HZ.İSA'NIN JAPONYA'DAKİ MEZARINA ZİYARETÇİ AKINI

2013-01-25 23:39:00

  Japonya'nın Aomori kentinde bulunan ve Hz. İsa'ya ait olduğuna inanılan bir mezar, her yıl binlerce insan tarafından ziyaret ediliyor. Ülkenin kuzey kesimindeki ormanlık bir alanda yer alan mezara yakın bölgelerde Hz. İsa'nın soyundan geldiğini iddia eden insanlar da yaşıyor.   Hıristiyanlık inancına göre, Kudüs'te çarmıha gerildikten sonra göğe yükseltildiğine inanılan Hz. İsa'nın, Japonya yolculuğu hakkında ise bazı efsanelerin dışında ciddi ilmi veriler bulunmuyor. Budistlerle Şintoistlerin çoğunluğu oluşturduğu 128 milyon nüfuslu Japonya'da, Hıristiyanların oranı yüzde 1 civarında olsa da, Hz. İsa ile ilgili efsane, herkes tarafından biliniyor. Hz. İsa'nın çarmıha gerilmekten kurtulduktan sonra çiftçilik yapmak için Japonya'ya geldiğine, sarımsak yetiştirmeye başladığı bahçenin sahibinin kızı Miyuko'ya aşık olduktan sonra da buraya tamamen yerleştiğine inanılıyor. Efsaneye göre, Hz. İsa'nın Miyuko'dan 3 çocuğu oldu. 106 yaşında öldüğünde de erkek kardeşi Isukiri tarafından Aomori'ye defnedildi. Bu efsaneyi konu alan, "Greatest Story Ever Told / Anlatılmış En Büyük Hikaye" adlı filmde, Hz. İsa'nın 21 yaşındayken dini ilimler tahsil etmek için Japonya'ya geldiği belirtiliyor. Filme göre, 12 yıl boyunca Japonya'da kalan Hz. İsa, daha sonra Fas üzerinden yeniden Filistin'e dönerek, 33 yaşında Kudüs'te çarmıha gerilmiş. Yılın her mevsimi Hz. İsa'nın ziyaretçilerini ağırlayan Aomori'de ise Hıristiyanların yaşamadığı belirtiliyor. Bahar aylarında düzenlenen "İsa Festivali"ne katılımcıların hepsi turistler olduğu gibi, bölgedeki en yakın kilise de mezara en az 50 kilometre mesafede bulunuyor. Sabah, 16.01.2013... Devamı

III. RAMSES CİNAYETİ TOMOGRAFİYLE ÇÖZÜLDÜ

2013-01-09 11:06:00
III. RAMSES CİNAYETİ TOMOGRAFİYLE ÇÖZÜLDÜ |  görsel 1

    Bilgisayarlı tomografiden geçirilen Mısır firavunu III. Ramses'in boğazında ölümcül bir kesik bulundu. Firavunu, MÖ 1155'te oğlunu tahta geçirmek isteyen karısının öldürttüğü sanılıyor.   Bilim insanları antik Mısır'ın firavunlarından III. Ramses'in cinayete kurban gittiğini ortaya çıkararak binlerce yıllık bir gizemi çözdü. "British Medical Journal" dergisinde yayımlanan araştırmaya göre; III. Ramses'in mumyasının CT taramasında (Bilgisayarlı tomografi) firavunun boğazında ölümcül bir kesiğe rastlandı. İtalya'daki Mumyalar ve Buz Adamlar Enstitüsü'nden paleopatolog Dr. Albert Zink, Kahire'deki Mısır Müzesi'nde saklanan III. Ramses'in mumyasında yapılan araştırmada, gırtlağının hemen altında 7 santimetre uzunluğunda derin bir kesik bulunduğunu söyledi. Keskin bir bıçağın açabileceği bu kesiğin, kurbanın birkaç dakika içinde ölümüne yol açacağı belirtildi. KEÇİ DERİSİYLE LANETLENDİ Dr. Zink, "Tomografi daha önce keşfedilmemiş kesiği ortaya çıkarmamıza yardımcı oldu. III. Ramses'in oğlu Prens Pentavere'ye ait olduğu sanılan mumyanın boynunda da olağandışı izlere rastladık. Bu kişinin asıldığını ya da boğularak öldürüldüğünü düşünüyoruz" dedi. Prens Pentavere'nin cesedinin diğer kraliyet ailesi mensuplarının aksine temizlenmemiş keçi derisiyle sarıldığını belirten Dr. Zink, keçi derisinin ruhun diğer dünyada cezalandırılması için uygulanan bir gelenek olabileceğine dikkati çekti. Torino Papirüsü gibi antik belgeler, MÖ 1155'te haremde bulunan kişilerin, III. Ramses'i öldürmeye çalıştığını yazıyordu. Ancak belgelerde suikast girişiminin başarılı olup o... Devamı

