12 10 2008

Ey Kitap

Ey okunmamış kitap, bir gün gelecek okunacaksın. Üzerine belki mavi, belki ela, belki yeşil gözler eğilecek ve seni okurken ağlayanlar olacak , gülenler olacak .Gösterişsiz kapağının altında saflığını sakla ey kitap , güzel yüzler, güzel gözler, güzel kirpikler göreceksin. O gün beklemeye değer.Bu mevsim üşütmesin seni...Çiçekler gibi baharı beklemeyi bil..  Yaprakların bono değil, çek değil , fatura değildir. Yazık ki okunsan da anlaşılamayacağın çağlar , nöbetler geçirmekteyiz. Yarın çocuklarımız , çocuklarına   kelimelerinden adlar seçecek  ve taşıdıkları adlara layık insanlara olacaklar .Yaprakların ötekiler gibi  şu sokakta geçseydi , sen yarına çıkmazdın ey kitap. Ateşten kurtulduğun gibi,  selden de kurtulacaksın ve selden kurtukduğun gibi hoyrat elden de kurtularak sana layık  eller bulacaksın Gösterişsiz kabına bürünmüş uyuyorsun şimdi...Uyu ey kitap uyu...Günü gelecek uyanacaksın.Bir gülün , bir şark lalesinin  açılışı ile açılacaksın ...Rengin olacak, kokun olacak , altın kanatlı arıların , altın kanatlı kelebeklerin olacak. Bayrak tanıyacak seni.Gözler , yıldızlar, dudaklar tanıyacak, okuyacak seni. Yapraklarını kanat yapıp uçabilecek bir neslin geleceğine  ben inandım sen de inan ey kutlu KİTAP (A.Nihat Asya)... Devamı

07 09 2008

AZ BİLİNEN BİR HIRİSTİYANLIK MEZHEBİ Montanizm

20. Yüzyılın sonları ve 21. Yüzyılın başında Uşak’ın Karahallı ilçesi Karayakuplu köyü yakınlarında Heidelberg Üniversitesi’nden Prof. Peter Lampe ve ABD’den Prof. William Tabbernee yönetimindeki kazı ekibi tarafından yapılan yüzey araştırmalarında ortaya çıkan bazı bulguları misyonerlik ile ilgili bilgiler ışığında da değerlendirmek sağlıklı bir sonuca varabilmek bakımından önemlidir. Bu kazı ekibi tarafından Uşak’ın Karahallı ilçesinde yapılan kazı çalışmalarında “Yeni Kudüs” olarak da adlandırılan ve İncil’de Hıristiyanlığa ait bir tarikatın merkezi olarak geçen Pepouza kenti (Karahallı-Karayakuplu Köyü) ve Montanist kilisesinin ortaya çıkarıldığı ve böylelikle dünyanın kayıp 7. mezhebi olarak bilinen Montanizm’in de bulunduğuna dair görüşler ileri sürülmüştür. H.J.Lawlor “Montanizm” başlıklı makalesinde Montanizm’in erken dönem Hıristiyanlık inancında M.Ö. 156’lı yıllarda Manisa, Alaşehir civarında ortaya çıktığını, kurucularının Montanus ve iki ruhâni kadın olan Maximillia ile Priscilla olduğunu, Montanus’un kendini peygamber ilân ettiğini ve Pepouza’yı da merkez olarak seçtiğini belirtmektedir. Genel olarak bu mezhep Ortodoks Hıristiyanlıktan ayrışmamıştır. Pepouza’nın zaman içinde Montanizm’in idarî merkezi olduğu ve bölgenin dışında yaşayanlar için tıpkı bir çeşit “Montanist Vatikan” gibi bir haç merkezi haline dönüştüğü anlaşılmaktadır. Pepouza’nın yeri ise şu ana kadar yapılan araştırmalara göre kesin olarak bulunamamıştır. Nitekim William Tabernee’nin konu ile ilgili geniş hacimli dinî eserinde Pepouza’nın Philadelphia (Alaşehir), Apameia (Dinar), Temenothyrai (Uşak) ve Hierapolis (Pamukkale)&... Devamı

