30 11 2009

1174-800 YILLIK AHŞAP CAMİDE ÇİVİ YOK - GÜNCEL

Samsun'un Çarşamba ilçesinde bulunan ve 800 yıl önce hiç bir çivi kullanılmadan yapılan ahşap cami görenleri hayrete düşürüyor. İlçe merkezinde Hasabahçe Göçeli Mezarlığı içinde bulunan, halk arasında da 'Mezarlık Cami' diye adlandırılan çivisiz camiyi inceleyen Tüm Mühendisler ve Mimarlar Birliği Platformu (TMMMBP) Genel Başkanı Mimar-Ekonomist Remzi Kozal, camiye hayran kaldığını açıkladı. 800 yıl önce inşa edilen ve ahşap olmasına rağmen hiçbir çivi kullanılmadan yapılan söz konusu caminin  ahşap mimarisinin şaheseri ve dünya kültür mirası olduğunu belirten Ramzi Kozal, "Selçuklular döneminde inşa edildiği tahmin edilen ahşap mimarimizin bu muhteşem şaheser; geçmişten geleceğe çok önemli bir köprü olarak yer almakta ve mimarlık tarihimize ışık tutmaktadır. 800 yılı aşkın bir süredir çürümeden, bozulmadan ayakta durabilen böyle bir yapı yalnızca Türkiye'de değil, dünyada da nadirdir ve yoktur. Halen ibadete açık olan bu camii, ecdadımızın her konuda olduğu gibi mükemmeliyetçiliğini, ahşap yapı konusundaki uzmanlığını göstermektedir ki, ahşabın, uzun süre dayanabilmesi için kestane ağaçlarının kesim zamanı, kurutulması ve işlenmesi son derece önemlidir. Bu bina, dönemi itibari ile bir mimari şaheser olmasının yanı sıra, kültür ve turizm açısından da, bir dünya kültür mirası olarak ta büyük önem taşımaktadır" dedi. Söz konusu caminin Vakıflar Genel Müdürlüğü mülkiyetinde bulunduğunu hatırlatan Kozal, cami hakkında şu bilgileri verdi: "Tamamen ahşaptan ve metal çivi kullanılmadan yapılmış olup tek katlı ve dikdörtgen planlıdır. 392 metrekarelik alanı kapsayan caminin dış duvarları 10 santim kalınlığında, 50-60-70 santim eninde ve 10-15 metre uzunluğundaki kestane ağaçlarından kalaslarla (dilmelerle) örülmüştür. Bu dilmeler birbirine giydirme usulü ile monte edilmiş, köşelerde geçme tekniği ile bağlantı sağlanmıştır. Kiremitlerle örtülü olan çatısı, camiyi bir şemsiye gibi kapatmakta, iç kısımda direklerle desteklenmek... Devamı

27 12 2008

'Gurebahane-i Laklakan' yeniden göçmen kuşlara hizmet ve

Dünyanın ilk ve tek göçmen kuş hastanesi, Bursa'daki "Gurebahane-i Laklakan" yeniden canlandırılıyor.Osmanlı Devleti döneminde sakat leylekler ve göçmen kuşların tedavi ve bakımının yapıldığı bu hastane, bundan böyle hayvan sevgisinin sembol yapılarından biri haline gelecek. Tarihî Irgandı Köprüsü'nün doğu ayağındaki sivil mimarlık örneği binanın yine hayvanlara sağlık merkezi olarak hizmet vermesi planlanıyor. Gurebahane-i Laklakan, Türk edebiyatının usta kalemlerinden Ahmet Haşim'in anılarında şöyle anlatılıyor: "Bilmem Bursa'yı gezerken gördünüz mü? Haffaflar Çarşısı'nın ortasında bir meydan var. Bu meydan malûl hayvanların düşkünler yurdudur. Kanadı, bacağı kırık leylekler, bunamış kargalar halkın sadakasıyla yaşarlar."Hasta ve sakat kuşların bakım ve tedavisinin yapıldığı bu sistem ve yere Ahmet Haşim tarafından "Gurebahane-i Laklakan" denildiği ve bu ismin günümüze kadar geldiği biliniyor. Ecdadın, her türlü konuya duyarlı davrandığını ve güzel çalışmalar ortaya koyduğunu hatırlatan Osmangazi Belediye Başkanı Recep Altepe, yeni neslin aynı hassasiyeti gösteremediği gibi, ecdad yadigarlarına da sahip çıkamadığını dile getirdi. Başkan Altepe, "Bu nedenle yürütülen çalışmalar daha bir anlam kazanmaktadır. Gurebahane-i Laklakan olarak bilinen göçmen kuşlar hastanesi; yüzyıllar önce, dünyada daha henüz insan hakları tartışılırken, burada bizim ecdadımız tarafından kurulmuş. Hayvan haklarının korunması için kanunlar çıkartılmış, bu hastanede her türlü kuşun bakımı ve tedavisi yapılmış. Bu sadece bizim kültürümüzde olan bir güzellik. Bununla gurur duymamız gerekiyor. Bu kültürü yaşatmak için de elimizden geleni yapmalıyız." dedi.Bu amaç doğrultusunda tarihi Irgandı K&o... Devamı

