06 11 2013

İŞTE YOL İÇİN YIKILAN CAMİLER

  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Yol için cami bile yıkarız.” sözleri bu hafta çok konuşuldu. Bugün tarihi bir cami yıkmak ne derece abes görülse de, karnemiz bu konuda hiç de temiz değil. Bugüne kadar farklı ideolojilerin birbirlerini suçladığı noktada tarihi belgelerden anlaşılıyor ki, Milli Şef’in CHP’si de Adnan Menderes’in Demokrat Parti’si de aynı suçu işlemiş! İşte yok olmuş onlarca cami arasından yol için feda edilenler...   İstanbul, yüzyıllardan beridir çeşitli vesilelerle yıkılıp yeniden inşa edildi. Doğu Roma ve Osmanlı İmparatorluğu izlerinin derin bir şekilde görülebildiği medeniyet başkenti, tarih boyunca onlarca kez doğal afet, yangın ve yağma atlattı. Fakat hiçbir zaman son yüzyıldaki kadar tahribata maruz kalmadı. İmparatorluğun bakiyesi olan şehri devralan başta cumhuriyet kadroları, toplumun manevi sütunlarını çatlatacak hamlelerde bulunurken, akabinde gelecek Demokrat Parti ise moderniteye ayak uydurabilmek bahanesiyle geniş yıkımlar gerçekleştirdi. Lastik tekerlekli otomobilleri tarihi yarımadanın her yerine ulaştırmakla övünen devrin yönetimi, arkalarında bugün bile derinden hissedilen yaralar bıraktı.   Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz salı günü partisinin grup toplantısında kesilen ağaçlarla ilgili tepkilere cevap verirken, ezber bozan ifadeler kullandı. “Yol medeniyettir… Medeni olmayanlar yolun kıymetini bilmezler. Bizim değerlerimizde yol engel tanımaz. Önünde cami bile olsa o camiyi yıkarız, gideriz, camiyi başka yerde inşa ederiz.” cümleleri, gündemde yoğunlukla yer tuttu. Zira bu sözler, Milli Şefli yılları ve 1950’li yıllardaki imar faaliyetlerini hatırlattı. Bu devrin iktidar sahipleri farklı gerekçelerle, kimi zam... Devamı

18 10 2013

12 Eylül'ün galası: 4 Temmuz Çorum

2 Temmuz 2012 / İDRİS GÜRSOY -AKSİYON 12 Eylül darbesinden önce ortamın hazırlandığı tezini güçlü kılan sorulardan biri “11 Eylül’de patlayan silahlar ertesi gün neden sustu?” sorusudur. Darbeden 2 ay önce yaşanan Çorum Olayları’nda bunun cevabını bulmak mümkün. 12 Eylül 1980 öncesi yaşanan ve darbe gerekçesi sayılan Çorum Olayları, bir Alevi-Sünni çatışması mıydı? Herkes konuştu. Ancak Alevilerden ilk defa net bir açıklama geliyor. Olayların içinde yer alan sol görüşlü araştırmacı yazar Gazi Eke, 6 ay önceden ortam hazırlanmaya başladığına dikkat çekiyor. Cinayet, darp, yağma gibi olaylarda sol ve sağ gruplar içine sızdırılan görevlilerin aktif rol oynadığını söylüyor. Katliamın ‘kullanılan’ kişilerin üzerine yıkıldığını belirterek “Birinci derecede failler ortada yok.” diyor. Hukuk fakültesi mezunu Eke, sol grupların içine karışmış, derin yapılar adına görev yapan kişilerin kimliklerinin bugün bile bilinmediğini açıklıyor. Çatışmanın diğer tarafındaki ülkücü Adnan Baran da bu yapıların 32 yıl sonra bile deşifre olmadığını, varlıklarını sürdürdüklerini ve mutlaka üzerine gidilmesi gerektiğini söylüyor. Dönemin Çorum Valisi Rafet Üçelli’nin 12 Eylül darbesiyle ilgili soruşturma kapsamında verdiği ifadede söyledikleri de iki tanığı destekler nitelikte. Olayların ‘planlı’ olduğunu vurgulayan Üçelli, Amasya’daki tugaydan yardım istediklerini ancak gelen askerlerin müdahale etmeden kışlalarına döndüğünü kaydediyor. Peki, katliamın arkasında kimler vardı? 6 ay öncesinden ortam nasıl hazırlandı? ‘Cami bombalandı’ şeklindeki yalan ha... Devamı

02 08 2013

Lozan aşıldı Hedef 1914 sınırları olmalı!

