27 12 2012

3 asrın hikâyesi bir kese kâğıdında

3 asrın hikâyesi bir kese kâğıdında |  görsel 1

    24 Aralık 2012 / AYŞE ADLI http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-34402-3-asrin-hik%C3%A2yesi-bir-kese-k%C3%A2gidinda.html       Geçmişi ‘basit’ bir kese kâğıdından okuyoruz bu defa. Harf Devrim’inden sonra kese kâğıdı yapılan Kur’an-ı Kerim sayfaları, bir devrin perdesini araladı. Yaralar kabuk bağlasa, gözyaşları dinse de çekilen sızı hâlâ hissediliyor. Cumhuriyetin kese kâğıdı o!’ diyor, kitap yığınları arasından seçmeye çalıştığımız tabloyu kastederek. Anlamadığımızı fark edince içeri davet ediyor: “Geçin, yakından bakın!” Ne olduğunu idrak etmemiz vakit alıyor. Manavlarda görmeye alışık olduğumuz cinsten bir kese kâğıdı, çerçevelenip duvara asılan. Tek farkla; gazete kâğıdından değil, Kur’an-ı Kerim sayfasından yapılmış. Yerinden indiriyor, önüne, arkasına bakıyoruz. Hayır! Yanlışlık yok. Kenarlarında tefsiri de olan bir Kur’an-ı Kerim sayfası. Tutkallanıp kapatılmaya çalışılsa da okunuyor üzeri. Anne babaya itaati öğütleyen İsra suresi 23. ayetin ortalarından başlıyor sayfa: “Şayet onlardan biri ya da ikisi yaşlılıklarında yanınızda bulunursa sakın ‘öff’ (bile) demeyin. Onları azarlamayın ve çok nazik söz söyleyin!” Ve sonuna doğru: “Rabbiniz, içinizde olanı en iyi bilendir. Eğer siz iyi kimseler olursanız, şüphesiz O, çok tevbe edenleri bağışlayıcıdır…” Söz söylemek zor. Öylece susup kalıyoruz… Sahaf Lütfü Bayer’in “Cumhuriyet’in kese kâğıdı.” demesi de o yüzden. Nereden başlayıp ne söyleyeceksiniz ayaküstü? Karşımızdaki tek bir yaprağı yorumlamak için, Cumhuriyet’i mümkün kılan şartlarla, ... Devamı

04 12 2012

YASSI ADAYI HAVAYA UÇURACAKLARDI

YASSI ADAYI  HAVAYA  UÇURACAKLARDI |  görsel 1

4 Aralık 2012, Salı 27 Mayıs 1960 askerî darbesini yapan subaylardan, Millî Birlik Komitesi (MBK) üyesi ve ünlü 14'ler Grubu'ndan emekli Binbaşı Ahmet Er, tarihe ışık tutacak açıklamalar yaptı. Şu anda 85 yaşında olan Er, "Eğer 14'ler Grubu olarak o zaman rahmetli Adnan Menderes'i kurtarmaya kalksaydık, Yassıada'yı havaya uçuracaklarmış." dedi. Başbakan Menderes'in hiçbir şekilde kurtarılmaması için Yassıada'nın altına dinamit döşendiğini, yurtdışındaki sürgünden döndükten sonra öğrendiğini anlatan Er, "Bunu bana, Havacı Yüzbaşı Remzi Oral (Deli Remzi) anlattı. 'Eğer 14'ler bizim grubumuzu tasfiye etmeye kalksaydı, buna meydan vermeden düğmeye basarak Yassıada'yı dinamitlerle havaya uçuracaktık.' dedi. Bu söylediği doğrudur." şeklinde konuştu. 27 Mayıs darbesini yapan askerlerden emekli Binbaşı Ahmet Er, Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu'na verdiği bilgileri, Manisa'nın Akhisar ilçesine bağlı Sünnetçiler köyündeki evinde Cihan Haber Ajansı'na (Cihan) anlattı. Ahmet Er, 27 Mayıs'ın İsmet İnönü'nün bizzat idare ettiği bir hareket olduğunu söyledi: "27 Mayıs'ı muhakkak ve hiç şüphe yok ki İsmet İnönü yönetti. CHP'ye yakın gazeteler haberler çıkarıyordu, 'Öğrencileri kıyma makinelerinde kestiler.' diye. Bu haberlerin hepsi yalandı, yalanın daniskasıydı. Böyle bir şey yoktu." O dönemde CHP'nin, mevcut iktidarı kabul etmediğini hatırlatan Er, "Büyük bir kavga vardı. Türkiye'nin hayatında olmayan bir silahlanma yarışı vardı. Memleket bir iç harbe doğru gidiyordu. Milliyetçi subaylar, Alparslan Türkeş de dahil içeride neler olduğunu biliyorduk. Nitekim tahminimizi... Devamı