3 asrın hikâyesi bir kese kâğıdında

2012-12-27 16:09:00
3 asrın hikâyesi bir kese kâğıdında |  görsel 1

    24 Aralık 2012 / AYŞE ADLI http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-34402-3-asrin-hik%C3%A2yesi-bir-kese-k%C3%A2gidinda.html       Geçmişi ‘basit’ bir kese kâğıdından okuyoruz bu defa. Harf Devrim’inden sonra kese kâğıdı yapılan Kur’an-ı Kerim sayfaları, bir devrin perdesini araladı. Yaralar kabuk bağlasa, gözyaşları dinse de çekilen sızı hâlâ hissediliyor. Cumhuriyetin kese kâğıdı o!’ diyor, kitap yığınları arasından seçmeye çalıştığımız tabloyu kastederek. Anlamadığımızı fark edince içeri davet ediyor: “Geçin, yakından bakın!” Ne olduğunu idrak etmemiz vakit alıyor. Manavlarda görmeye alışık olduğumuz cinsten bir kese kâğıdı, çerçevelenip duvara asılan. Tek farkla; gazete kâğıdından değil, Kur’an-ı Kerim sayfasından yapılmış. Yerinden indiriyor, önüne, arkasına bakıyoruz. Hayır! Yanlışlık yok. Kenarlarında tefsiri de olan bir Kur’an-ı Kerim sayfası. Tutkallanıp kapatılmaya çalışılsa da okunuyor üzeri. Anne babaya itaati öğütleyen İsra suresi 23. ayetin ortalarından başlıyor sayfa: “Şayet onlardan biri ya da ikisi yaşlılıklarında yanınızda bulunursa sakın ‘öff’ (bile) demeyin. Onları azarlamayın ve çok nazik söz söyleyin!” Ve sonuna doğru: “Rabbiniz, içinizde olanı en iyi bilendir. Eğer siz iyi kimseler olursanız, şüphesiz O, çok tevbe edenleri bağışlayıcıdır…” Söz söylemek zor. Öylece susup kalıyoruz… Sahaf Lütfü Bayer’in “Cumhuriyet’in kese kâğıdı.” demesi de o yüzden. Nereden başlayıp ne söyleyeceksiniz ayaküstü? Karşımızdaki tek bir yaprağı yorumlamak için, Cumhuriyet’i mümkün kılan şartlarla, ... Devamı

YASSI ADAYI HAVAYA UÇURACAKLARDI

2012-12-04 15:28:00
YASSI ADAYI  HAVAYA  UÇURACAKLARDI |  görsel 1

4 Aralık 2012, Salı 27 Mayıs 1960 askerî darbesini yapan subaylardan, Millî Birlik Komitesi (MBK) üyesi ve ünlü 14'ler Grubu'ndan emekli Binbaşı Ahmet Er, tarihe ışık tutacak açıklamalar yaptı. Şu anda 85 yaşında olan Er, "Eğer 14'ler Grubu olarak o zaman rahmetli Adnan Menderes'i kurtarmaya kalksaydık, Yassıada'yı havaya uçuracaklarmış." dedi. Başbakan Menderes'in hiçbir şekilde kurtarılmaması için Yassıada'nın altına dinamit döşendiğini, yurtdışındaki sürgünden döndükten sonra öğrendiğini anlatan Er, "Bunu bana, Havacı Yüzbaşı Remzi Oral (Deli Remzi) anlattı. 'Eğer 14'ler bizim grubumuzu tasfiye etmeye kalksaydı, buna meydan vermeden düğmeye basarak Yassıada'yı dinamitlerle havaya uçuracaktık.' dedi. Bu söylediği doğrudur." şeklinde konuştu. 27 Mayıs darbesini yapan askerlerden emekli Binbaşı Ahmet Er, Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu'na verdiği bilgileri, Manisa'nın Akhisar ilçesine bağlı Sünnetçiler köyündeki evinde Cihan Haber Ajansı'na (Cihan) anlattı. Ahmet Er, 27 Mayıs'ın İsmet İnönü'nün bizzat idare ettiği bir hareket olduğunu söyledi: "27 Mayıs'ı muhakkak ve hiç şüphe yok ki İsmet İnönü yönetti. CHP'ye yakın gazeteler haberler çıkarıyordu, 'Öğrencileri kıyma makinelerinde kestiler.' diye. Bu haberlerin hepsi yalandı, yalanın daniskasıydı. Böyle bir şey yoktu." O dönemde CHP'nin, mevcut iktidarı kabul etmediğini hatırlatan Er, "Büyük bir kavga vardı. Türkiye'nin hayatında olmayan bir silahlanma yarışı vardı. Memleket bir iç harbe doğru gidiyordu. Milliyetçi subaylar, Alparslan Türkeş de dahil içeride neler olduğunu biliyorduk. Nitekim tahminimizi... Devamı