                        29 Temmuz 2013 /Aksiyon   Klişe bir tartışmadır: “Lozan hezimet mi, zafer mi?” Cevap kişiye ve beklentiye göre değişir. Ancak bir de hakikat var ki payitahtı bile işgal edilmiş bir imparatorluktan birkaç sene içinde yeni bir devlet çıkarmak hiç değilse takdiri hak etmektedir! 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Anlaşması’yla, toprakları onlarca ülkeye bölünen Osmanlı bakiyesi üzerine Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu dünyaya ilan ediliyor. Filistin ve Kıbrıs’ın hâlâ süren mücadelesi göz önüne alındığında, dünyaya varlığınızı kabul ettirmenin o kadar da kolay olmadığı aşikâr. Osmanlı’nın bayrağı yere düşmeden Cumhuriyet’in hikâyeyi devam ettirmeyi başarması, devir şartları açısından takdire şayan görünüyor. Milli Mücadele, ne kadar Türkiye’nin kazancıysa, bir o kadar da ‘üzerinde güneş batmayan imparatorluk’un hayal kırıklığı demek. İngiltere, bizim 90 yıldır içimize sindiremediğimiz Lozan’ı kabul etmemek için çok direniyor. Misak-ı Milli’nin yüzde 80’i elde kalıyor ancak kayıplar kapanmayacak bir yara açıyor toplum nezdinde. Bu sebepledir ki 24 Temmuz 1923’ün üzerinden 90 sene geçmesine rağmen hâlâ Lozan’ı konuşuyor, ‘Başka bir çözüm mümkün müydü?’ sorusunu sormaktan kendimizi alamıyoruz. İstanbul Üniversitesi Avrasya Enstitüsü Başkanı Doç. Dr. Bekir Günay ise bunun artık gü... Devamı

26 07 2013

Sokağa atılan üniversite: Darülfünun                       13 Mayıs 2013 / AYŞE ADLI 1933 Üniversite Reformu, propagandist beklentilere cevap vermeyen Darülfünun’un tasfiyesi demekti. Göreve gelen Alman hocalar sosyal bilimlerin Batılı ve pozitivist yorumla yeniden inşa edilmesine hizmet etti. İstanbul Darülfü-nun’u Emini Ismayıl Hakkı Bey, günlerdir Çamlıca’daki evinde kaderin tahakkukunu bekliyor. Darülfünun ilga edilecek, söylentiler çıkalı epey olmuş. Maarif Vekili Reşit Galip lafı ağzında gevelese de olacaklar belli. Büyük çaplı bir tasfiye kapıda. Baltacıoğlu, yeni kurulacak üniversitede hocalığa devam edebileceğinden şüpheli. Aylar süren endişeli bekleyiş 1933 senesinin Ağustos ayı başlarında nihayete eriyor. Maarif Vekâleti’nden bir zarf geliyor Rektör Bey’in evine; “Ismayıl Hakkı Beyefendiye!” diye başlıyor Maarif Vekili Reşit Galip imzalı mektup. “İstanbul Darülfünun’u Büyük Millet Meclisi’nce çıkarılan 31 Mayıs 1933 tarih ve 2252 numaralı kanunla, 31 Temmuz’dan itibaren ilga edilmiştir. Bu kanunun hükmüne göre Darülfünun’daki vazifeniz 31 Temmuz 1933 tarihinden itibaren nihayet bulmuş oluyor. Uzun yıllardan beri hayatını memlekete münevver yetiştirmeğe vakfetmiş ve çok zaman zorlu şerait içinde büyük hizmetler görmüş olan zatıâlinize bu tebliği teessürle bildiriyorum.” Kararı şahsi addetmemeleri, gördükleri vazifenin hafife alındığı zehabına kapılmamaları ricası ve saygı ifadeler... Devamı