21 12 2008

MAVİ YEŞİL

Tarihteki  Spor  kulüplerinin araştırırken  karşımıza çıkan  en önemli gruplardan birdir Maviler ve yeşiller .Bu grupları anlamak için Hipodrom’un Bizans  toplumundaki yetini ve roma arenalarını hatırlamak  lazımdır. Arenaların en meşhurlarından Roma'nın sembolü haline gelmiş olan .  Colosseum’un  Asıl adı Flavium Amfitiyatrosu'dur. 70 yılında imparator Vespanianus tarafından başlatılan inşaa işlemi, 82 yılında Titus tarafından bitirilmiştir. Amfitiyatro, çevresi 527 metre olan bir elips şeklindedir. 4 katlı olan yapının yüksekliği 50 metredir. En alt katı yerden 4 metre yüksektir. Yapının, imparator için ayrılan ve diğerlerinden daha geniş olan dört ana giriş haricinde 80 adet girişi vardır. Colosseum  50 - 55.000 kişi alabiliyordu. Girişler bu kalabalığı 5 dakikada boşaltabilecek şekilde dizayn edilmiştir.  Roma İmparatorluğu devrinde sirk oyunları, araba yarışları ve gladyatör gösterileri yapılan Colosseum, 19. yüzyıla kadar dünyanın en büyük anfitiyatrosu idi. Günümüzde bile modern stadyumların mimarilerinde örnek olarak alınmaktadır.Her Roma kentinde bulunan hipodrom gibi Bizantion’da da (İstanbul) Milattan Sonra (M.S) 2’inci yüzyılda Romalıların kenti alıp yeni sur yapmasıyla Hipodrom oluşturuldu. Orijinali, Roma İmparatoru Septimius Severus tarafından yaptırılan ve daha sonra Büyük Constantinus tarafından genişletilen ve İmparatorluğun değişik yerlerinden getirilen eserlerle donatılan Hipodrom'un eni 117, boyu ise 480 metreye, kapasitesi ise 100.000 kişiye ulaşıyordu. Bir seferde şehrin nüfusunun dörtte birini aldığı söylenir. Ana girişi kuzey ucunda, Alman Çeşmesi’nin bulunduğu yöndeymiş.İmparatorluk sarayı ve dolayısıyla da kathisma denilen imparator locası, şimdi Sultanahmet'in bulunduğu taraftaydı. Kuzey ucundaki girişte büy... Devamı