06 08 2008

Mısır Tanrı ve tanrıçaları

HorusOsirisle İsis'in oğlu, Mısır tahtını miras almıştır. Hatta taht için Seti ile olan savaşları Mısır mitolojisinde onemli yer tutar. Cennetin hükümdarı, yeryüzünün kralı ve kutsal şahin olmak üzere Teslis (üçlü) kavramı Mısır dininin yerleşmiş yönüydü.Horus'un evrensel olduğu ve ezelden beri var olduğu fikri, birinci hanedanlığa kadar uzanır ki, bu da piramit yazılarında belirtiliyor.Horus of Behedet (Hadit)Behedet Şehri'nde tapılan Horus’un formlarındandır. Büyük kanatları, güneş diskinin bir formu olarak gösterilir. Genelde önemli manzaraların üstünde uçtuğu görülür (Mısır’ın dinsel sanatında).Hadit, Horus’un her zaman her yerde hazır oluşuyla resmedilmiştir. Crowley’in de "Magic in Theory and Practice" kitabında dediği gibi, “son derece küçük ve atomik haldeki her yerde ve her zaman hazır olan parçaya Hadit” denir.Amset (İmsety, Mestha, Amseth)Horus’un dört oğlundan biridir. Ölülerin karaciğerinin koruyucusudur ve Tanrıça İsis tarafından korunur.HapiHorus’un dört oğlundan biridir. Babun kafalı mumyalanmış adam olarak görünmektedir. Ölülerin ciğerlerinin koruyucusudur ve Tanrıça Nephthys tarafından korunurdu. Hapi ismi, farklı hiyerogliflerle ifade edilmişti; çoğunlukla ama her zaman olmamak kaidesiyle Nil Nehri Tanrısı'nın ismiydi. Hapi, tacı zambaklardan (yukarı Nil) veya papirus bitkilerinden (Aşağı Nil) yapılmış şişman bir adama benzetilmiştir.Hator (Het-Heru, Het-Hert)Mısır’ın çok eski bir tanrıçasıdır, inek tanrı. Hator ismi Yunan uyarlamasıdır. Het-Hert (The House Above) ve Het-Heru’nun (Horus’un evi) değişik biçimlerinden türetilmiştir. İki terim de onun gökyüzü tanrıçası olduğuna işaret ediyor. Sık sık İsis’le eşdeğer tutulmuşt... Devamı

06 08 2008

İncil'in tahrif edildiğinin belgesi...

05/08/2008  4. yüzyılda yazılmış olan St. Gerome’un itirafını gösteren önemli tarihsel belge, hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde mevcut İncillerin değişikliğe uğradığını, düzeltildiğini, tahrif edildiğini ve bu metnin Tanrı’dan gelen vahiy olduğuna inanılmasını imkânsız kılacak şekilde kötü tercüme edildiğini kanıtlıyor.Aziz St. Gerome tarafından yazılmış bu mektup bu tarihi gerçeği ortaya koyuyor. İşte o tarihi mektup... Fransız Medeniyeti Profesörü Dr. Zeynep Abdülaziz'in konuyla ilgili makalesinin tamamıAziz Gerome’den Papa Damaz’aEski bir eserden yeni bir iş çıkarmamı teşvik ediyor ve dünyanın çeşitli yerlerine dağılmış bulunan İncil metinleri hakkında benim hükümde bulunmamı, bu metinlerden seçkiler yapmamı, hangisinin Yunanca metne daha yakın olduğunu tespit etmemi istiyorsun. Bu, ürkütücü ve bir o kadar da tehlikeli bir görevdir de, çünkü eski dünyanın üslubunu değiştirecek ve onu çocukluk aşamasına döndüreceğim (basitleştireceğim). Başkaları hakkında hükümde bulunmam başkalarının da benim yaptığım bu iş hakkında hüküm verecekleri anlamına gelir. Bilginler hatta cahillerden, benim bu eserimi ellerine aldıklarında, bu kadim esere cüretle bir şeyler ekleyip çıkardığımı ve yaptığım değişiklikleri görenlerden bana sövmeyen ve beni sahtekar ve kutsal şeyleri kirletmiş birisi olarak görmeyen olacak mıdır?Bu rezalet karşısında, endişemi hafifletecek iki şey var: Birincisi, bunu senin emretmiş olman. İkincisi: Sapkın olanın hiçbir zaman hakkın yerine geçemeyeceği (duygusu). Bu, en bozuk bir ağzın bile kabul edeceği bir durum. Düşmanlarımızın hangisinin doğru olduğu konusunda (şaşkınlık yaşamamaları için) Latince elyazmalarındaki tercümeye bazı güven verici unsurları ek... Devamı

