hürrem Sultan ile müthiş gurur duyuyorlar. Bizim gazeteler Hürrem Sultan'ı Ukraynalı yazdı. Oysa o zamanlar Ukrayna yoktu, Polonya yani Lehistan'ın bir parçası idi. Hürrem... Devamı

26 07 2011

‘Anadolu’yu kurtarmak için biyolojik saldırı yapılabilir’

milliyet.com.tr26 Temmuz 2011, Salı Norveç’te 76 kişiyi öldüren Anders Behring Breivik 1500 sayfalık manifestosunda Türkiye topraklarının büyük bir kısmının Yunanistan ve Ermenistan’a verilmesini ve Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti’nin de Rum Kesmi’ne dahil olmasını öngörüyor. Türkyie’ye ait Batı Anadolu’daki toprakların Yunanistan’a, Doğu Anadolu’daki toprakların Ermenistan’a ve Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti’nin de Rum Kesmi’ne dahil olmasını isteyen Breivik, bu emellerini gerçekleştirebilmek için planlar da yapmış. Planlarda, “Bütün Müslümanlar Orta Anadolu’ya sürülmeli. Bu yolda biyolojik ve kimyasal saldırılar altyapıya zarar vererek kullanışlı olabilir. ABD muhtemelen tehdit edecek ve Türkiye, Kosova, Bosna Hersek, Lübnan ya da Suriye’yi askeri açıdan savunmaya girişecek” deniliyor. Osmanlı’yı incelemiş Saldırgan önce Osmanlı daha sonra Türkiye tarihini anlattığı manifestosunda Türkiye’nin AB’ye alınmamasını, NATO’dan çıkartılmasını istiyor ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’yi “yeniden İslamlaştırarak” Osmanlı dönemine döndürmek istediğini söylüyor.  Breivik geçen hafta arkadaşlarıyla sokağa çıktıktan sonra da günlüğüne “Ne de olsa bu benim onlarla son görüşmem” dedi. GÖNLÜNDEKİ TÜRKİYE Yüzyılın canisi Anders Behring Breivik, 1500 sayfalık manifestosunun 1316’ncı sayfasında, kendi tasarımı olduğu anlaşılan bir Türkiye haritasına yer veriyor. “Yeni bir Avrupa ve Ortadoğu yaratmak” adlı bu bölümde Breivik, modern “haçlı şövalyelerinin” Avrupa’da iktidarı ele geçirmesinden s... Devamı

26 07 2011

Karabağ’ı biz aldık Ağrı’yı size bıraktık

milliyet.com.tr26 Temmuz 2011, Salı  Ermenistan’da dün düzenlenen Ermeni dili ve edebiyatı yarışmasında öğrencilerden birinin, “Batı topraklarımızı Ağrı Dağı’yla birlikte geri alabilecek miyiz” sorusuna yanıt veren Sarkisyan, “Bu sizin neslinize bağlı. Mesela benim nesil üzerine düşen görevi başarıyla yerine getirdi. 90’lı yıllarda vatanımızın parçası Artsah’ı (Karabağ bölgesini) düşmanın elinden kurtardık. Her neslin bir görevi vardır. Siz de ileride bizim gibi görevinizi yerine getirip getirmeyeceğiniz birlik ve beraberliğinize bağlıdır. Biz Ermeni ulusu her zaman Anka kuşu gibi küllerden dirilmeyi başarmışızdır. Ama şunu da söylemem gerek. Günümüz dünyasında ülkelerin itibarı yüzölçümüyle ölçülmüyor. Ermenistan modern, güvenli ve ekonomide başarılı ülke olursa itibarı da o denli yüksek olacaktır” şeklinde konuştu. Devamı

