Haritanın Tamamını Görmek İçin

2012-07-21 12:17:00

Cumhuriyet tarihinde iki kişi iktidara önceden yaptığı planlarıyla geldi: Mustafa Kemal ve merhum Turgut Özal. Mustafa Kemal, yapacaklarını daha Samsun-Amasya-Erzurum hattında iken Mazhar Müfit Kansu'ya tek tek yazdırmıştı.Bunlar, Mustafa Kemal'e ve arkadaşlarına Samsun vizesini veren İngiltere ile Lozan'da tescil edilip, taahhüt altına alındı. Aynı İngiltere, "Ortadoğu" denilen coğrafyada mevcut sunî sınırları çizen ülkedir de. Bu sınırlar öyle çizildi ki, meselâ Kürtler Irak, Suriye, İran ve Türkiye arasında, Belucîler İran, Pakistan ve Afganistan arasında dağıtıldı. Çok açıktı ki, bu etnik unsurlar, İslâm ülkelerinin tamamen kendileriyle meşgul olması ve vakti geldiğinde bir defa daha bölünmesi adına kullanılacaktı. Nitekim İngiltere mahreçli Financial Times gazetesinin Mayıs 1983'te, PKK'nın kuruluş günlerinde, yayınladığı ve dünyanın 2010 yılında alacağı öngörülen  haritada zikri geçen dört ülkeye dağıtılmış Kürt bölgesi 'Büyük Kürdistan' olarak çiziliyordu. Dolayısıyla, PKK/KCK terörüne öncelikle bu açıdan değil de, Güneydoğu'daki şartların kendiliğinden sebep olduğu bir terör olarak bakanlar, fecî yanılıyorlar. Yavuz Sultan Selim, Mısır seferine çıkarken İdris-i Bitlisî kendisini, Güneydoğu Anadolu'yu da Osmanlı Devleti sınırlarına katmaya teşvik etmiş ve "Sultan'ım, bu bölgenin güvenliği Musul'dan geçer." diyerek, Musul'a kadar fethedilmesi gerektiğini bildirmişti. İdris-i Bitlisî'nin kurmay zekâsına sahip olmayanlar, İngilizlerin İslâm dünyasında çizdiği sunî sınırlara teslim oldular. Taha Kıvanç, Lütfi Akdoğan'ın hatıralarından bir zaman MİT müsteşarlığı yapmış ... Devamı

Türkiye’nin illegal haritasını benden iyi bilen yok

2012-07-10 22:21:00
Türkiye’nin illegal haritasını benden iyi bilen yok |  görsel 1

                    9 Temmuz 2012 / CEMAL KALYONCU-Aksiyon Deniz Harp Okulu’ndan atılmış, sınıf arkadaşları Silivri’de yargılanıyor, Ülkü Ocakları’nda illegaliteden sorumluymuş, 70’lerde MİT’in teklifine evet demiş, Ağca’yı yurtdışına kaçırmış... Avukat Doğan Yıldırım’dan tarihe tanıklık eden açıklamalar. “Sarp (Kuray) abi ile beraber bir vesile Doğu Perinçek'e gittik. Bir şeyler olduğunu hissediyoruz, yani Türkiye'de bir şeyler oluyor. Sabaha kadar konuştuk. Sarp abi dedi ki ‘Doğu, sen beni sevmezsin de ben seni severim. Ben 12 Mart 1971'de bir darbe yedim. Orduyu Amerikan konsepti dışında görme. Görürsen yanılırsın. Eğer sen bu darbeyi yersen hiç dayanamazsın.' Doğu Bey de ‘Ya köprünün altından çok sular geçti' dedi.”     - Yanlış anlamamak için soruyorum. 2002-03 yıllarında Doğu Perinçek sizi birlikte hareket etmeye mi çağırıyor?     Şimdi o bir tartışma, enstantane, söyledim yani. Bir vesile ile gittik, konuştuk. Ben tabii dinliyorum. Sarp abiye de hak verdiğim yerler var, Doğu Bey'e de. Aklımda kalan bu. Yani Sarp abi ‘Ben bir darbe yedim. Amerikan konsepti dışında düşünme bu orduyu, düşünürsen, ben zor çıkardım, sen çıkaramazsın' dedi.     -Bir hazırlık var, Sarp Kuray ‘Biz eskiden yaptık, siz yapmayın' diyor…     Evet. Yani diyor ki ‘Ordu bildiğin, millî ordu değil, yanılıyorsun. Amerikan buyruğundadır. İdamla yargılanan adamlar... Devamı