TANIĞINDAN 80 ÖNCESİ

2012-11-17 19:34:00
TANIĞINDAN 80 ÖNCESİ |  görsel 1

1 Ekim 2012 / MUHSİN ÖZTÜRK Karşılaştığı sorunlara çözüm üretemeyen, o koltuğa oturduğunda ‘çocukluğuna doğru yolculuk’ yapar. Travmayı atlatmanın yoludur bu. Geçmiş konuşulamıyorsa gerçeğin hayli uzağında olabilirsiniz çünkü. Prof. Dr. Ahmet Nezihi Turan’ın 70’ler milliyetçiliğini konuşması da böyle bir gerçeklik arayışı. Anadolu Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Nezihi Turan, Sâmiha Ayverdi ekolünden bir tarihçi. Bu ekolle 70'li yıllarda ülkücü hareketin içindeyken tanışıyor. Ülkücülükle teması ise lise yıllarına rastlıyor. Dostluğun öne çıktığı, Munzur Nehri'nin öte tepesinde konuşlanan Tunceli Öğretmen Okulu'nda başlayan bir hikâye bu. 73'ten 80'lere kadar içinde olduğu hareketle birlikte bütün o hercümerci yaşar. 12 Eylül darbesi gelmeden hareket içinden destek bulduğu abilerinin de etkisiyle şiddetle ilişkili durumlarını eleştiri konusu yapar. Eleştirilerini yüksek sesle dillendirmeye başladığında tepki büyüktür. “Davaya ihanet ediyorsun.” derler, ki o da bunu inkâr etmiyor: “Evet, yavaş yavaş ihanet etmeye başlamıştım.” Dostluklar baki kalsa da, 12 Eylül'le beraber örgütsel ve ideolojik bağlarını tamamen koparır ülkücülükle. 70'li yıllarda ülkücü hareketin önde gelen isimlerinin yaşananlarla yüzleşmesi gerektiğini düşünüyor, bunu ahlaki sorumluluk olarak görüyor. Bu kadarla kalmayıp konuşuyor da… -1980'de ülkücü hareketle bağı kopardım dediniz? Evet kopardım. -Darbe olmuş muydu? Öncesi galiba. 78 sonu 79 başı gibi olması lazım. B... Devamı

vatikanın suriye planı

2012-11-02 23:12:00
vatikanın suriye planı |  görsel 1

Suriye'deki krizin uluslar arası politikada yol açtığı sarsıntı değerlendirilirken, Türkiye'de özellikle atlanan en önemli unsurlardan biri bölgedeki Hristiyan cemaatler. Vatikan'ın sürekli olarak Suriye'deki Hristiyanların zulme uğradığını iddia etmesi, Papa 16. Benedikt'in Lübnan ziyaretinde  Suriye'ye silah gönderilmemesi gerektiğini söylemesi, Papalığın Ortadoğu'da gözden kaçırılmaması gereken rolünü de açıkça ortaya serdi. Bu konuyla ilgili son gelişme, dün iyibilgi'de de işlediğimiz, Papalığın Arapça hitabı oldu. Konuyu araştırmacı, Vatikan ve Tapınak Şövalyeleri kitabının yazarı Aytunç Altındal'a sorduk: Vatikan'da Arapça resmi hitap dilleri arasına eklenirken; Papa, haftalık konuşmasında ilk kez Arapça dua etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Papa'nın başı çok sıkışık. Özellikle de pedofil olaylarıyla. 4550 çocuğa tecavüz meselesi var. Şimdi bundan dolayı Papa hakkında hemen her ülkede soruşturmalar yürütülüyor, özellikle İtalya, İspanya ve Latin Amerika'da. Buna ek olarak, bir çok Arap ülkesinde Hristiyan Arap bulunmaktadır. Bunların başında da, merkezleri 1.4 milyon kişilik Grek-Melkit dediğimiz Hristiyanlar var. Bunlar Suriye Hristiyanlarıdır. Lübnan, Ürdün hatta Arjantin'de bile ikamet ederler. Suriye'deki Ortodokslar aynı zamanda Papalığa bağlılar. Yani ibadette Ortodoks ama idarede Vatikan'a bağlılar. Papa, üç ay önce, Suriye'de Melkitler'in başı olan din adamını görevden azletti. İsmi İzidor Baktiya. Baktiya, Esad'ın çok yakınında bir isim olup, onu desteklerdi. Bu adamı Arjantin'e gönderdi ve orada hapse attırdı. Hiçbir gerekçe gösterilmeden içeri atılması Arap aleminde çok bü... Devamı