17 11 2012

TANIĞINDAN 80 ÖNCESİ

TANIĞINDAN 80 ÖNCESİ |  görsel 1

1 Ekim 2012 / MUHSİN ÖZTÜRK Karşılaştığı sorunlara çözüm üretemeyen, o koltuğa oturduğunda ‘çocukluğuna doğru yolculuk’ yapar. Travmayı atlatmanın yoludur bu. Geçmiş konuşulamıyorsa gerçeğin hayli uzağında olabilirsiniz çünkü. Prof. Dr. Ahmet Nezihi Turan’ın 70’ler milliyetçiliğini konuşması da böyle bir gerçeklik arayışı. Anadolu Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Nezihi Turan, Sâmiha Ayverdi ekolünden bir tarihçi. Bu ekolle 70'li yıllarda ülkücü hareketin içindeyken tanışıyor. Ülkücülükle teması ise lise yıllarına rastlıyor. Dostluğun öne çıktığı, Munzur Nehri'nin öte tepesinde konuşlanan Tunceli Öğretmen Okulu'nda başlayan bir hikâye bu. 73'ten 80'lere kadar içinde olduğu hareketle birlikte bütün o hercümerci yaşar. 12 Eylül darbesi gelmeden hareket içinden destek bulduğu abilerinin de etkisiyle şiddetle ilişkili durumlarını eleştiri konusu yapar. Eleştirilerini yüksek sesle dillendirmeye başladığında tepki büyüktür. “Davaya ihanet ediyorsun.” derler, ki o da bunu inkâr etmiyor: “Evet, yavaş yavaş ihanet etmeye başlamıştım.” Dostluklar baki kalsa da, 12 Eylül'le beraber örgütsel ve ideolojik bağlarını tamamen koparır ülkücülükle. 70'li yıllarda ülkücü hareketin önde gelen isimlerinin yaşananlarla yüzleşmesi gerektiğini düşünüyor, bunu ahlaki sorumluluk olarak görüyor. Bu kadarla kalmayıp konuşuyor da… -1980'de ülkücü hareketle bağı kopardım dediniz? Evet kopardım. -Darbe olmuş muydu? Öncesi galiba. 78 sonu 79 başı gibi olması lazım. B... Devamı

02 11 2012

vatikanın suriye planı

vatikanın suriye planı |  görsel 1

Suriye'deki krizin uluslar arası politikada yol açtığı sarsıntı değerlendirilirken, Türkiye'de özellikle atlanan en önemli unsurlardan biri bölgedeki Hristiyan cemaatler. Vatikan'ın sürekli olarak Suriye'deki Hristiyanların zulme uğradığını iddia etmesi, Papa 16. Benedikt'in Lübnan ziyaretinde  Suriye'ye silah gönderilmemesi gerektiğini söylemesi, Papalığın Ortadoğu'da gözden kaçırılmaması gereken rolünü de açıkça ortaya serdi. Bu konuyla ilgili son gelişme, dün iyibilgi'de de işlediğimiz, Papalığın Arapça hitabı oldu. Konuyu araştırmacı, Vatikan ve Tapınak Şövalyeleri kitabının yazarı Aytunç Altındal'a sorduk: Vatikan'da Arapça resmi hitap dilleri arasına eklenirken; Papa, haftalık konuşmasında ilk kez Arapça dua etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Papa'nın başı çok sıkışık. Özellikle de pedofil olaylarıyla. 4550 çocuğa tecavüz meselesi var. Şimdi bundan dolayı Papa hakkında hemen her ülkede soruşturmalar yürütülüyor, özellikle İtalya, İspanya ve Latin Amerika'da. Buna ek olarak, bir çok Arap ülkesinde Hristiyan Arap bulunmaktadır. Bunların başında da, merkezleri 1.4 milyon kişilik Grek-Melkit dediğimiz Hristiyanlar var. Bunlar Suriye Hristiyanlarıdır. Lübnan, Ürdün hatta Arjantin'de bile ikamet ederler. Suriye'deki Ortodokslar aynı zamanda Papalığa bağlılar. Yani ibadette Ortodoks ama idarede Vatikan'a bağlılar. Papa, üç ay önce, Suriye'de Melkitler'in başı olan din adamını görevden azletti. İsmi İzidor Baktiya. Baktiya, Esad'ın çok yakınında bir isim olup, onu desteklerdi. Bu adamı Arjantin'e gönderdi ve orada hapse attırdı. Hiçbir gerekçe gösterilmeden içeri atılması Arap aleminde çok bü... Devamı