Dinç Bilgin: Ellerinden gelse yine darbe yaparlar

2012-06-24 11:21:00
Dinç Bilgin: Ellerinden gelse yine darbe yaparlar |  görsel 1

18 Haziran 2012 / İDRİS GÜRSOY Dinç Bilgin, “Basın, Genelkurmay’ı, yarı ilahi bir makam gibi görüyordu. Medya, 4. güç olmanın ötesine geçti.” diyor. 28 Şubat’ın sivil ayaklarına dikkat çekerek “Yine darbe yapabilirler.”  uyarısında bulunuyor. Ünlü medya patronlarından Dinç Bilgin, televizyon ve gazetesini kaybetti, yargılanıyor. Adliyeden ayağının tozu ile geldiği Sarıyer’deki (kızına ait) Boğaz manzaralı bir villada, sadece 28 Şubat sürecini değil, yakın siyasi tarihimizde medya-iktidar ve özellikle de asker-medya ilişkilerini konuştuk. Canı yanmış ancak çok da can yakmış bir medya patronu olarak sorularımıza mümkün olduğunca açık cevaplar vermeye çalışıyor. Bazı cevapları ‘off the record’ oluyor. Bilgin, “Basın, Genelkurmay’ı, yarı ilahi bir makam gibi görüyordu. Medya dördüncü güç olmanın ötesine geçti.” diyor. 28 Şubat’ın sivil ayaklarına dikkat çekip “Ellerinden gelse yine darbe yaparlar.” uyarısında bulunmayı ihmal etmiyor. Fethullah Gülen’i hedef alan kaset olayında, ATV’nin kritik noktalarının ele geçirildiği itirafında bulunuyor. 1940 doğumlu Bilgin’in İzmir’de Yeni Asır’da başlayan gazeteciliği, İstanbul’da Sabah’la zirveye ulaşıp 28 Şubat 1997 sürecinde noktalanıyor. Yarım asrı geçen meslek hayatında olağanüstü dönemlerin hem tanığı hem de içinde olan Bilgin, 28 Şubat’ın basın aktörlerinden de biriydi. Turgut Özal’la Sedat Simavi’nin büyük kavgasının canlı tanığı oldu. İşte Bilgin’in ağzından bir dönem içinde olduğu Türk basınının demokrasi sicili… -Türkiye’de basın kaçıncı kuvvet?... Devamı

Meşhur Gaflar

2012-06-04 20:18:38

  01 Haziran 2012 Cuma 11:55 Aklımızda kalanları şöyle bir tekrarlayalım... Oduna değil, Kılıçdaroğlu'na bak! Uludere için halk dalkavukluğunu bırakıp, bazı gerçekleri dile getirince yerden yere vuruldu. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, "gaf şampiyonu" ilan edildi. Bir gazetemiz, adının üstüne "odun resmi" bile koydu. Bakan Şahin'i, "odunla" resmedenlere bakılırsa, yaptığı o "büyük gaf" ıhlamur ağacı ile çınar ağacını karıştırmasıydı! Bu tartışmaların sonunda, Uludere açıklamasını eleştirenlerle, Şahin'e "gaf şampiyonu" diyenler, aynı noktada birleşti: -İstifa etsin, artık o koltukta oturamaz... Neden oturamasın? Baksanıza, CHP'nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu oturuyor! Eğer mesele sadece "gaf yapmak" ise, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun eline su bile dökemez. 1) Şahin'in, Uludere ile ilgili söyledikleri gaf değil, gerçekler. 2) Çınar ile ıhlamur ağacını karıştırması, üzerinde durulmayacak kadar basit ve insani bir hata. 3) Bana göre Şahin, sadece kendisini karşılamaya gelen vatandaşa söylediği "haydi bir takla at da görelim" sözünden dolayı eleştirilebilir. Başka yok; tamamı bu. Kılıçdaroğlu, öyle mi? CHP Genel Başkanlığı Koltuğu'na oturduğu günden bu yana gaf üstüne gaf yapıyor. Çam üstüne çam deviriyor... En son vukuatı da Uludere tartışmaları sürerken, partisinin grup toplantısında Hz. Ali'yi "İslam düşünürü" yapması! Peki var mı "Bakan Şahin gaf yapıyor, istifa etmeli" diyenlerden Kılıçdaroğlu'na yönelik tek bir eleştiri? Bir tanesi bile istifasını istiyor mu? Olmadığına göre... De... Devamı

Fehmi Koru'dan Bomba İddia!