26 07 2013

27 Mayıs’ın gizli karargâhı

                  27 Mayıs 2013 / CEMAL A. KALYONCU 60 darbesi olduğunda gözler Milli Birlik Komitesi ve Yassıada Kumandanlığı üzerindeydi. Ancak ortaya çıkan belgelere göre, başında Kurmay Albay Namık Kemal Ersun’un bulunduğu MBK İrtibat Bürosu, darbenin gizli beyni gibi çalışmış. 1960 darbesine dair yeni sırlar ortaya çıkıyor. Bu da gösteriyor ki üzerinden onca yıl geçmesine rağmen 27 Mayıs hâlâ pek çok sırrı barındırıyor. Herkesin, Millî Birlik Komitesi (MBK)  ile Yassıada arasında sadece irtibat kurmakla yükümlü sandığı, hatta başkanının adını dahi sadece ilgililerin bildiği İstanbul’daki İrtibat Bürosu’nun faaliyetleri, 27 Mayıs’a dair bilgilerimizi değiştirecek türden. Zira, MBK İrtibat Bürosu, yargılamaları yapacak soruşturmaları yürüten Yüksek Soruşturma Kurulu’nun bile üstünde bir yapı. Yani, ortaya yeni çıkan belgelere göre, adaleti tesis edecek yargı kurumları bile İrtibat Bürosu’ndan emir alıyor. Başkanı Kurmay Albay Namık Kemal Ersun olan MBK İrtibat Bürosu, bugüne kadar ‘derin’ yapı diye eleştirilen ve faaliyetleri ile hep dikkatleri üzerine çekmiş Özel Harp Dairesi gibi çalışmış. Aslında yargılamaların yapılacağı Yassıada’ya yönelik güvenlik önlemlerini içermesi beklenen; ancak güvenlik planlarının yanında, başarıya ulaşmış bir darbenin etkisinin uzun yıllar sürmesi için yapılacak ‘psikolojik harp’ esaslarının da kâğıda döküldüğü ‘çok gizli’ ibareli İrtibat Bürosu Ada Planı bu kanaa... Devamı

16 03 2013

Trabzonlu Şükrü Saracoğlu

25 Şubat 2013 / BEHRAM KILIÇ 41 yıl devlet görevinde bulunmuş, 17 yıl F.Bahçe’ye başkanlık yapmış, İttihatçı kadroların gözdesi, çok tartışılan Varlık Vergisi’nin mimarı, Atatürk ve İsmet İnönü’nün yakın arkadaşı Şükrü Saracoğlu, Trabzonlu olduğunu çocuklarına bile söylememiş. ‘Orta boyun biraz altında, yapılı, 55 yaşında, hızlı hareket eden, dik bakışlı, kahverengi gözlü, toplu esmer yüzünde kır bıyığı ve kır saçları bulunan Türkiye başvekili, kemik çerçeve kullanmaktadır. Eğlenceyi sever ve eğlenir. Ulusal içkileri rakıdan iyi bir İskoç viskisine kadar çeşitli içkiler içer, ancak gençliğine oranla şimdi daha az içmektedir. Hâlâ dost ortamlarında hareketlidir. Parmakların şaklatıldığı, ayakların yere vurulduğu bir İzmir halk dansı ve doğduğu köyde öğrendiği ‘zeybek’i oynamak üzere sık sık piste çıkar.” 12 Temmuz 1943 tarihli Time dergisi, Atatürk ve İsmet İnönü’den sonra bir Türk’ü daha kapağına taşıyordu. II. Dünya Savaşı’nın hareketli günlerinde Türk dış politikasını idare eden Şükrü Saracoğlu’ydu bu kişi. Fotoğrafın hemen üzerinde Almanya ve Sovyetler Birliği’ni temsilen gamalı haç ve orak çekiç kullanan dergi, Saracoğlu’nun hangi istikamete doğru gideceğini ‘tercih’ başlığıyla okuyuculara duyuruyordu. Yazının içerisinde ise hariciye vekilinin mihver (Almanya, İtalya) devletlerden yana gözükse de tarafsız kaldığına vurgu yapılıyordu. Zeybek oynadığı da doğruydu. İzmir Ödemiş’te halk onu zurnacı Kara Mehmet ve davulcu Deli Veli ile karşılar, o da meydanda zeybek oynardı. Milli Eğitim, Maliye, Adalet ve Dışişleri Bakanlığı ile Başbakanlık ve Meclis B... Devamı

16 03 2013

"Faruk Gürler’i seçmezseniz sizi tankla çiğneriz"