06 07 2008

Askeri İmamların Tarihi Geçmişi

 Yeniçeri Ocağı imamına “imâm-ı hazret-i ağa”, “ağa imamı” veya “ocak imamı” denilirdi. Bu makama, ocaktan yetişen, Orta Camii’ndeki müderristen ders alan, Ağa Kapısı Camii’nin beş müezzininden en yetkilisi tayin edilirdi. Ocak imamı bu camide namaz kıldırır ve seferlere yeniçeri ağasıyla beraber katılırdı. Yine onunla birlikte ayda bir defa sadrazamı ziyarete gider, bayramlarda da padişahın muayede merasiminde bulunurdu. III. Selim’in kurduğu Nizâm-ı Cedîd ordusunda uygulanmak üzere hazırlanan Levent Çiftliği Kanunnâmesi’nde her bölüğe birer imam tayin edilmesi, askerlerin cemaatle namaz kılmaları ve Birgivî Risâlesi’ni okumaları hükme bağlanmıştı. Yeniçeri Ocağı’nın II. Mahmud tarafından 1826 yılında kaldırılmasından sonra onun yerine kurulan Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye adlı teşkilâta getirilen dinî eğitim tedbirleri ise şunlardı:    “Her saf (bölük) için bir mektep açılacak, buralarda her gün Kur’ân-ı Kerîm ve ilmihal dersleri verilecektir. Neferlerin beş vakit namazı cemaatle kılmaları için her safa  birer imam tayin edilecektir.”    Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye alaylarının birinci taburlarında görev yapan alay imamları, din hizmetlerini yürütüp ahlâkî bilgiler veren, cemaate namaz kıldıran, cenaze işleriyle ilgilenen özel üniformalı askerî memurlardı ve görev yaptıkları birliğin her türlü dinî işlerinden sorumluydular. 30 kuruş olan maaşlarına “kisve-bahâ” adıyla 30 kuruş daha zam yapılmış, kılık ve kıyafetleri belli bir nizama sokulmuştu. Protokolde yüzbaşıdan önce kolağasından sonra gelen alay imamları terfi ederek “alay müftüsü&... Devamı

27 06 2008

SEMBOLLER İŞARETLER

 Mezar taşlarında en yaygın kullanılan ağaç sembollerinden biri “Hayat Ağacı” motifidir. Bolluğu bereketi simgeler. Meyveli ağaç ise insanı kamil-i temsil etmektedir. Ölüm ve faniliğin sembolü olarak kullanılan “Servi Ağacı” Mezar taşlarında en çok kullanılan motiflerdendir. Servi vahdeti yani Allah’ı (cc) birlemeği, sembolize eder. Allah lafzının ilk harfi olan elif’e de benzetilen servinin sallanırken yapraklarından çıkan “Hu” sesiyle Allah’ı (cc) zikrettiğine inanılır. Dalları kolay sarsılmaz bu haliyle sabrın ve temkinin sembolüdür, dik ve doğru duruşu ile doğruluğu ve dürüstlüğü temsil eder, servinin üst dallarının eğri durması yaradanın karşısında boynu bükük kalmayı acziyeti ifade eder.Mür-ü Süleyman; Bolluk ve bereketi, Gül; İlahi güzelliği, Lale; Vahdet-i Vücud yani Allah’ı (cc) sembolize eder. Kandil; Aydınlık Meyve; Ölümsüzlük yani cennette ebedi ikramları Haşhaş-Çam kozalağı; Uykuyu, cenneti temsil eder.Sarık: Müderris ve defter eminleri Kavuk: Orta dereceli memurlar ihtişamlı kavuklar: Osmanlı yönetiminde sadrazam, Kubbealtı vezirleri ve kaptan-ı deryalar Uzun külah: Mevlevî tarikatı mensubu Çapa, gemi direği, yelken: Denizci Hokka ve kalem: Kâtip Lahana, bamya: Cirit takımı oyuncularını Yazısız mezarlar: Cellat Kırık başlı mezar taşları: Yeniçeri Müzik enstrümanı: Müzisyen... Devamı

