31 01 2012

Kanunî zulüm, meşrû şiddet!

Dersim Tenkili konusunda devletin niçin lüzumundan fazla sert ve abartılı şiddete başvurduğunu zihinde netleştirmek için, bir politikacı olarak Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın problem çözmekte tercih ettiği usûl, alışkanlık ve davranışları kavramak lâzım. Yapmak istediği şeyleri engelleyen unsurlara karşı yaklaşımı iyi anlaşılmalıdır. 1918 sonbaharında M. Kemal Paşa hiyerarşik üstlerine bağlı bir generaldi. Samsun’a üstlerinin bilgisi ve görevlendirilmesi ile gitti. Havza, Amasya, Erzurum ve Sivas’da yaptığı faaliyetler hakkında İstanbul’u daima bilgilendirdi. Ankara’da Meclis’i yeniden toplantıya çağırdığında (ki bu Meclis, yeni bir şey değil, Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nın devamı niteliğini taşır) temel gerekçesi işgal altındaki hilafet ve saltanat otoritesini kurtarmaktı. Esasen Meclis’in o gün itibariyle varlık sebebi de bu idi. İlk BMM’de M. Kemal Paşa, sözünü esirgemeyen ve gözünü budaktan sakınmayan bir Meclis’le birlikte çalışmak zorundaydı; onların sert eleştirilerini göğüsledi, iknaa çalıştı, desteklerini sağlamaya dikkat gösterdi ve Meclis başkanı olarak toparlayıcı bir rol üstlendi. Bu döneminde M. Kemal Paşa çoğunluğun rızasına, temel toplumsal değerlere ve meşrûiyete azami itinayı gösteren demokratik bir lider görüntüsü çizer. Saltanat’ın kaldırılması gibi radikal bir adımda bile Meclis’in desteğine muhtaç olduğunun farkındadır. Bu dönemde gücünü Meclis’e karşı korumak için, adına sonraları Birinci Grup denilecek bir çekirdek mebus topluluğunu organize ettiğini görüyoruz, -ki bu topluluk daha sonra CHP’ye dönüşmüştür-. Bu dönemde mebuslardan Ali Şükrü Bey’in ve Deli Halit Paşa’nın Ank... Devamı

31 01 2012

Tarihçiler arşivler açılırsa konuşur

  30 Ocak 2012 / MESUT ÇEVİKALP,aksiyon Doç. Dr. Şakir Batmaz, Ermeni meselesini tarihçilerin tartışmasını isteyen Ankara’nın kapalı tuttuğu arşivleri bir an önce açması gerektiğini söylüyor. Zira ‘soykırım’ iddiaları konusunda eski ve klişe söylemler Türkiye’nin elini güçlendirmiyor. Fransa ile ilişkilerinin sözde ‘soykırım’ üzerinden gerilmesinin ardından Türkiye, 1915’te yaşananların tartışmasının tarihçilere bırakılması gerektiğini bir kez daha yineledi. Ermeni meselesinin ulusal ve uluslararası arenada siyaset malzemesi olarak kullanılmasının sorunu daha da çetrefilli hâle getirdiğini öne süren Türkiye, konunun tarihçilere havale edilmesi gerektiği tezini savunuyor. Bu bağlamda kurulacak ortak tarih komisyonuna arşivlerini açmaya hazır olduğunu belirtiyor. 2009’da İsviçre’nin Zürih şehrinde imzalanan ‘normalleşme’ protokollerinin kadük kalmasına bakmaksızın bu yöndeki tavrını hâlâ koruyor. Ancak bu hissiyata rağmen arşivlerle ilgili somut bir adımın atılmadığı da görülüyor. Türkiye’de Ermeni meselesiyle ilgili ne kadar belge var? Bunlar hangi arşivlerde tutuluyor? Tasnif durumları nasıl? Yabancı araştırmacılar istedikleri arşivlerde çalışabiliyorlar mı? Cevap bekleyen benzeri soruları ve arşivlerimizin hâlini Ermeni meselesinde önemli makaleler kaleme alan, yurtiçi ve dışındaki arşivlerde çalışmalar yürüten Doç. Dr. Şakir Batmaz ile konuştuk.     -Fransa ile yaşadığımız gerilim sonrası Ankara bir kez daha Ermeni meselesinin arşivler üzerinden konuşulması gerektiğini yineledi. Türkiye’deki arşivler bu tür bir çalışmaya hazır mı? Türk yetkililerinin geçmişteki çetrefilli ko... Devamı

25 12 2011

PARFÜMÜ DE ONLAR BULMUŞ!