01 10 2012

ŞOK İTİRAF

ŞOK İTİRAF |  görsel 1

  01 Ekim 2012 Ulusal Kanal sunucusundan ‘Akis’le darbeye ortam hazırladık’ itirafı... Ulusal Kanal’da yayınlanan ‘Politika’nın Nabzı’ programında 27 Mayıs süreciyle ilgili önemli bir itiraf yer aldı. Programın moderatörlüğünü yapan Kurtul Altuğ, AK Parti’ye karşı yapılacak mücadeleyi anlatırken, 27 Mayıs’ı nasıl hazırladıklarını anlattı. Altuğ, “Biz yıllar önce küçücük bir Akis dergisiyle ortalığı ayağa kaldırdık. 27 Mayıs’a götürdü Türkiye’yi.” dedi. Ulusal Kanal’da her hafta Kurtul Altuğ’un sunculuğunda yayınlanan ‘Politika’nın Nabzı’ programına bu hafta İstanbul Barosu Başkanı Doç. Dr. Ümit Kocasakal, Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit, Gazeteci-yazar Orhan Karaveli ve Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk katıldı. AK Parti iktidarı ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin ağır bir şekilde eleştirildiği programda katılımcılar ilginç yorumlarda bulundu. 27 Mayıs döneminde Akis Dergisi’nin Yazı İşleri Müdürlüğü’nü yürüten ve darbenin ardından Yassıada Mahkemeleri tarafından bir numaralı tanık olarak dinlenen programın sunucusu Kurtul Altuğ, AK Parti’ye karşı yapılacak mücadeleyi anlatırken gerekirse demokrasinin rafa kaldırılabileceğini ima etti. Devamı

05 09 2012

BİTMEYEN TARTIŞMA: İSLÂM-CI-LIK

BİTMEYEN TARTIŞMA: İSLÂM-CI-LIK |  görsel 1

  27 Ağustos 2012 / AYŞE ADLI - MURAT TOKAY Sokaktan çevireceğiniz mütedeyyin görünümlü kaç kişi olumlu cevap verir ‘İslamcı mısın?’ sorusuna? Bize sıfat olarak ‘Müslüman’ yeter aslına bakarsanız. Ama gelin görün ki meselenin tarihî seyri, teorik kurgusu hiç olmazsa entelektüel planda zorlaştırıyor bunu. Bir taraftan bakıldığında bütün dünya giriyor ilgi alanımıza. Ancak öte tarafta yani hakikatte, her birimiz çerçevesi sınırlı ‘küçük’ hayatlar yaşıyoruz. Ana gündemimizi günlük telaşlar teşkil ediyor. Her şey, her zaman olduğu gibi akıp gidiyor. Ya da öyleydi demek gerek belki; zira beklenmedik bir tartışma, kendini ‘öncelikle’ Müslüman addeden mütevazı bireyleri küresel vizyonun sorumlusu hâline getiriverdi. Biz ki; 150 yıl evvel ‘İslamcı’ diye tanımlanmıştık. Bir ölçüde ‘bu dünyanın’ müsebbibiydik. Fatura ismimize kesilmişti. Ali Bulaç’ın gazete köşesinde başlattığı İslamcılık tartışmasına bundan evvelki denemelerin aksine pek çok isim katıldı. Çok seslilik bir muhasebenin göstergesi kabul edilebilir elbette. Ancak bir yanıyla da kafa karışıklığını artırmaya hizmet ediyor. İlk mükellefiyetimiz cebri tarafı ilan edildiğimiz (bkz. Ali Bulaç; her Müslüman bizzarure İslamcıdır!) tartışmayı anlamak olsa gerek. Önümüzde açık duran dosyada müşterek sorularımız var: İslamcılık nedir? İslamcı kime denir? Bu düşünce hangi ihtiyaca cevap verir? Tartışmalar hangi derdimize derman olur?.. Bir modern zaman meselesi duruyor karşımızda. Din, dünya ve ahiretle ilişkimizi topyekûn etkileyen, sonuçları itibarıyla Müslüman’la İslam aras... Devamı