25 06 2008

Akhenaton’un tanrısı Aton’a yazdığı şiir

Fravunlardan akheneton  tek Tanrı  inancına  sahipti. Bu inanışta hz Yusufun mirasının ne  kadar etkisi vardır bilemeyiz ancak  şiirlere bakarsak Tek Tanrı inancı oldukça açık olarak görülüyor;Tanrı, uludur, birdir, tektir.Ondan başkası yoktur.Bir tanedir,O’dur her varlığı yaratan.Bir ruhtur Tanrı, görünmeyen bir ruh…Ta başlangıçta vardı Tanrı.Tek varlıktı o.Hiçbir şey yokken o vardı.Herşeyi o yarattı…Ezelden beri gelen varlığı,Ebediyete kadar sürecek.Gizlidir Tanrı, kimse görmemiştir onu.İnsanlara ve yarattıklarına sır kalır her zaman… Akhenaton’un tanrısı Aton, bir güneş diskiyle sembolize ediliyor. Başka bir şekli yok. Halbuki o güne kadar bütün Mısır tanrıları ve hatta başka kültürlerdeki tanrılar da, hep formlarla, insan ya da hayvan figürleriyle sembolize edilirken, Aton’un hiçbir formu yok. Sadece gökteki güneşle gösteriliyor.Akhenaton  nasıl resmedildiğine biraz bakmak gerek.  Sembolizma ilk kez sanatta bu kadar yoğun kullanılıyor. Resimlerde Firavun insanlaşıyor ve eşiyle eşit. Çocuklarını şefkatle seven bir baba. Aton sözcüğünün kökenide ilginç.  Bildiğimiz gibi Hermetik öğretide tek tanrının adı Atum. Aton sözcüğüne çok benziyor. İkincisi tek tanrının İbranicedeki isimlerinden biri olan Adonai sözcüğü. Üçüncü benzer kavram, aynı isimli bilinen tanrıdan farklı olan, Suriye’deki tek tanrı olan Adonis. Dinin temel kuralları şöyledir:  YARATILIŞA İNANILIR. RUHUN VARLIĞINA VE ÖLÜMDEN SONRASINA İNANILIR. ÖLEN KİŞİLER İÇİN CENAZE TÖRENİ YAPILIR. ÖLEN KİŞİ DÜNYADA YAPTIKLARINA GÖRE YA ÖDÜLLENDİRİLİR YA DA CEZALANDIRILIR. İBADETHANELERE GİRMEDEN ÖNCE RİTÜELİK BİR TEMİZLİK YAPILIR, TEMİZLİK &... Devamı

24 05 2008

DİL

  O Allah ki, insanı yarattı, en güzel şekilde suretlendirdi, iman nuru ile onu süsleyip güzelleştirdi. Ona hüsn ü beyanı vermekle diğer yaratıklar üzerine takdim ve tafdil etti. Kalbine ilmin hazinelerini akıtmakla, onu kemale erdirdi. Sonra kendi rahmetinden onu örtecek perde verdi. Sonra hatırına geçen ve kalbinde doğan şeyleri ifade edecek ve kapalı olan perdeyi açıklayacak dil verdi. Hakkı söylemeye onu muktedir kıldı da, verilen ni’-metlere şükrü ifade etti. Bundan sonra bilmiş ol ki; dil, Allahu Teala’nın en büyük nimetlerinden ve O’nun ince sanatlarının en mühimlerindendir. Dil’in kendisi, küçük olmakla beraber gerek taat ve gerek isyanı büyüktür. Cirmi  küçük, fakat cürmü büyüktür. Zira kulun küfür ve şehadeti ancak dilindeki ifadesinden anlaşılır. Küfür, isyanın; iman, taatın son haddidir. İlmin şamil olduğu her şeyi dil ifade eder. Ya hak ile konuşur veya batıl ile. İlmin de şamil olmadığı hiçbir şey yoktur. Bu şümûl, dilden başka hiçbir azada bulunmaz. Dilini salıverip, dizginlerine sahip olmayanı, şeytan her sahada oynatır. Onu büyük bir uçurumun kenarına iterek helake sürükler. İnsanları yüzüstü cehenneme düşürecek olan, onların dillerinin belasıdır. İnsana azalarından en çok isyan edeni, dilidir. Çünkü o, kolaylıkla istediği tarafa gider. Onu sallamakta bir zorluk yoktur. İnsanlar, dilin afet ve gailelerine aldırmaz;onun hile ve aldatmalarından çekinmez oldular!Halbuki insanı aldatmakta şeytanın en büyük aletlerinden biri dil’dir. Ne yazık ki ey insan, muhtaç olmadığın lüzumsuz sözlerle meşgul olursun da bu suretle kıymetli zamanlarını öldürür ve dilinin ameli üzerine hesaba çekilirsin. Bu suretle hayırlı olanı atıp kötü olanı almış olursun. Zira sen, kıymetli zamanını Allah’ın azameti ve yaratıkları üzerinde düşünmeye sarfetsen, bu düşünce sırasında faydası daha büyük olan ilahi nefhalar sana açılabilir. Veya tehlil, zikir ve tesbih etsen, yine senin hakkında daha hayırlı olurdu. Öyle kelimeler ol... Devamı