ŞOK İTİRAF

2012-10-01 19:10:00
ŞOK İTİRAF |  görsel 1

  01 Ekim 2012 Ulusal Kanal sunucusundan ‘Akis’le darbeye ortam hazırladık’ itirafı... Ulusal Kanal’da yayınlanan ‘Politika’nın Nabzı’ programında 27 Mayıs süreciyle ilgili önemli bir itiraf yer aldı. Programın moderatörlüğünü yapan Kurtul Altuğ, AK Parti’ye karşı yapılacak mücadeleyi anlatırken, 27 Mayıs’ı nasıl hazırladıklarını anlattı. Altuğ, “Biz yıllar önce küçücük bir Akis dergisiyle ortalığı ayağa kaldırdık. 27 Mayıs’a götürdü Türkiye’yi.” dedi. Ulusal Kanal’da her hafta Kurtul Altuğ’un sunculuğunda yayınlanan ‘Politika’nın Nabzı’ programına bu hafta İstanbul Barosu Başkanı Doç. Dr. Ümit Kocasakal, Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit, Gazeteci-yazar Orhan Karaveli ve Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk katıldı. AK Parti iktidarı ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin ağır bir şekilde eleştirildiği programda katılımcılar ilginç yorumlarda bulundu. 27 Mayıs döneminde Akis Dergisi’nin Yazı İşleri Müdürlüğü’nü yürüten ve darbenin ardından Yassıada Mahkemeleri tarafından bir numaralı tanık olarak dinlenen programın sunucusu Kurtul Altuğ, AK Parti’ye karşı yapılacak mücadeleyi anlatırken gerekirse demokrasinin rafa kaldırılabileceğini ima etti. Devamı

BİTMEYEN TARTIŞMA: İSLÂM-CI-LIK

2012-09-05 14:26:00
BİTMEYEN TARTIŞMA: İSLÂM-CI-LIK |  görsel 1

  27 Ağustos 2012 / AYŞE ADLI - MURAT TOKAY Sokaktan çevireceğiniz mütedeyyin görünümlü kaç kişi olumlu cevap verir ‘İslamcı mısın?’ sorusuna? Bize sıfat olarak ‘Müslüman’ yeter aslına bakarsanız. Ama gelin görün ki meselenin tarihî seyri, teorik kurgusu hiç olmazsa entelektüel planda zorlaştırıyor bunu. Bir taraftan bakıldığında bütün dünya giriyor ilgi alanımıza. Ancak öte tarafta yani hakikatte, her birimiz çerçevesi sınırlı ‘küçük’ hayatlar yaşıyoruz. Ana gündemimizi günlük telaşlar teşkil ediyor. Her şey, her zaman olduğu gibi akıp gidiyor. Ya da öyleydi demek gerek belki; zira beklenmedik bir tartışma, kendini ‘öncelikle’ Müslüman addeden mütevazı bireyleri küresel vizyonun sorumlusu hâline getiriverdi. Biz ki; 150 yıl evvel ‘İslamcı’ diye tanımlanmıştık. Bir ölçüde ‘bu dünyanın’ müsebbibiydik. Fatura ismimize kesilmişti. Ali Bulaç’ın gazete köşesinde başlattığı İslamcılık tartışmasına bundan evvelki denemelerin aksine pek çok isim katıldı. Çok seslilik bir muhasebenin göstergesi kabul edilebilir elbette. Ancak bir yanıyla da kafa karışıklığını artırmaya hizmet ediyor. İlk mükellefiyetimiz cebri tarafı ilan edildiğimiz (bkz. Ali Bulaç; her Müslüman bizzarure İslamcıdır!) tartışmayı anlamak olsa gerek. Önümüzde açık duran dosyada müşterek sorularımız var: İslamcılık nedir? İslamcı kime denir? Bu düşünce hangi ihtiyaca cevap verir? Tartışmalar hangi derdimize derman olur?.. Bir modern zaman meselesi duruyor karşımızda. Din, dünya ve ahiretle ilişkimizi topyekûn etkileyen, sonuçları itibarıyla Müslüman’la İslam aras... Devamı