PARFÜMÜ DE ONLAR BULMUŞ! |  görsel 1

    Tarihte 150 yıl gibi kısa sayılabilecek bir dönem hüküm süren uygarlığın başkentindeki kazılar üzerine çeşitli araştırmalar yürüten ve rehberlik de yapan Salihli Turizm Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Uçar, araştırma sonuçlarını ”Paranın Doğduğu Kent: Sardes” adlı kitabında topladı.   Uçar, yaptığı değerlendirmede, tarihe damga vuran en önemli uygarlık olarak nitelediği Lidya Krallığının bilim, sanat, mimari, tekstil ve madencilik gibi alanlarda pek çok ilki hayata geçirdiğini kaydederek, zirvedeyken yıkılan uygarlığın mirasına, aynı toprakları paylaştığı eski Helenler ile kendisini tarihten silen Persler’in sahip çıktığını anlattı.   Bugün zenginliği anlatmak için kullanılan ”Karun kadar zengin” tabirinin aslında son Lidya Kralı Croesos’un (Krezüs-Karun) isminden geldiğini hatırlatan Uçar, tüm bunlara rağmen Lidyalılar’ın tarihte hak ettiği yeri alamadığını düşündüğünü, bu nedenle yaptığı araştırmaların sonuçlarını bir kitapta toplama gereği duyduğunu söyledi.   Uçar, ”Lidyalılar, para dışında tarihteki pek çok ilke imza atarak, akıllarından bile geçirmedikleri halde icat ettikleri paranın getirdiği kapitalizmle, iç ve dış satımı başlatmış, ekonomik ve mali sistemlerin doğuşunu da gerçekleştirmiş” dedi.   İlk termal tedavi ”Paranın Doğduğu Kent: Sardes” adlı kitapta yer alan bilgilere göre, kazılar sırasında gün yüzüne çıkarılan termal havuz, Sardes antik kentindeki en önemli Lidya kalıntılarından biri.   İlk jeotermal ısıtma sisteminin, Romalılar döneminde bu bölgede kullanıldığını ortaya koyan havuzun uzunluğu 33, genişliği 7 ve derinliği 1,5 metre civarında. ... Devamı

04 12 2011

ANTİK ÇAĞ KADINI DA SÜSE DÜŞKÜN ÇIKTI

ANTİK ÇAĞ KADINI DA SÜSE DÜŞKÜN ÇIKTI |  görsel 1

      İzmir’in Torbalı İlçesi'ndeki Metropolis antik kenti kazılarında 2 bin 200 yıl öncesine ait kadın mezarında 50′nin üzerinde koku şişesi, tokalar, aynalar, yüzükler bulundu.   Metropolis Kazı Heyeti Başkanı, Trakya Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr. Serdar Aybek, Torbalı İlçesinin Yeniköy ve Özbey köyleri arasında bir tepenin üzerinde yer alan ve “Ana Tanrıça Kenti” anlamına gelen Metropolis’teki kazı çalışmalarının 20 yıldan bu yana Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sabancı Vakfı, Metropolis Sevenler Derneği ve Torbalı Belediyesi’nin desteğiyle sürdüğünü belirtti.   Metropolis’teki kazı çalışmalarının o günkü yaşamla ilgili birçok detayı da gün yüzüne çıkardığını anlatan Aybek, 2009′un sonunda tiyatronun alt yamaçlarında sivil konutlarda yaptıkları çalışmada tesadüfen bir mezarlık bulduklarını söyledi.   Binaların inşasından önce bir mezarlık alanının bu bölgede yer aldığını ifade eden Aybek, mezardan çıkarılan kadın cesedinin İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda Sadi Çağdır tarafından incelendiğini anlattı.   Aybek, şu bilgileri verdi: "İstanbul Adli Tıp Kurumu’ndan Dr. Sadi Çağdır’ın yaptığı araştırmaya göre 24-25 yaşında bir genç kadının cesedi bu. Mezarlıkta 50′nin üzerinde koku şişesi, saç tokaları, aynalar, küpeler, yüzükler çıktı. 25 ya şlarındaki bu kadın Metropolis’in varlıklı ailelerindendi. Mezardan çıkanlar kadının süslenme merakının yüzyıllar öncesine dayandığını gösteriyor.   Mezarı ilginç, çekici kılan bir diğer şey de kirmendi. An... Devamı