25 07 2011

HALİÇ'TE 100 YILLIK ARITMA TESİSİ

Tarihi araştırmalar, dünyanın ilk en büyük arıtma tesisinin 1913-1918 yılları arasında Haliç'te yapıldığını gün yüzüne çıkardı. Benzeri İngiltere'de bulunan ve 2. Abdülhamit tarafından Alman mühendislere yaptırılan 100 yıllık Cibali Su Arıtma Tesisi, Sultan Reşat döneminde bitirildi.   Bugünkü Fatih'in tüm kanalizasyon atık sularının ve Cibali Tütün Fabrikasının atığının burada toplanması sağlandı ve arıtılarak Haliç'e bırakıldı. İngiltere'deki benzerinden sonra dünyada ikinci olarak İstanbul'da yapılan arıtma tesisi, büyüklüğü ve kapsadığı alanla da dünyanın ilk en büyük tesisi özelliğine sahip. 1960'lı yıllara kadar kullanılan tesis, faaliyette olduğu son yirmi yılda Cibali Tütün ve Sigara Fabrikası'nın özel arıtma tesisi olarak kullanıldı. Döneminin en iyi çevre ve şehircilik projelerinden biri olarak gösterilen arıtma tesisi, İstanbul Müzik Müzesi Müdürü tarihçi yazar Süleyman Faruk Göncüoğlu'nun araştırmalarıyla günyüzüne çıkarıldı. Göncüoğlu, Haliç'e bağlanan atık su ve kanalizasyon hattının, denizin ve Haliç'in kirlenmesini önleme çabası bakımandan kendi döneminde büyük bir öngörü ve ileri şehircilik anlayışıyla tasarlandığını ifade etti.   Zaman  20.07.2011 Devamı

14 07 2011

CHP’nin yıktığı camiler

Tarihî belge ve vesikalar, İnönü döneminde bazı camilerin ahır veya silah deposu olarak kullanıldığını, birçoğunun yıkıldığını, birçoğunun da satıldığını gösteriyor. Satışa çıkarılan mescidlerden biri de İstanbul Anadolu yakasındaki Göksu Mescidi (Mihri Şah Mescidi) idi. Bir süre parti binası olarak kullanılan mescidin tepesine altı ok konulmuştu. Başbakan Tayyip Erdoğan ile CHP’li milletvekili Muharrem İnce arasında İsmet İnönü ve cami rezidans polemiği yaşandı. Başbakan, “Cami arazisinin imarını değiştirip rezidans yaptınız mı?” diye soran İnce’ye “Cami arazilerini rezidans yapmak size yakışır, bize değil” dedi. Erdoğan, meclisteki konuşmasında Atatürk’ün talimat vermesine rağmen İsmet İnönü’nün Konya’daki Alaeddin camisini restore ettirmediğini, caminin bu dönemde ahır olarak kullanıldığını hatırlattı. Tarihi belge ve vesikalar, İnönü döneminde bazı camilerin ahır veya silah deposu olarak kullanıldığını, birçok cami ve mescidin yıkıldığını, bazı cami ve mescitlerin ise satışa çıkarıldığını gösteriyor. SATIŞ İLANI VERİLDİ Bu camilerin satışı için gazetelere ilanlar verilmiş. 23 Temmuz 1940 yılında Antakya’da yayınlanan Yenigün gazetesinin 4. sayfasında satışa çıkarılan camilerin ilanı yayınlanıyor. İlanda camilerin listesi ve fiyatları şu şekilde: Kurmalı mescid 120 lira, Kantara camii 50 lira, Şeyh Mehmet camii 50 lira, Tüveyr Oğlu Mescidi 100 lira, Şeyh Kubbe tekkesi 100 lira, Sofular camii 50 lira, Halil Ağa mescidi 20 lira, Sadık efendi mescidi 100 lira, Şeyh Ali camii 60 lira ve Halebi Osmaniye camii 400 lira. İBADETE KAPATILDI Türkiye’nin değişik illerinde yaklaşık 900 cami ve mescit ibadete kapatılırken bazıları yıkıldı. 1935 yılında Vakıflar Kanunu’nda yapılan değişiklikle camilerin kamulaştırılara... Devamı