2012-06-04 20:16:34
Fehmi Koru'dan Bomba İddia! |  görsel 1

04 Haziran 2012 Pazartesi 12:54 Uludere ile ilgili öyle bir iddiada bulundu ki.. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Uludere olayından sonra yaptığı her konuşmada ‘dış odaklar’ sözcükleri mutlaka geçiyor. Çok fazla toz kaldıran “Sizi tasmadan kurtardık, gittiniz uluslararası tasmayı boynunuza taktınız” cümlesini de hatırlayacaksınız. ‘Uluslararası odak’ diye bir yerler suçlanınca, bazıları, “Amma da komplocu oldunuz” demek için hemen sıraya girer... Öyle midir acaba? Uluslararası arenada ‘komplo’ anlamına gelecek dümenler çevrilmez, ülkeler başka ülkelere karşı hep nazikçe mi davranırlar? Yoksa “Komploculuk bu!” diye ortalığa dökülenler midir esas komplocular? Kendiniz karar veresiniz diye geçtiğimiz hafta Washington Post gazetesinde yayımlanmış bir haberi dikkatinize sunayım. 2009-2010 yıllarında İran’da nükleer çalışma yapılan tesislerin bilgisayarlarına virüs saldırısı yaşanmıştı. ‘Stuxnet’ adlı virüs yüzünden İran’ın nükleer çalışmaları büyük darbe yemiş, Tahran yönetimi bunun ülkelerine karşı İsrail’in bir siber-atağı olduğu iddiasını seslendirmişti. İran’daki resmi bilgisayar ağı altyapısını kuran Siemens firması önce virüsü, sonra virüsün ağır tahribatını inkâr etmiş, ancak bilgisayar güvenliği alanında çalışan firmalar işin vahametini görüp bütün dünyayı alarma geçirmişti. “Saldırıya uğradım” diyen İran, saldırmakla suçlanan ülke İsrail olursa, birilerine yine “Komplocu kafa, ne olacak” deme fırsatı çıkar. Nitekim saldırının en yoğun olduğu günlerde, dünyanın dört bir yanında, bilimsel yetersizli... Devamı

Kürtaj yanlılarından çürük argümanlar

2012-06-04 20:11:08

Ahmet Altan, Taraf’taki köşesinde hükümetin kürtaj sınırlamasına karşı çıkan bir yazı yazdı. İçinde, eski Kemalist statüko ile yeni muhafazakar iktidar arasında paralellik kuruyor, yeninin muhtemel “kürtaj yasağı”nı eskinin “başörtü yasağı”na benzeterek şöyle diyordu: “Eskiden kadınların başörtüsü takıp takamayacağına Genelkurmay başkanı karar veriyordu, bugün kadının kürtaj yaptırıp yaptırmayacağına Başbakan Erdoğan karar veriyor.”  “Argüman” bu olunca, “çözüm”ün de şöyle bir şey olması gerekiyordu, ister istemez: “Nasıl isteyen başörtüsü takar veya takmazsa, isteyen de kürtaj yaptırır veya yaptırmaz.”  Nitekim aynı mantıkla düşünen Ahmet Hakan da, Hürriyet’teki köşesinde tam böyle dedi. Kürtajı cinayet (ve dolayısıyla da haram) sayan dindarlara seslenerek şöyle yazdı:“Sen harama bulaşmadan yaşa… Sana karışan mı var? Zorla kürtaj mı söz konusu? Ne diye başkalarının hayatına müdahale ediyorsun.” Bu “isteyen kürtaj yaptırsın, isteyen yaptırmasın, kime ne!” mantığını, Türk basınında en yakın düştüğüm yazarlardan sevgili Gülay Göktürk de savundu. “Günah işleme özgürlüğü’ başlıklı yazısında, kürtajı “günah” sayanların başkalarının hayatına karışmaması gerektiğini ileri sürdü.Oysa, açıkça söyleyeyim ki, bunların hepsi çürük argümanlardır. Sebebini de farazi bir örnekle açıklayayım. Bebek öldürme tarikatı Öyle bir şey yok ya, Türkiye’de Satanist bir tarikat ortaya çıktığını varsayalım, farz-ı muhal.Ve diyelim ki bunların tuhaf ritüelle... Devamı

Statükonun gizli kolu hala aktif.