04 12 2011

AYASOFYA CAMİİ, HİÇ MÜZE OLMAMIŞ

AYASOFYA CAMİİ, HİÇ MÜZE OLMAMIŞ |  görsel 1

      Kurban Bayramı'nda açılan tarihi İznik Ayasofya Camii, tartışmaları da beraberinde getirdi: Ayasofya Camii müze miydi? CHP'li milletvekilleri konuyu meclise taşımaya hazırlanırken Kültür Bakanlığı ile Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün yazışmaları Ayasofya Camii'nin hiçbir zaman müze olmadığını gösteriyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün, Bursa'nın İznik İlçesi'nde restorasyonunu tamamladığı Ayasofya Camii, Kurban Bayramı'nda ibadete açıldı. 90 yıl sonra camide milletvekilleri cemaatle saf tuttu, dualar etti. Açılıştan birkaç gün sonra yeni bir tartışma başladı: Ayasofya Müzesi nasıl camiye çevrilir? Bazı yazarlar bunu köşesine taşırken CHP milletvekilleri şehre çıkarma yaptı. CHP Bursa Milletvekili Sena Kaleli liderliğindeki grup, konuyu meclise taşıyacaklarını söyledi. Meclisin gündemine ne zaman gireceği bilinmez ama belgeler Ayasofya Camii'nin hiçbir zaman müze olmadığını gösteriyor.   Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü, 23.01.1995'te Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne Ayasofya Camii'nin müze olması için başvuruda bulunmuş. Müdürlüğün olumsuz cevabı şöyle: "6570 sayılı kanunun 1. maddesinde "Mabedler kiraya verilemez ve ibadethane haricinde hiçbir iş için de kullanılamaz hükmü yer almaktadır. Söz konusu Ayasofya Camii'nin müze olarak kullanılmak üzere Kültür Bakanlığı'na tahsisi mümkün olamamaktadır." Tartışmaların yersiz olduğunu gösteren bir diğer belge ise tapu senedi. Orhangazi Vakfı'na bağlı ibadethane, kayıtlarda camii olarak geçiyor. Vakıfla... Devamı

04 12 2011

KARKAMIŞ KRALLIĞI'NIN İLK KRALININ ADI TESPİT EDİLDİ

KARKAMIŞ KRALLIĞI'NIN İLK KRALININ ADI TESPİT EDİLDİ |  görsel 1

    Gaziantep’in Karkamış İlçesi'nde mayından temizlenen Karkamış antik kentindeki kazı çalışmaları kapsamında bulunan stel sayesinde Karkamış Krallığı’nın ilk kralının adı tespit edildi.   Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Bologna Üniversitesi (İtalya) tarafından yürütülen ve bu dönem için tamamlanan kazı çalışmalarında bakanlık temsilcisi olarak görev alan arkeolog Ahmet Beyazlar, alanda yaptıkları incelemede, höyüğün güneybatı yamacında bazalt taşından yapılma, üzerinde üstte güneş, ay ve kartallı güneş kursu amblemi bulunan, altında 8 sıra “Luvi Hiyoroglif” yazılı bir stel (yazıtlı veya figürlü dikili taş) bulduklarını söyledi.   Stelin daha önce hiç görülmemiş, bilinmeyen bir stel olduğunu, üzerindeki yazıtın fotoğraflarını İstanbul Üniversitesinden Prof.Dr. Ali Dinçol ve İngiliz Prof.Dr. David Howkins’e gönderdiklerini ifade eden Beyazlar, şöyle konuştu:   “Yazıt okundu ve iki profesörün söyledikleri birbirini tutuyordu. Karkamış Krallığı’nın birinci kralının ismi bilinmiyordu. Karkamış Krallığı’nın ilk kralı olan Sapazata’nın adı bu stel sayesinde tespit edildi. Stelde ayrıca Karkamış Krallığı ve başkenti hakkında bilgiler ve diğer krallar olan Tarhunda ve onun oğlu Suhi’nin adı da yer alıyordu. Bu bizi çok sevindirdi. Çünkü bu yazıtta tarihin karanlık bir noktası aydınlatıldı. Stelin MÖ 10. yüzyılın başına ait olduğu ve steli küçük kral Suhi’nin Karkamış büyük kralı Ura Tarhunzas için yaptığı anlaşıldı.”   Beyazlar, eserin temizlik çalışması ve çizimlerin yapılması için Gaziantep Arkeoloji Müzesi’ne teslim edildiğini belirtti.... Devamı