08 07 2011

Sivas’ta o gün

Aksiyon  Sayı: 865 / Tarih : 04-07-2011   Size kozmik odalarda saklanan, çelik kasalarda korunan bir raporu açıklamayacağız. 18 yıl önce  ‘o gün’ bir şekilde orada olan insanlar gördüklerini anlatacak. Üzerinde çok gizli yazan bir belgeye ihtiyaç var mı? Her şey göstere göstere yaşanmadı mı? Birinin ‘kral çıplak’ demesi gerekiyor sadece. ‘Olaydan bir gün önce gece çalıştım. Ertesi gün sabah 10-11’de kalkıp işe döndüm. Öğleden sonra olay çıkınca vali konağının önüne gittim. Grup hareket hâlindeydi ve slogan atıyordu. Bir süre sonra otele fiziki taciz başladı. Vatandaş sayısı gittikçe arttı. Akşamüstü oteldeki yangın çıkmadan önce en kritik zamanda etkili olması gereken bazı emniyet müdürleri, yağmur gibi taş yağarken ortadan kayboldu. Gizli bir el onlara ‘kaybolun, müdahale etmeyin’ dedi. Birileri emir verdi, bazı şube müdürleri apoletlerini söküp sıradan polisin içine karışıp kayboldu. Görenler var… Apoletlerini niye söktükleri, niye saklandıkları ortaya çıkarsa iş çözülür. Onlar kimden talimat aldı, bir karanlık el varsa kaçan müdürler biliyor.” Konu Madımak, Saim Ece de mahkeme tutanaklarında ismi geçen o günün Sivas Emniyeti’nde haberleşmeden sorumlu şube müdürü. Tanık tutanaklarında isminin sıklıkla geçtiğini fark etmemiz üzerine kendisini Sivas’tan ve meslekten uzakta, sakin emeklilik hayatı içinde buluyoruz. Ona göre 10 polisle bile 300 kişilik o kalabalık dağıtılabilirdi; ama yapılmadı. Ece, 37 kişiye mezar olan Madımak yangınından iki üç gün sonra Alevilerin oturduğu Alibaba Mahallesi’nde yaşadığı bir olayı anlatı... Devamı

02 07 2011

ON YIL SONRA BALKANLARDA OSMANLIDAN İZ KALMAYACAK

      Geçtiğimiz hafta Atina’da, Balkanlar’daki Osmanlı mirasının incelendiği bir toplantı yapıldı. Prof. Machiel Kiel’in hem fikir babası, hem de başdanışmanı olduğu projeyle milliyetçilikler yükselirken, ‘öteki’ne ait mimari mirasın nasıl yok edildiğini ortaya konması amaçlanıyor.   Balkan coğrafyasına yolu düşenler, Osmanlı’dan kalma mahzun köprüleri, yıkıldım yıkılacağım diyen camileri, suyu nicedir akmayan şadırvanları, süpermarkete dönüştürülmüş tekkeleri görmüştür mutlaka. İmparatorluğun en uzun yüzyılının yenilgi ile neticelenip yeni milliyetçiliklerin boy vermesinin ardından, Osmanlı’dan kalan hemen her şey, yıkılıp tahrip edildi. Prof. Machiel Kiel’in öncülüğünde geçen hafta Atina’da yapılan üç günlük bir toplantıda bu tahribatın boyutları ve nedenleri tartışıldı. Türkiye’den Prof. Halil Berktay ile mimarlık tarihçisi Tülay Artan’ın katıldığı toplantının amacı, milliyetçiliklerin yükselme dönemlerinde tahrip edilen eserleri ve bunun tabii sonucunu gençlere anlatmaktı. Prof. Berktay’ın ifadesiyle, “Din ‘öteki’nin dini, sanat ‘öteki’nin sanatı olunca, cami, türbe ve tekkeleriyle dini anıtsal mimariyi dümdüz etmek büsbütün kolaylaşıyordu.” Benzer bir trajedi de Anadolu’da yaşanmıştı zaten ve Osmanlı, Bizans, Rum, Ermeni, Süryani kültür mirası, tamamen aynı veya benzer gerekçelerle tahrip edilmişti. 50 yıl boyunca Balkanlar’daki Osmanlı eserlerinin izini süren Hollandalı sanat tarihçisi Prof. Machiel Kiel ise durumu gayet net bir biçimde şu sözlerle özetliyor: “50 yıldır Balkan coğrafyasını geziyoru... Devamı