2012-05-25 17:50:12

Yakın takip![1] Ergenekon'un karakutusu Tuncay Güney, TAKVİM'e konuştu: Statükonun gizli kolu hala aktif. Ancak Başbakan buna direniyor. Bu yüzden 'o kol' AK Parti'de kim varsa izliyor.. Tuncay Güney... Ergenekon'un karakutusu ya da kilit ismi... Önceki gün Vatan Gazetesi'nden Mustafa Mutlu'ya "Ergenekon oyundur. Herkes rolünü yaptı" diye konuşunca şaşırdım. Çünkü poliste işkenceyle alınan ifadesi davanın temelini oluşturuyordu. Zaten kendisi de konuştuktan sonra yurtdışına çıkmıştı. 2001'den beri Türkiye'de yok. "Neler oluyor?" sorusunun cevabını bulmak düşüncesiyle Tuncay Güney'e ulaştım. Soracak çok şey vardı. "Nereden başlasam acaba" diye bocalarken bir anda "Ergenekon oyun mu?" sorusu çıkıverdi ağzımdan. "Evet Ergün Bey, Ergenekon oyundu. Tıpkı darbeler gibi" cevabını verdi. İyi başlamıştık... Sorular birbirini kovaladı. Sohbet su gibi akıyordu. Hiç çekinmeden konuşuyor, anlattıklarına yetişmeye çalışıyordum. İşte Tuncay Güney'den daha önce hiç duymadığınız sözler... Okuyun siz karar verin...  Türkiye'de neler oluyor? Statükonun devamını isteyen eski devletin bir kanadı hala aktif. Bu yapıya, bu sermayeye direnen bir hükümet var. Eski devlet, basını daha iyi yönlendirdiği için rahatsızlık veriyor. Hükümet yaptıklarını duyuramadığı gibi bunlara cevap vermekten yorgun düşüyor.  Çekişme büyük yani? İsimleri kayıtlarda olmayan birçok kimse, asıl görevlerini yapmak üzere bekliyor. Beklerken sivil görevlerine devam ediyor. Devletin bilmediği gizli silah depoları da bunların elinde... Buna çekişme mi savaş mı dersiniz bilmiyorum.  Neden böyle? Sebep ne? Büy&... Devamı

19 Mayıs'ın sır hikayesi

2012-05-20 11:16:29

Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs'ta Samsun yolculuğuna gizlice değil haftalarca süren bir hazırlık dönemi ve yazışmalardan sonra vizeyle çıkmıştır. Erhan AFYONCU Fransız Doğu Orduları Başkumandanı General Franchet d'Esperey'in 8 Şubat'ta İstanbul'a beyaz bir atın üzerinde Fatih Sultan Mehmed'e benzer bir edayla girmesi işin kötüye gittiğini iyice su yüzüne çıkarmıştı. Vatanını düşünen herkes bir çözüm yolu aramaya başladı. Toplantılar yapılarak, işgalin nasıl sona erdirileceği ve bir şeyler yapmak için Anadolu'ya kimin gönderileceği tartışıldı. Sonunda Anadolu'ya gönderilecek isim belirlenmişti; Çanakkale cephesinde büyük muvaffakıyetleri olan Mustafa Kemal Paşa. Resmi Gazete'de yayımlanan tayin   Samsun yolculuğu üzerinde çok şey söylenip yazılmıştır ama bu konuda belgelere dayalı ilk yayımı yapan Murat Bardakçı'dır. Bardakçı, Kâzım Karabekir Paşa'nın ailesinde bulunan belgelere göre "Şahbaba" isimli kitabında Samsun yolculuğunu teferruatlı anlatmıştır. Mustafa Kemal Paşa 9. Ordu Müfettişliği'ne resmen tayini hakkındaki irade 30 Nisan 1919'da dönemin resmî gazetesi olan Takvim-i Vekayi'de yayımlandı. Mustafa Kemal Paşa, aynı gün Harbiye Nezareti'ne (Savunma Bakanlığı) Samsun'a götüreceği karargâh mensuplarının listesini verdi. Bu liste daha sonraki günlerde son halini alacaktı. Harbiye Nazırı Şakir Paşa 6 Mayıs'ta müfettişlik bölgesindeki faaliyetleriyle ilgili talimatnameyi Mustafa Kemal Paşa'ya resmen tebliğ etti. Talimatname, Mustafa Kemal Paşa'ya geniş yetkiler veriyordu. Paşa sadece askerî değil mülkî erkâna da emir verme hakkına sahipti. Mustafa Kemal Paşa da aynı gün Harbiye Nezareti'nden İtilâf Devletleriyl... Devamı