04 05 2008

Selahattin Eyyübi

      Selâhaddîn Eyyûbî, komutan ve memurlarıyla bir arkadaş gibi samîmî olarak konuşur, yumuşaklıkla muâmele ederdi. Bundan dolayı herkes, fikrini ve arzusunu çekinmeden söylerdi. Zamânında yetişen âlimlerden İmâdüddîn el-Kâtib onun hakkında şöyle demektedir: “Sultan ile oturan bir kimse, onunla oturduğunun farkına varmaz, bir arkadaşıyla oturuyor zannederdi. Anlayışlı, dînine bağlı, temiz, hatâları affeder, kusûrları görmezlikten gelir ve kızmazdı. Asık suratlı durmaz, dâimâ tebessüm eder vaziyette olurdu. Bir şey isteyeni, boş çevirdiği görülmezdi. Herkese çok nâzik davranır, kimseye kaba hareketlerde bulunmazdı. Söz verdiği zaman yerine getirirdi.” Abdüllatîf el-Bağdâdî’nin de onun hakkındaki sözleri şöyledir: “Selâhaddîn-i Eyyûbî’yi heybetli bir kimse olarak gördüm. Sözleri, kalplere tesir ediciydi. Yanına ilk girdiğim gece, meclisini âlimlerle dolu gördüm. Her biri çeşitli ilimlerden konuşuyorlardı. Sultan’ın yakınları, onu kendilerine örnek alıyorlar, iyilikte yarış ediyorlardı. Müslüman olsun, kafir olsun herkes Sultan’ı çok seviyordu. Onun ölümüyle, insanlar hakîkî bir babayı kaybettiler, ölümüne üzülmeyen kimse kalmadı.” Selâhaddîn-i Eyyûbî, düşmana karşı da, İslâmiyetin adâlet ve ihsân kurallarından hiçbir zaman ayrılmazdı. Haçlılar, esir Müslümanları kılıçtan geçirdiği zaman, elindeki Hıristiyan esirlere, İslâmiyetin emrettiği şekilde güzel muâmelede bulundu. Hiçbir zaman onlar gibi yapmadı. Ilık su istediği hizmetçisinin önce kaynar, sonra da buz gibi soğuk su getirmesi karşısında bile onu azarlamayıp; “Sübhânallah! İstediğimiz gibi bir su dahi içemeyeceğiz” demekle yetindi. Mısır ve Kudüs’ü fethedip, hazînelere sâhip olduğu hâlde, ömrü boyunca bir asker gibi yaşadı. Lüzumsuz hiçbir şeye harcama yapmayıp, parayı zarûrî ihtiyaçlara ve askerî malzemelere sarf etti. Öldüğü zaman, cebinden bir altın ile birkaç gümüş para çıktı. Çok cömertti. Akka Muhâsarası için geldiği... Devamı

04 05 2008

Zeynep sultanın mezarı

    Zeynep Sultan camisindeki tek şerefeli minarede, taş basamak kenarları açıkta bırakılarak farklı bir renk ve desen yaratılmıştır. Şerefesindeki bitkisel bezemeli demir korkuluklarla da yine barok uygulanmıştır. Gövde tuğladan yapılmıştır. Cami bir avlunun ortasındadır. Sıbyan mektebi, medrese, meşruta evleri ile çevrilidir. İki yerde haziresi vardır. Zeynep Sultan’ın kabri ne yazık ki biraz meçhuldür. 1912 Yılında İstanbul Belediye Başkanı Cemil Paşa (Cemil Topuzlu) atlı tramvay yolunu düzenlerken bu camii çevresinde tam anlamıyla bir katliam gerçekleştirmiştir. Caminin karşı tarafında bir Mimar Sinan şaheseri olan Caferağa Medresesi vardır. Yol yapılırken camie ait çeşme ve sebil kaldırılır. Zeynep Asime Sultan’ın kabri de bu işlemden geçer ve naaş uzun yıllar caminin alt bodrumunda 1950 yılına kadar tutulur. Sonra şimdiki yerine defnedilir. ... Devamı