11 12 2008

Ecdat yadigarı sahipsiz

Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan tarafından Mekke'nin su ihtiyacını karşılamak üzere yaptırılan yaklaşık 450 yıllık su kemeri, işlevini yitirdiği için adeta kaderine terk edilmiş durumda. Arafat'tan Müzdelife'ye giderken yolun sağ tarafındaki dağın eteğinde görünen su kemeri, Mekke'deki ecdat yadigarı eserlerden biri olarak bugün sadece Türklerin ziyaret ettiği tarihi bir yapı olarak zamana direnmeye çalışıyor. Varlığından haberdar olan Türklerin Mekke'ye gelişlerinde ziyaret ettiği yaklaşık 25 kilometre uzunluğundaki su kemeri 20 yıl öncesine kadar işlevini yerine getirirken artık tarihi bir yapı olarak zamana direnmeye çalışıyor. Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan tarafından Mekke'nin su ihtiyacını karşılamak üzere 1560'lı yıllarda inşa edilen ve Arafat'ta bulunan Ayn-ı Zübeyde suyunu Mekke'ye ulaştırarak şehri suya kavuşturan tarihi yapı, daha kısa yoldan su getirilmesi üzerine yaklaşık 20 yıldır kullanılmıyor. Bugün Mekke'yi ziyaret eden birçok Türk'ün varlığından haberdar olmadığı tarihi yapı hakkında bilgi veren Dr. Necati Öztürk, su kemerinin zamanında çok önemli bir işlevi bulunduğunu anlattı. Uzun süredir Mekke'de yaşayan ve kentin tarihi üzerine araştırmaları bulunan, bugün özel bir kütüphanenin yöneticiliğini yapan Dr. Öztürk, diğer ecdat yadigarı eserler gibi su kemerinin de varlığının Osmanlı'nın Mekke'deki izleri açısından önemli olduğunu bildirdi. Mekke'ye gelen Türklere fırsat buldukça bu tür yerleri gezdirdiklerini anlatan Dr. Öztürk, “20 yıl öncesine kadar çalışan bu kemer artık kullanılmıyor. Yüzlerce yıllık bir eserin kaderine terk edilmiş olması ise ayrıca üzüntü verici” dedi.YENİ ŞAFAK  -09.12.2008... Devamı

12 10 2008

SARNIÇTA GİZLİ SU KANALI

Fatih Belediyesi’nce Zeyrek Sarnıcı’nda yürütülen restorasyon çalışmaları sırasında sekiz metrelik su kanalı bulundu.Bizans döneminin  istanbulda bıraktığı önemli su tesislerinden Unkapanı’ndaki Pantokrator Manastırı’nın sarnıcı olan Zeyrek Sarnıcı, Fatih Belediyesince yürütülen restorasyon çalışmasıyla kent turizmine kazandırılacak. Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, çevredeki pis suların içine aktığı sarnıcı, İSKİ ile birlikte yürüttükleri çalışmalar sonunda temizlediklerini, daha sonraki aşamada buradaki mescidin kazılarını gerçekleştirdiklerini, minaresi dahil temel kazılarına ulaştıklarını ve bununla ilgili proje çalışmalarına devam ettiklerini bildirdi. Restorasyon çalışmaları sırasında son olarak sarnıcın içinde 8 metrelik bir su kanalının ortaya çıkarıldığını, kanalın yaklaşık dört metresinin görülebildiğini, kanalla ilgili çalışmaların devam ettiğini kaydeden Demir, sarnıçta aynı özellikte bir su kuyusu daha bulunduğunu, bu kuyunun sarnıcın altındaki ayazmaya ait olduğunu söyledi."Zeyrek Sarnıcı’nı 2010’a yetiştireceğiz. Uluslararası etkinliklerin sahneleneceği bir yere dönüştüreceğiz" diyen Mustafa Demir, "Bu tür teklifler olursa değerlendirmeyi düşünüyoruz. Yerebatan Sarnıcı çok etkileyici, Zeyrek Sarnıcı da çok etkileyici bir sarnıç. Üstünde balkon gibi yerler var ve yukarıdan sarnıcın görülebileceği alanlar var" dedi.Hürriyet, 03.10.2008... Devamı