'YIKIK BİNA' GÖRÜNÜMLÜ CAMİ SATIŞI

2012-05-16 22:27:03
'YIKIK BİNA' GÖRÜNÜMLÜ CAMİ SATIŞI |  görsel 1

    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘ın tek parti dönemine yönelik “CHP cami sattı” iddiasını resmi belgeler doğruluyor. Kanunun 1935’te çıkmasına rağmen ilk cami ve mescit satışı 1927’de yapılıyor. İzmir’deki Lütfi Bey Mescidi 800 TL’ye Verem Mücadele Cemiyeti’ne, Sivas İzzettin Camii ise 623.90 TL’ye satılıyor. Satışlar 1935-1945 yılları arasında yoğunlaşıyor. Halktan tepki gelince satılan yerlerin cami olduğu gizleniyor. Satış listesinde cami yerine “harap bina, arsa” olarak gösteriliyor. Cumhuriyet döneminde satılan kilise, manastır sayısı ise 6. Dr. Nazif Öztürk’ün kaleme aldığı ve Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları’ndan çıkan, “Türk Yenileşme Tarihi Çerçevesinde Vakıf Müessesesi” isimli eserde cami ve mescitlerin hangi tarihte nasıl satıldığına dair detaylı bilgiler yer alıyor. Kitaba göre, ibadethane ve hayratların satışı 1926’dan 1972’ye kadar devam etti. Bu sürede 3 bin 900 hayrat satıldı. Bu satışların 3 bin 279’u 1926-1949 yılları arasında gerçekleşti. 63 ilde arsalarıyla birlikte satılan cami ve mescit sayısı 2809. Tek parti sonrası ise daha çok imar hareketlerinden dolayı satışlara rastlanıyor.  Öğretmenler karar veriyor  Camiler 1927’de tasnif edilmeye başlanıyor ve satışlar da, yasa 1935’te çıkmasına rağmen bu tarihte başlıyor. İlk olarak Sivas’taki Mazbut Mescidi ve İzmir Lütfi Bey Mescidi satılıyor. 1935’e kadar bu satışlar Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün teklifiyle olabiliyor. Bu tarihten sonra ise dönemin Bakanlar Kurulu olan ‘İcra Vekilleri Heyeti’nin kararı aranıyor. Yasa gereği “mimari veya tarihi değeri olan eserler satılamaz”; ama camilerin tarihi eser olup olmadığıyla ilgili kararla... Devamı

CAMİLERİN YERİNE EV!

2012-05-16 22:11:11
CAMİLERİN YERİNE EV! |  görsel 1

  Amasya’da 1928 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla cami ve mescitlerin vatandaşlara satılması sonucu yerlerine ev yapıldığı, ayrıca camilerle vakıf eserlerinin ambar olarak kullanıldığı ortaya çıktı.   O dönemde şehirdeki tüm mescit ve camilerin tasniflerinin istendiğini belirten Araştırmacı - Yazar Hüseyin Menç, “Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi’nde kayıtlı olan belgede de yer aldığı gibi Amasya’da şimdiki adıyla ‘Bağ Helkıs’ olan Nergiz Mahallesi, Kurşunlu, Hacıilyas, Köyceğiz, Recep, Karataş mahallerindeki mescitlerin harap ve yıkılmaya yüz tutmalarından dolayısıyla müftülükçe tasnif harici bırakıldığı gibi, bunların civarında mahallenin ihtiyacı olan camiler bulunması nedeniyle tekrar tamir edilmelerinin lüzum olmayıp mescitlerin satılması Evkaf Umum Müdürlüğü’nün 25 Kasım 1928 tarih ve 57993/139 numaralı yazılarıyla yapılan teklifi üzerine İcra Vekilleri Heyeti’nin 19 Aralık 1928 tarihli toplantısında uygun bulunup kabul edilmiştir. 9 bakan ve başvekil İsmet İnönü’nün imzasını taşıyan kararname Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal tarafından da imzalanmış ve yürürlüğe girmiştir” dedi.   Yine aynı dönemde söz konusu kararnamede yer almayan Şehirüstü Mahallesi’ndeki Uzunyol ve Çeribaşı Camilerinin de daha sonra satışa çıkarıldığına işaret eden Menç, mescit veya camileri arsa niyetine satın alanların hiçbiri iflah olmadığına dikkat çekti.   Osmanlı Devleti’nin son dönemlerindeki savaş ortamı nedeniyle özellikle erkek nüfusun cephelere gittiğini anımsatan Menç, “Kullanılmayan abideler zamanın şartlarına göre tahıl ambarı olarak kullanılmıştır. Bunlardan biri Selçuklu Dönemi’nin en önemli eğitim kurumu olan G&oum... Devamı