05 09 2012

27 Mayıs’ta yalanın bini bir paraydı

27 Ağustos 2012 / İDRİS GÜRSOY Bedii Faik, Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu’na çarpıcı açıklamalar yaptı: “27 Mayıs’ta yalanın bini bir paraydı. ‘Bayar’ın 108 milyon serveti’ haberini Oktay Ekşi getirdi. Darbecileri eleştirince tehdit edildim, roman yazmam yasaklandı...” 27Mayıs’ı (1960) darbelerin anası olarak görüyor. ‘O günlerde yalanın bini bir parayaydı’ diyor. Celal Bayar’ın 108 milyon serveti olduğu haberini Ankara bürosu muhabiri Oktay Ekşi’nin verdiğini açıklıyor. Millî Birlikçilerin “Kurucu Meclis’e katıl” teklifini önce kendisine yaptıklarını ama “Ekşi’yi alın” diyerek bunu reddettiğini söylüyor. Bayar’ı intihara sürükleyen Yassıada filmini hazırladığı iddialarını yalanlıyor. Bazı propaganda metinlerini redakte ettiğini, darbe bildirilerinin tamamının gazetesi Dünya’da hazırlanıp basıldığını ise kabul ediyor. Darbeden sonra Yassıada fotoğraflarının açık artırma ile satılmasını eleştiren yazısından dolayı 27 Mayısçılardan tehditler aldığını, yazacağını ilan ettiği bir kitabın ise engellendiğini açıklıyor. Son gazeteci medya patronunun kendisi olduğunu belirtip, “Aydın Doğan’ın eline bu kalemi verseniz bir kartpostal dolduramaz. Ne ilgisi var gazetecilikle?” diye soruyor. Bütün bu açıklamalar, Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu’na konuşan Bedii Faik’e ait. 92 yaşındaki Bedii Faik Akın, Türk basın tarihinin yaşayan en önemli isimlerinden biri. Tasvir gazetesinde (1945) başladığı fıkra yazarlığını, Tan, Milliyet, Yeni İstanbul ve Ulus gazetelerinde sürdürdü. Falih Rıfkı Atay’la birlikte 1952’de Dünya gazetesini kurdu. 1971’de Dünya’nın tek sahibi ve başyazarı oldu. Son Havadis, Hürriy... Devamı

20 08 2012

MECİT ÜSTÜNE AHIR İNŞA ETMİŞLER

Vakıflar Genel Müdürlüğü, adı sanı unutulmuş mescitlerin, kazılarla tespit ettiği temel kalıntıları üzerine yeni cami inşa ediyor. İlk etapta 30 kadar kazıyla 20 kadar mescit inşaatı başlatıldı , bir kısmı kısmen bitti. 'Çamlıca'ya cami' tartışması, 'VIP Cami', Taksime'e cami' tartışmasını gündemden düşürürken, Vakıflar Genel Müdürlüğü, yangın ve depremlerle yıkılan, insan eliyle de yok edilen tarihi mescitleri, kazılarla gün yüzüne çıkarıp yeniden inşa ediyor. Vakıflar İstanbul 1. Bölge Müdürlüğü, "İstanbul'u İstanbul yapan mahalle mescitlerinin günümüze ulaşamayanlarını gün yüzüne çıkarma" gerekçesiyle 'İhya amaçlı Cami Temel Araştırma Kazası' çalışması yapıyor. Yer altından çıkartılan birkaç temel kalıntılarıyla 30'ün üzerinde mescit inşatı başlatıldı. Vakıf Restorasyon Yıllık raporuna göre; özellikle de 18.yüzyılın sonlarında Ayvansaraylı Hafız Hüseyin Efendi tarafından yazılan 'Hadikat'ül Cevami" ve 1913-1914 1. Dünya Savaşı öncesi hazırlanan 'Alman Mavileri' kataplarında yer alan İstanbul haritaları üzerinde yapılan tüspitlerle başlatılan temel kazı çalışmalarıyla kalıntısına ulaşılan 30 kadar mescitin inşaatı başladı. Kazılarda kalıntıya rastlanmayan mescitler için Koruma Kurulu kararıyla yeni projeler hazırlanıyor. Tahmini yapılan projelerin bir kısmı Kurul'da bekliyor. Mescitlerin üzerinde ise ahırlar, imalathaneler, hurda depoları, gecekondu tipi evler inşa edilmiş, bazılar yediemin otoparkı olarak Vakıflar tarafından kiraya verilmiş olduğu da ortaya çıktı. Kazı sonucunda ulaşılan kalıntılar, İstanbul Arkeoloji Müze Müdürlüğü'ne teslim edilmek ü... Devamı