14 09 2008

NEVŞEHİR'İN İLK SURLARI BULUNDU

Nevşehir'in Gülşehir İlçesi'ne bağlı Ovaören beldesindeki höyükte sur duvarlarına rastlandı.Gazi Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr. Süleyman Yücel Şenyurt başkanlığında 30 kişilik ekiple yürütülen kazı çalışmalarını Nevşehir Valisi Mehmet Asım Hacımustafaoğlu, Gülşehir Kaymakamı Süleyman Yıldırım ve Nevşehir Müze Müdürü Halis Yenipınar yerinde inceledi. Kazı ekibinden çalışmalarla ilgili bilgi alan Vali Hacımustafaoğlu, geçen yıl başlayan kazı çalışmalarının bu yılki bölümünde höyüğün güney batısında yeralan surlarda sondaj çalışmaları yapıldığını, yaklaşık 6 metre yüksekliğinde ve 4 metre genişliğinde sur duvarlarına rastlandığını bildirdi. Kazı ekibi yetkilileri de surların Hitit döneminde yapıldığının, Demir Çağı'nda iki kez onarım gördüğünün, surlardaki en son yapıların da MÖ 8. yüzyılda hüküm süren Tabal Krallığı'na ait olduğunun anlaşıldığını, höyüğün içinde yapılan kazılarda da Demir Çağı'na ait mekanlar ortaya çıkarıldığını belirttiler. Yetkililer, demir ok ucu, pişmiş toprak ağırşak, ağırlık, kemikten yapılmış biz ve iğne gibi taşınır kültür varlıklarının bulunduğunu da kaydettiler. Kazılarda, Demir Çağı'nda da yoğun yerleşime sahne olan surlarla çevrili kentin gerek Hitit İmparatorluk gerekse Geç Hitit Dönemi'nde özellikle Tabal Krallığı'na bağlı önemli kentlerden biri olduğuna dair bulgulara rastlandığı ifade edildi.Yeni Şafak, 05.09.2008... Devamı

10 05 2008

İstanbul’un İsimleri

      İstanbul’un  bilinen  ilk  adı Bizantion idi.  Şehri  yerle  bir  eden   Septimius  Severus  daha  sonra  şehri  imar  ederek  oğlu  Antonia’ya  izafeten  şehre  Antonia ismini   vermiştir. Şehir İdare  merkezi  olduktan  sonra  ismi Secunda Roma (İkinci Roma) adını almış  bunun  yanında  Nova  Roma(Yeni  Roma) Bizans  Roması  isimleri  ile  de  anılır  oldu.Resmi  yazışmalarda (Türkçe  Mamur’un karşılığı) Anthusa  ismine de  rastlanır.Şehrin ikinci  banisi  kabul  edilen  Kostantinden  sonra  şehre  Konstantine  Polis ismi verilmiştir.Slavlar Tsarigrad (imparator şegri),Viikingler , Mihail isimli  bir  imparatordan  dolayı  Miklagrad/Miklagord, Ermenicede  Konstandinu Kalak ,arapçada Kustantina, Kostantiniyye  isimlerini  kullanmışlardır.   Fetihten  sonra  ise İstanbulu  ifade  etmek  üzere ,   İslambol, Der  Saadet (Saadet kapısı) , Der-i Devlet (Devlet  kapısı), Asitane-i Saadet,  Ümm-i dünya ,Darü’s- Saltanat ,Dar’ü-l İslam ,İslambol  gibi çeşitli   isimler  ve  sıfatlar  kullanılmıştır.  ... Devamı

10 05 2008

İstanbula göç

         En büyük kent olduğu için İstanbul’a göç hep var. Mesela Bostancı semti. Bostancılar var orada. Bostancı köprüsünün başında duruyorlar ve gelen adamlardan kağıt soruyorlar. Kimsin, nesin, niye geldin? Öbür tarafta, Çekmece’de de aynı olay sözkonusu. Gelenlerin kadıdan kağıt alması lazım. İstanbul da tanıdık bulması lazım. Onlardan "ben bakarım "diye talimat alması lazım. Böyle sıkı kontrol altında tutuyorlardı. Kanuni Mimar Sinan’dan su tesisatını genişletmesini istemişti. Bir zaman sonra baktı ki bir şey yapılmamış sebebini sorar. Mimar Sinan "Rüstem Paşa engel oldu" der. Kanuni Sadrazam Rüstem Paşa’ya durumu sorunca şu cevabı verir " Böyle bol bol su falan bulunca buraya gelip yerleşmeleri durduramayız. Devamı