27 Mayıs’ta yalanın bini bir paraydı

2012-09-05 14:13:00

27 Ağustos 2012 / İDRİS GÜRSOY Bedii Faik, Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu’na çarpıcı açıklamalar yaptı: “27 Mayıs’ta yalanın bini bir paraydı. ‘Bayar’ın 108 milyon serveti’ haberini Oktay Ekşi getirdi. Darbecileri eleştirince tehdit edildim, roman yazmam yasaklandı...” 27Mayıs’ı (1960) darbelerin anası olarak görüyor. ‘O günlerde yalanın bini bir parayaydı’ diyor. Celal Bayar’ın 108 milyon serveti olduğu haberini Ankara bürosu muhabiri Oktay Ekşi’nin verdiğini açıklıyor. Millî Birlikçilerin “Kurucu Meclis’e katıl” teklifini önce kendisine yaptıklarını ama “Ekşi’yi alın” diyerek bunu reddettiğini söylüyor. Bayar’ı intihara sürükleyen Yassıada filmini hazırladığı iddialarını yalanlıyor. Bazı propaganda metinlerini redakte ettiğini, darbe bildirilerinin tamamının gazetesi Dünya’da hazırlanıp basıldığını ise kabul ediyor. Darbeden sonra Yassıada fotoğraflarının açık artırma ile satılmasını eleştiren yazısından dolayı 27 Mayısçılardan tehditler aldığını, yazacağını ilan ettiği bir kitabın ise engellendiğini açıklıyor. Son gazeteci medya patronunun kendisi olduğunu belirtip, “Aydın Doğan’ın eline bu kalemi verseniz bir kartpostal dolduramaz. Ne ilgisi var gazetecilikle?” diye soruyor. Bütün bu açıklamalar, Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu’na konuşan Bedii Faik’e ait. 92 yaşındaki Bedii Faik Akın, Türk basın tarihinin yaşayan en önemli isimlerinden biri. Tasvir gazetesinde (1945) başladığı fıkra yazarlığını, Tan, Milliyet, Yeni İstanbul ve Ulus gazetelerinde sürdürdü. Falih Rıfkı Atay’la birlikte 1952’de Dünya gazetesini kurdu. 1971’de Dünya’nın tek sahibi ve başyazarı oldu. Son Havadis, Hürriy... Devamı

MECİT ÜSTÜNE AHIR İNŞA ETMİŞLER

2012-08-20 13:29:00

Vakıflar Genel Müdürlüğü, adı sanı unutulmuş mescitlerin, kazılarla tespit ettiği temel kalıntıları üzerine yeni cami inşa ediyor. İlk etapta 30 kadar kazıyla 20 kadar mescit inşaatı başlatıldı , bir kısmı kısmen bitti. 'Çamlıca'ya cami' tartışması, 'VIP Cami', Taksime'e cami' tartışmasını gündemden düşürürken, Vakıflar Genel Müdürlüğü, yangın ve depremlerle yıkılan, insan eliyle de yok edilen tarihi mescitleri, kazılarla gün yüzüne çıkarıp yeniden inşa ediyor. Vakıflar İstanbul 1. Bölge Müdürlüğü, "İstanbul'u İstanbul yapan mahalle mescitlerinin günümüze ulaşamayanlarını gün yüzüne çıkarma" gerekçesiyle 'İhya amaçlı Cami Temel Araştırma Kazası' çalışması yapıyor. Yer altından çıkartılan birkaç temel kalıntılarıyla 30'ün üzerinde mescit inşatı başlatıldı. Vakıf Restorasyon Yıllık raporuna göre; özellikle de 18.yüzyılın sonlarında Ayvansaraylı Hafız Hüseyin Efendi tarafından yazılan 'Hadikat'ül Cevami" ve 1913-1914 1. Dünya Savaşı öncesi hazırlanan 'Alman Mavileri' kataplarında yer alan İstanbul haritaları üzerinde yapılan tüspitlerle başlatılan temel kazı çalışmalarıyla kalıntısına ulaşılan 30 kadar mescitin inşaatı başladı. Kazılarda kalıntıya rastlanmayan mescitler için Koruma Kurulu kararıyla yeni projeler hazırlanıyor. Tahmini yapılan projelerin bir kısmı Kurul'da bekliyor. Mescitlerin üzerinde ise ahırlar, imalathaneler, hurda depoları, gecekondu tipi evler inşa edilmiş, bazılar yediemin otoparkı olarak Vakıflar tarafından kiraya verilmiş olduğu da ortaya çıktı. Kazı sonucunda ulaşılan kalıntılar, İstanbul Arkeoloji Müze Müdürlüğü'ne teslim edilmek ü... Devamı