20 08 2012

BU NASIL TARİHÇİLİK

  Kırım Harbi'nde müttefiklerimiz İngiltere ve Fransa karaya doğru dürüst asker çıkarmayıp bizi Ruslarla baş başa bıraktılar. Kalabalık Rus ordusuyla en çetin savaşları Tuna boylarında yaptık.   Bütün dünya, çağın silahlarına sahip olunca, başında iyi bir kumandan bulununca, ordumuzun nelerin üstesinden geldiğini bir kere daha gördü. Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa Rusları Kalafat'ta, Silistre'de, Rus ordusunu önüne katıp bütün hızıyla kovalayan ordumuz Eflak'ı tamamen ele geçirdi; daha sonra Bükreş'e girdi. Rus istilasının nasıl bir zulüm olduğunu dokuz aylık dönemde idrak eden Rumenler, ordumuzun Bükreş'e girişini, şehrin en büyük kilisesinde şükran ayini yapıp kutladılar. Rumenlerin ileri gelenlerinden oluşan bir heyet süvari birliklerinin kumandanı Dadaloğlu Şekip Paşa'yı ziyaret ederek, asırlarca kendilerine adaletle davranan Osmanlı'nın dönüşünden duydukları memnuniyeti ifade etti. Bu inanılması güç olayı, müttefik İngiliz ordusunun müşahidi Albay L. W. Tuthaym, hatıralarında şöyle doğrulamaktadır: "Rumenlerin sevinç gözyaşları samimi ve gönüldendi. Halk bana Ruslardan neler çektiğini anlattı ve ihtiyar bir Rumen şöyle dedi: "Bizim felaketimiz Türklerin gidişi ile başlayacak. Allah ve İsa, kırmızı kuşaklıyı başımızdan eksik etmesin." Tuthaym, şu cümleyi ilave etmekten kendini alamıyor: "Bir milletin sevinç gözyaşları dökmesini o gün Bükreş'te gördüm." Bir Rus generalinin Balkanlar'dan Çar'a yazdığı mektuptaki "Biz Türkleri yenebiliriz, ama hatıralarını asla." cümlesi ecdadımızın nasıl adaletle davrandığını anlatmaktadır. Rusya ve Avrupa bize karşı Balkanlara kin ve nefret t... Devamı

19 08 2012

TARİH BİLİNCİ Mİ GEÇMİŞ BİLGİSİ Mİ ?

TARİH BİLİNCİ Mİ GEÇMİŞ BİLGİSİ Mİ ? |  görsel 1

    Yazarlar 16.08.2012           Akif Emre yenisafak.com.tr     Bir millet için 'tarihi eser' sahibi olmak, her şeyden evvel bir 'tarihe' sahip olmayı gerektirir. Tarihe sahip olmakla geçmişe sahip olmak arasında derin fark vardır. Türkiye'den kaçırılan, bin bir uğraş sonunda büyük zafer edasıyla geri alabildiklerimizle övündüğümüz durum tam da bu tarih ve geçmiş arasındaki farkın somutlaştığı alandır. Bu topraklardaki geçmişimiz bin yılı aşıyor. Yani en azından bin yıllık bir tarihten söz ediyoruz. Bin yıllık geçmişin tarih olabilmesi, tarih bilincine sahip olmayı ve bu bin yıl içinde inşa edilen medeniyete sahip çıkmayı, o medeniyeti yaşatmayı gerektirir. Bu açıdan bakıldığında tarihini reddetmiş bir toplum olduğumuz söylenebilir. Bu reddedişle geçmişimizi binlerce yıllık bir maziye doğru uzatabilirsiniz. Söz gelimi ben çocukluğumda (yanlış hatırlamıyorsam) Kara Kuvvetlerinin kuruluşunun 600'lü yılları kutlanırdı; şimdilerde bu, bir kaç bin yıl geriye gitti. Bu bir kaç bin yıl, bu milletin tarihi midir gerçekten? 'Atımın ayağının bastığı yerde ot bitmez' diyen göçebe Orta Asya savaşçılarının Orta Avrupa'ya sarkması ile kurulan geçmiş aidiyetine karşılık Orta Avrupa'ya, Balkanlara bir medeniyet götüren irade aynı mı? Tarihle geçmiş farkının en somut tezahürleri ge&cc... Devamı