Faruk Gürler’i seçmezseniz sizi tankla çiğneriz |  görsel 1

11 Mart 2013 / İDRİS GÜRSOY-aksiyon 2007’de Abdullah Gül’ün seçilmesini engellemek için 367 garabetini çıkarıp cumhuriyet mitingleri düzenleyenler 30 yıl önce orgeneral Faruk Gürler’i cumhurbaşkanı seçtirebilmek için Meclis’i ablukaya almıştı. ‘Genelkurmay Başkanı Faruk Gürler’in aday olduğu Cumhurbaşkanlığı seçiminde Adalet Partisi Meclis Grubu olarak kendisine oy vermemeye kararlıydık. Hatta birçok arkadaşım gibi evden çıkarken helallik bile aldım karımdan.’ Bu sözler Adalet Partisi’nin (AP) eski Gümüşhane milletvekillerinden Ekrem Saatçi’ye ait. 12 Mart 1971 Muhtırasından sonra AP hükümeti istifa etmiş, Nihat Erim ara rejim hükümeti kurulmuştu. 1973’te sıra cumhurbaşkanlığı seçimlerine gelmişti. Cevdet Sunay’dan sonra bir başka genelkurmay başkanı Köşk için hazırlık yapıyordu. Ancak bu sefer Meclis’te grubu bulunan partiler Orgeneral Faruk Gürler’e sıcak bakmıyordu. CHP ve AP emekli Oramiral Fahri Korutürk adında anlaştı. Peki, Gürler’in seçilmesi için ne tür baskılar yapılmıştı? Gümüşhane Milletvekili Ekrem Saatçi, AP içinde ‘12 Mart Muhtırasına karşı dik duralım’ diye görüş belirten milletvekillerindendi. Cevdet Sunay’ın yerine Faruk Gürler’in cumhurbaşkanı adayı olmasına da karşıydılar. Muhtıra ile Süleyman Demirel hükümetini deviren asker bu defa bütün ağırlığını Gürler’den yana koymuştu. AP’nin son dakika adayı asker kökenli Tekin Arıburun ve Demokratik Parti (DP) adayı Ferruh Bozbeyli oldu. Oylar bölününce hiçbir aday seçilemedi. O kritik günlerin tanığı Ekrem Saatçi, Çankaya’daki evinde Meclis’te yaşananla... Devamı

08 02 2013

Binlerce camiyi yıktık

Başbakan Recep Erdoğan'ın 'İstenirse Atina'ya yapılacak camiyi finanse edebileceklerine' dair demecine cevap niteliğinde bir makale kaleme alan Yunanistan'ın eski Dışişleri Bakanı Theodoros Pangalos (75), uzun yıllardır Yunan politikacılar tarafından ifade edilmeyen Osmanlı mirasına dair cesur açıklamalarda bulundu. 110 bin tirajla haftalık en çok satan gazeteler arasında bulunan To Vima'da yayımlanan yazısında 'Osmanlı geçmişini hatırlatan her şeyi sistematik olarak tahrip ettiklerini ve Osmanlıların inşa ettiği binlerce camiden çok azının ayakta kalabildiği' söyleyen eski Bakan Pangalos, Türkiye'nin kiliseleri korumasını da övdü. İNŞALLAH CAMİ YAPILIR 'İnşaAllah' başlıklı makalesinde son 20 yılda 3 defa parlamentoda yasal düzenleme yapılmasına rağmen sürüncemede bırakılan cami konusunda Atinalı Müslümanlara biraz daha sabır tavsiye eden ve özeleştiride bulunan Pangalos, 'Müslüman hemşehrilerimiz ve göçmenler sakin olmalıdırlar. Uluslararası gözlemcilerden ve kuruluşlardan bize biraz da fazla zaman vermeleri konusunda ricada bulunmalıyız. Bu olayın üzerinden zaten 15 yıl geçti. E, ne olsun? Biz böyleyiz, böyle yaparız' dedi. KİLİSELERE BAKIYORLAR Osmanlı mirasına tahribatı eleştiren, Pangalos, 'Tam tersine, Türkiye'de bugün kiliselerin var olduğunu, restore edildiklerini ve aktif olarak ibadet merkezleri olarak kullanıldıklarını görmekteyiz' dedi. Cami olmazsa AİHM'den ceza alırız 4 milyonluk Attika bölgesinde yaşayan 100 bin Müslüman'ın ibadet yapabilecekleri bir camileri olmadığını belirten eski Dışişleri ve eski Başbakan Yardımcısı Pangalos, cami yapılmaması nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından cezalandırılabilecekleri uyarısında bulundu: 'Böyle bir ibadet yerinin olması Yunanista... Devamı