08 10 2011

6-7 Eylül efsaneler ve gerçekler

19 Eylül 2011 Pazartesi   star En doğrusu merhum Sebahattin Zaim’in tespitleri: “İstanbul’daki 6 Eylül hadiselerini organize edenin, Gladyo teşkilatı yoluyla Özel Harp Dairesi’ni harekete geçiren İngilizler olduğu anlaşıldı. Türkiye’deki gayr-i Müslimlerin huzurunu dünya siyasetini yöneten güçler bozdu. Sonunda olan gayr-i Müslim azınlığa oldu...” CELAL TAHİR / Araştırmacı Yazar orlu Türkiye’nin daha aktif olmasını istemişti. Öyle anlaşılıyor ki, o gece, 5 Eylül gecesi Florya’da Bayar, Menderes ve Dr. Namık Gedik, şöyle bir tertip yapmışlardır” diyen Kıbrıs Türktür Cemiyeti (KTC) Başkanı Hikmet Bil, hatıratında kişisel izlenimine dayalı kanıtlanması güç iddialar ortaya atar. Bil edindiği bilgileri aynı gün tarafından olağanüstü toplantıya çağırılan KTC yönetim kuruluna iletilir. Kıbrıs Türktür Cemiyeti (KTC) apayrı bir muammadır. Cemiyet Sedat Simavi’nin eseri gibidir. Hikmet Bil Sedat Simavi’nin avukatıdır.  Yassıada 6-7 Eylül davasında büyük skandal, Zorlu’nun, Londra’daki müzakere esnasında Menderes’e çektiği, ama aslı bir türlü bulunup mahkemede okunamayan?! telgraftır. Coşkun Kırca telgrafı her nasılsa yanlış hatırlamıştır? Kırca, olayın bir tertip olduğunu, o tarihte önünden geçtiğini iddia ettiği bir telgrafa dayandırarak anlatır: “Tahminen 27-30 Ağustos 1955 tarihleri arasında Londra’dan Ankara’ya gönderilen bir telgrafın suretini okuduğumu hatırlıyorum... Bu şifre telgrafta ‘Başbakana arzı’ kaydı ile şunlar yazılı idi: ‘İngilizler nezdinde tezimizin kabulü için ısrarlı faaliyetimiz devam etmektedir. Her ne kadar yaptığımız teşebbüsler kendilerini hayli şaşırtmış ise de, bu hususta yine de &c... Devamı

02 10 2011

Hukuk devrimi neyin bedeliydi?

'Mustafa' filmiyle çıkan son tartışmalar ışığında bir kere daha gördük ki, 'Kemalizm' nasıl Meşrutiyet dönemindeki zengin tartışmaların bağrından filizlendiyse, 'Post-Kemalizm' de 'Kemalizm'in 85 yıllık zikzaklı deneyimlerinden besleniyor. Şimdi bir de başımıza 'Post-Kemalizm' diye bir deli gömleği daha çıkarma Allah aşkına, diyorsanız geç kaldığınızı söyleyebilirim. Çünkü çıktı bile. 1980'li yılların asker 'Atatürk'ü 2000'li yıllarda yeni giysileriyle karşımızda. Emperyalizmin anlamının iyice sulandırıldığı bir çağda sözde 'anti-emperyalist' mücadelenin kalpaklı Atatürk resmi ile 'Mustafa' filminde imal edilen daha insanî, hata 'dahi' yapabilen, 'içimizden biri' olarak Atatürk resmi etrafında gidip gelmekte 'Post-Kemalizm' dediğim ilginç zihniyet oluşumu. Dikkat edilirse, 'Post-Kemalist' söylemde de Atatürk ve yaptıkları yüzeysel tasvirlerin bir adım ötesine gitmemeye yeminlidir. Halkıyla beraber olan iyi bir 'Baba', tıpkı kargaları kovduğu gibi düşmanları da yurttan kovmuş, Langaza'daki koca tarlanın ortasındaki küçücük kulübesine sığındığı gibi, geniş ama belalı Osmanlı topraklarındansa küçük ve gerçekçi bir Türkiye'yi hedeflemiş ve başarmıştı vs. vs. İyi de bütün bu devrimler, hâlâ hayırsever bir babanın milletine 'lütfu' olarak anlatılırsa orada gerçek kargalar bile yiyecek bir tek tane bulamayıp gitmezler mi? Gerçekler buharlaşmaz, fikir hayatı çölleşmez, tarih, sırra kadem basmaz mı? Meydan kala kala bakla tarlası ile kargalara kalmaz mı? 'Nutuk'ta Gazi Mustafa Kemal kendisi söylüyor, Takrir-i Sükûn Kanunu'nun sağlad... Devamı

