10 05 2008

AVRUPADA TEMİZLİK

    Aşağıdaki satırlar 1552 yılında Türklere esir düşüp, üç yıl boyunca Kaptan-ı Derya Sinan Paşanın yanında kölelikten en bilgili ve gözde hekimleri arasına yükselen İspanyol Pedro’nun kaleme aldığı, “Kânunî Devrinde İstanbul” isimli kitaptan alınma... “... Türklerin bize haklı olarak yönelttikleri tenkitlerin başlıcası, kirli oluşumuzdur. İspanya’da ömrü boyunca iki kere yıkanmış hiçbir kadın ve erkek yoktur. Türk hamamlarında çok su harcanır. Dünyada İstanbul kadar çeşmesi olan hiç bir şehir yoktur, her sokakta muhakkak bir çeşmeye rastlanır.”   Bu durum İspanya’ya has bir şey de değil üstelik, o dönem Avrupa’sında yaşanan sıradan bir vaka.     O zamanlar   doktorlar banyoyu tavsiye etmedikçe yıkanmanın sağlık açısından tehlikeli olduğu inancı yaygındı. “Günlük Sağlık Bakımı” isimli kitabın yazarı olan doktor John; “Kulaklara kaçırmamak şartıyla başınızı yıkayabilirsiniz.” diyordu. Fakat Jean de Renoe adlı başka bir doktor ise aynı fikirde değildi. “Ellerinizi yıkayabilirsiniz. Ayaklarınızı da yıkamanızda bir mahzur yoktur. Fakat başa su sürmek, son derece tehlikelidir. Unutmamalıdır ki başa sürülen su, her türlü derdin kaynağıdır.” görüşünü savunuyordu.   Bu gibi konularla yakından ilgili bir yazar olan Theophrashe Renaudot da bir kitabında aynı konuya temas etmişti: “Doktorlar tavsiye etmedikçe banyo yapmak sadece lüzumsuz bir hareket değil, tehlikelidir de... En büyük zararı da müstakbel annelerin karınlarındaki hayat meyvelerini yok etmesidir.”  XVI. yüzyılda Aziz Benedik, dindarlara ve özellikle gençlere; “Banyo, ancak bazı durumlarda izne tâbidir.” diye seslenirken, Aziz Francis ise; “Yıkanmamış vücut dindarlığın işaretidir.” şeklinde sözler ediyordu. İspanya Kraliçesi İzabel, hayat boyu sadece 2 defa, biri doğumunda ve diğeri gerdeğe girerken banyo yapmış olmakla övünüy... Devamı

23 04 2008

Sarmısak

  Eski Yunan’da ve Roma’da kişiler sarmısağın öneminin farkındaydılar ve askerlerin gücünü ve cesaretini artırmak için onlara sarmısak yediriyorlardı. Hipokrat’ın bilgece söylediği ve bizim ancak bugün anlamaya başladığımız bir sözü var: “Yiyeceğiniz, ilacınız olsun.” Ortaçağlarda sarmısak vebadan korunmak için kullanılıyordu. Hem yeniyor, hem de insanları uzak tutmak ve böylece enfeksiyonun yayılmasını önlemek için boynun çevresinde taşınıyordu. 17’nci yüzyılın ikinci yarısında Padişah IV. Mehmet’in hekimbaşı, sarmısağın gülsuyuyla karıştırılmasını ve “bağırsak parazitleri, ishal, yılan sokması, akrep sokması, kuduz köpek ısırması”na iyi gelmesi için kış aylarında tüketilmesini önermişti. Louis Pasteur sarmısağın antibakteriyel özelliklere sahip olduğunu 1858 yılında doğrulamıştı. İkinci Dünya Savaşı sırasında sarmısak “Rus penisilini” olarak biliniyordu çünkü Rus doktorlar yaralı askerleri tedavi etmek için penisilin bulamadıklarında sarmısak kullanıyorlardı.       ... Devamı