24 06 2012

Dinç Bilgin: Ellerinden gelse yine darbe yaparlar

Dinç Bilgin: Ellerinden gelse yine darbe yaparlar |  görsel 1

18 Haziran 2012 / İDRİS GÜRSOY Dinç Bilgin, “Basın, Genelkurmay’ı, yarı ilahi bir makam gibi görüyordu. Medya, 4. güç olmanın ötesine geçti.” diyor. 28 Şubat’ın sivil ayaklarına dikkat çekerek “Yine darbe yapabilirler.”  uyarısında bulunuyor. Ünlü medya patronlarından Dinç Bilgin, televizyon ve gazetesini kaybetti, yargılanıyor. Adliyeden ayağının tozu ile geldiği Sarıyer’deki (kızına ait) Boğaz manzaralı bir villada, sadece 28 Şubat sürecini değil, yakın siyasi tarihimizde medya-iktidar ve özellikle de asker-medya ilişkilerini konuştuk. Canı yanmış ancak çok da can yakmış bir medya patronu olarak sorularımıza mümkün olduğunca açık cevaplar vermeye çalışıyor. Bazı cevapları ‘off the record’ oluyor. Bilgin, “Basın, Genelkurmay’ı, yarı ilahi bir makam gibi görüyordu. Medya dördüncü güç olmanın ötesine geçti.” diyor. 28 Şubat’ın sivil ayaklarına dikkat çekip “Ellerinden gelse yine darbe yaparlar.” uyarısında bulunmayı ihmal etmiyor. Fethullah Gülen’i hedef alan kaset olayında, ATV’nin kritik noktalarının ele geçirildiği itirafında bulunuyor. 1940 doğumlu Bilgin’in İzmir’de Yeni Asır’da başlayan gazeteciliği, İstanbul’da Sabah’la zirveye ulaşıp 28 Şubat 1997 sürecinde noktalanıyor. Yarım asrı geçen meslek hayatında olağanüstü dönemlerin hem tanığı hem de içinde olan Bilgin, 28 Şubat’ın basın aktörlerinden de biriydi. Turgut Özal’la Sedat Simavi’nin büyük kavgasının canlı tanığı oldu. İşte Bilgin’in ağzından bir dönem içinde olduğu Türk basınının demokrasi sicili… -Türkiye’de basın kaçıncı kuvvet?... Devamı

09 04 2012

Laiklik, antropoloji ve Darwin 09 Nisan 2012 "Evrim teorisini gündeme getirmek ancak Atatürk’ün yapabileceği bir şeydi. Orta 1 Tarih kitabı, “Tanrıyı bulan, bunun sırlarını açan ve bugün hâlâ açmaya çalışmakta olan insan zekâsıdır” diye başlıyor...Cumhuriyet’in ilk evresinde antropolojiyi devreye sokmadan laiklik güç gözüküyor. " Laiklik, antropoloji ve Darwin   Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi, Atatürk İlke ve İnkılapları Enstitüsü kurucu yöneticisi ve yakında raflarda yerini alacak olan ‘Darwin’den Dersim’e Cumhuriyet ve Antropoloji’ kitabının yazarı Prof. Zafer Toprak'ın Radikal gazetesine verdiği röportajdan ilgili kısım: Atatürk’ün yeni insan yaratma sürecinde ne tür bir siyasi ve entelektüel teori var? İki fay hattı söz konusu; biri 1919… Atatürk’ün bir siyaset adamı olarak yeniden doğuşu. Tabii metaforik anlamda kullanıyorum doğuş sözcüğünü. ıkincisi ise 1929… O tarihteki Büyük Buhran, Türkiye’yi tekrar muhasebe yapmaya sevk ediyor. O vakte kadar Türkiye Batı’ya öykünen bir ülke. Ama Avrupa’nın çözümsüzlüğe doğru yol aldığını da görüyor. Bir tarafta Bolşevizm, öbür tarafta faşizm, bir müddet sonra nasyonel sosyalizm… Atatürk şuna karar veriyor: Dışardan gelen tüm bu tehditlere karşı yeni bir vatandaş kimliği, yeni bir insan olgusu oluşturmak. Bu da kültür devrimini gerektiriyor.   Kafasındaki yeni insan olgusu, Anadolu insanına ne kadar uyuyor? Ulus devlete sadık olan yurttaşlar oluşturmak istiyor. Her şeyden evvel bu yurttaşın geçmişle bağını koparması gerektiğini... Devamı

30 11 2008

konserve

Napolyon savaşları kimyacıların dikkatini bir ihtiyaca daha çekmişti: Yiyecek sıkıntısı. Askerlerin, hele denizcilerin, yiyeceklerini birlikte götürmelerini ve bunların uzun süre dayanmasını sağlamak gerekiyordu. Taze et bulunmadığından eskiden beri fümesi, kurusu ya da salamurasıyla yetinilmekteydi. Buna reçel ve peynir katmak tek beslenme yolu olarak biliniyordu. Ancak, bu sınırlı imkânlar, savaş geniş bir alana yayılınca ve ulaşım gittikçe zorlaşınca sağlık bakımından kötü sonuçlar vermeye başladı. Hükümet, bilim adamlarına baş vurdu. Et ve sebzelerin besleyici niteliklerini ve tazeliklerini kaybetmeden uzun zaman saklanabilmelerini sağlayacak bir yöntem bulana 12.000 franklık bir ödül vaat ettiBu ödül 1810′da Nicolas Appert’e (1750-1841) verildi. Bu adam deş Lombards sokağında bir şekerci olup Champagne’da, şarap mahzenlerinde geçen çıraklık yıllarında bu konuyla ilgili bazı gözlemler yapmıştı. Kendi kendine “Yiyecekleri bozan mayalar olduğuna göre, bunları kaynatmak yoluyla yok edilemez mi?” şeklinde düşünüyordu. Bu, Pasteur keşifleri öncesinden dâhice bir esinlenmeydi. Pasteur de “Etudes sur le vın-Şarap Üzerine İncelemeler” adlı kitabında aynı şeyi kabul etmiştir. Böylece Appert 1795′ten başlayarak yiyecekleri, sıkı sıkı kapatılmış kutularda ve bir Papin kazanının içinde kaynatmaya başladı.Bu yöntemin iyi sonuç vermesinden sonra Appert, orduya yiyecek sağlama işinin sorumlusu oldu. Elli işçinin çalıştığı Massy’deki fabrikasında cam kavanozlar içinde üç aya kadar taze kalan et, balık, sebze ve süt imal etmekteydi.Savaş rastlantıları, bu şişelerden bazılarının İngiliz askerlerinin eline geçmesine yol açtı. Teknisyenler hayretle bunları incelemeye koyuldular ve 1812′de Bermonds... Devamı