02 10 2011

İşte Vahdettin’in Kuva-yı Milliye’yi destekleyen hatt-ı hümayunu

2006 yılında bir çağrıda bulunmuştum bu köşeden. Gelin, demiştim, Milli Mücadele'nin Sivas'ta çıkan ilk yayın organı "İrâde-i Milliye" gazetesinin tamamını yeni harflere çevirip yayımlayalım. Doğrusu gösterdiğiniz alaka, heyecan aşılıyor meyus kalbime. Hâlâ cevap verenler, hazır olduklarını söyleyenler oluyor. Şimdi size ve o gönüllülere buradan duyurmak boynumun borcu oldu: Çağrımız Sivas'ta yankılandı ve bir grup öğretim üyesi elbirliği etmek suretiyle 40 kadar "İrade-i Milliye" nüshasını Latin harflerine çevirdiler, Sivas Belediye Başkanı Sami Aydın Bey'in destekleriyle Buruciye Yayınları tarafından Osmanlıca orijinaliyle birlikte 2007 yılında yayınlandı. Yani eksik de olsa bu ilk resmi yayın organının bir koleksiyonuna sahibiz. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Keşke diğer gazete koleksiyonları da aynı bahtiyarlığı yaşayabilse. Yine de bir iki noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Birincisi, kronik problemimiz olan ciddi okuma hataları. En basiti, kapı, eşik anlamına gelen 'südde' kelimesinin ısrarla 'sedde' yazılması (msl. s. 19) ya da "istiksâratımızın" (s. 159) kelimesinin doğrusunun "istiksar etmezler" olması gibi. Bunlar ufak tefek kusurlar gibi görünüyor ama yapılan işin önemi karşısında daha ciddi olunması gerekirdi. "İrade-i Milliye" gazetesinin maalesef tam bir koleksiyonu hiçbir yerde yok. İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde de sadece mikrofilmleri mevcut. Asıllarını isteyince yok diyorlar. Nasıl yok olur? Anlamak mümkün değil. Allah'tan Amerikalılar var da, gazetenin Türkiye'de dahi bulunmayan bazı nüshalarını Chicago Üniversitesi Arşivi'nden temin edebiliyorsunuz. Benim asıl üzerinde durmak istediği nokta, şeklinden şemailinden ziyade "İrad... Devamı

02 10 2011

KRALİÇE HATSHEPSUT'U ÖLDÜREN KREM

  Mısır’da bulunan ve Kraliçe Hatshepsut’a ait olduğu düşünülen 3 bin 500 yıllık krem araştırmacıları şaşırttı. Kraliçe’nin bu kremin içindeki zehirli madde nedeniyle ölmüş olabileceği iddia ediliyor.   Eski Mısırlıların krem ve pomatları çok fazla kullandığı, bilim adamlarınca doğrulanan ve binlerce yıllık resimlerle kanıtlanan bir gerçek. Ancak, bir Mısır kraliçesinin bu kremler yüzünden öldüğü hipotezi kimsenin aklına gelmezdi. Ta ki, 3 bin 500 yıllık bir krem şişesi araştırmacılar tarafından bulunana kadar.   Paris’teki Louvre Müzesi’nde düzenlenen bir toplantıda bir araya gelen Mısır araştırmacılarının tartışmaya açtığı hipotez çerçevesinde tezler ve antitezler masaya yatırıldı.   3 bin 500 sene boyunca bozulmadan günümüze kadar gelen kremin içinde palmiye ve muskat yağının dışında benzopiren isimli zehirli madde de bulunuyor ve krem şişesinin üzerinde adı yazan Mısır kraliçesi Hatshepsut’un yüksek derecede kanserojen hale gelen bu krem yüzünden ölmüş olabileceği üzerinde duruluyor.   Kraliçe Hatshepsut’un mumyası ve mezarı 2007 yılında bulunmuş, bir cilt hastalığından veya diş apsesinden ölmüş olabileceği öne sürülmüştü. Hürriyet, 07.09.2011 ... Devamı