06 07 2008

Hitit mutfağı

 Nevin HalıcıMetro Kültür Yayınları’nın ikinci kitabı olan “Deneysel Bir Arkeoloji Çalışması Olarak Hitit Mutfağı” kitabının tanıtımı için, 13-14 Haziran tarihlerinde Çorum’daydık. Kitabın tanıtımı ile birlikte Hattuşa-Yazılıkaya ve Alacahöyük ve Çorum Müzesi gezildi. Geziden önce Mahfi Eğilmez konuklara aydınlatıcı bilgiler sundu.  Hititler, M.Ö. 1750-1200 yılları arasında Anadolu’da yaşamış bir devlet, başkenti ise Hattuşa. 1900’lü yıllarda araştırmalara konu olan bu medeniyet, Atatürk’ün teşvik ve desteğiyle Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri kazılarla ortaya çıkarılmış ve kazılar hâlâ devam etmekte. Ortaya çıkarılan eserler ise Çorum Müzesi’nde sergileniyor.  Kitap, beslenme öğretmenleri Asuman Albayrak, Ülkü M. Solak ve gıda mühendisi ve arkeolog Dr. Ahmet Uhri tarafından hazırlanmış. Önsözü ise Mahfi Eğilmez tarafından yazılmış. Çivi yazılı tabletlerde geçen yemek adlarından ve pişirme tekniklerinden yola çıkılarak o döneme ait muhtemel yemeklerin neler olabileceği ortaya konulmaya çalışılmış. Doğrusu bu konuya eğilen genç öğretmenleri kutlamak lazım. Dört yıl süren bir deneysel çalışma sonucu, işe sonradan katıldıklarını belirten Eğilmez ve Uhri ile ilginç bir çalışmaya imza atmışlar. Çok da iyi etmişler, önsöz ve girişte de belirtildiği gibi hayal gücüne dayanan yemeklerle, bizleri, Hitit medeniyetinin ve Hitit mutfağının derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkarıyorlar.  Anitta Otel’de, kitaptan seçilen ve Mahfi Eğilmez tarafından isimlendirilen yemeklerle, bir akşam yemeği verildi. “Yemekler günümüz damak tadına uygun olması için revize edilerek hazırlanmıştır.” ifadesiyle verilen y... Devamı

30 06 2008

Patlıcanın gerçek anavatanı neresi?

Patlıcanın dünyaya Amerika'dan yayıldığı tezi, Laodikya antik şehrinde bulunan patlıcan kabartmalarıyla çürütüldü. Laodikya, Denizli'nin 6 kilometre doğusunda, Eskihisar, Goncalı ve Bozburun köyleri sınırları içindeki Çürüksu (Lykos) Vadisi'nin en önemli ve büyük antik şehirlerinden biri sayılıyor.Denizli Valisi Yavuz Erkmen, Laodikya'da incelemelerde bulundu. Erkmen'e, Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Celal Şimşek tarafından çalışmalar hakkında bilgi verildi.Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı ve Arkeoloji Bölüm Başkanı olan Prof. Dr. Şimşek, Laodikya'da ortaya çıkarılan Suriye caddesi, stadyum, hamam ve diğer bölümleri gezen Vali Erkmen'e, bazı önemli buluntuları da gösterdi.Şimşek, şimdiye kadarki bilgiler, patlıcanın Amerika'dan dünyaya yayıldığı yönündeyken, buldukları kabartmaların, Anadolu'da binlerce yıldır patlıcan bulunduğunu gösterdiğini söyledi.Celal Şimşek, gezide Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın Laodikya kazısı için ayırdığı paranın henüz Denizli'ye ulaşmadığını ve aynı zamanda İl Özel İdaresi'nden kazı için ayrılan kaynağın da henüz kullandırılmaya başlanmadığını anlattı. Şimşek, ekim ayı sonunda Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından tahsis edilen vincin gelmesiyle devamlı kazılar yapabileceklerini kaydetti.Şimşek, "Laodikya bölgesinde ikinci bir Efes ortaya çıkaracağız. Denizli turizminde artık yalnızca Pamukkale değil, Efes kadar önemli olan Laodikya da var" şeklinde konuştu.Vali Erkmen ise her türlü desteğin verileceğini ve en kısa zamanda İl Özel İdaresi'nden sağlanan kaynağın kullandırılmaya başlanacağını bildirdi. Erkmen, Laodikya'yı gezdikten sonra etkilenmemenin mümkün olmadığını, beş yıl gibi kısa bir sürede önemli bir kazı yapıldığını vurguladı. Erkmen, "Böyle &o... Devamı