MAVİ YEŞİL

2008-12-21 18:08:00


Tarihteki  Spor  kulüplerinin araştırırken  karşımıza çıkan  en önemli gruplardan birdir Maviler ve yeşiller .Bu grupları anlamak için Hipodrom’un Bizans  toplumundaki yetini ve roma arenalarını hatırlamak  lazımdır.
Arenaların en meşhurlarından Roma'nın sembolü haline gelmiş olan .  Colosseum’un  Asıl adı Flavium Amfitiyatrosu'dur. 70 yılında imparator Vespanianus tarafından başlatılan inşaa işlemi, 82 yılında Titus tarafından bitirilmiştir. Amfitiyatro, çevresi 527 metre olan bir elips şeklindedir. 4 katlı olan yapının yüksekliği 50 metredir. En alt katı yerden 4 metre yüksektir. Yapının, imparator için ayrılan ve diğerlerinden daha geniş olan dört ana giriş haricinde 80 adet girişi vardır. Colosseum  50 - 55.000 kişi alabiliyordu. Girişler bu kalabalığı 5 dakikada boşaltabilecek şekilde dizayn edilmiştir.  Roma İmparatorluğu devrinde sirk oyunları, araba yarışları ve gladyatör gösterileri yapılan Colosseum, 19. yüzyıla kadar dünyanın en büyük anfitiyatrosu idi. Günümüzde bile modern stadyumların mimarilerinde örnek olarak alınmaktadır.


Her Roma kentinde bulunan hipodrom gibi Bizantion’da da (İstanbul) Milattan Sonra (M.S) 2’inci yüzyılda Romalıların kenti alıp yeni sur yapmasıyla Hipodrom oluşturuldu. Orijinali, Roma İmparatoru Septimius Severus tarafından yaptırılan ve daha sonra Büyük Constantinus tarafından genişletilen ve İmparatorluğun değişik yerlerinden getirilen eserlerle donatılan Hipodrom'un eni 117, boyu ise 480 metreye, kapasitesi ise 100.000 kişiye ulaşıyordu. Bir seferde şehrin nüfusunun dörtte birini aldığı söylenir. Ana girişi kuzey ucunda, Alman Çeşmesi’nin bulunduğu yöndeymiş.İmparatorluk sarayı ve dolayısıyla da kathisma denilen imparator locası, şimdi Sultanahmet'in bulunduğu taraftaydı. Kuzey ucundaki girişte büyük kemerli yapılar, duvarlarda çok sayıda heykel vardı. Ortada, çevresinde yarışan arabaların döndüğü Spina'da, bazıları günümüzde de bulunan anıtlar vardı.Halkın imparatorla karşılaştığı tek yer olan bugünkü Sultanahmet Meydanı’nda yer alan görkemli Hipodrom, günümüzde Four Season Oteli ve çevresindeki binaların altında kalan Büyük Bizans Sarayı’nın hemen yanındaydı.  Çeşitli  yarışların ve  eğlencelerin  yapıldığı Hipodrom ,Bizans’taki   hayatın  merkezidir . Michel Kaplan Bizans’ın Altınları kitabında anlatıyor.

“Kral Konstantin tarafından başkentle aynı gün yani 11 Mayıs 330’da kurulan Hipodrom ilk günden beri Konstantinopolis’in (İstanbul) yaşamında birincil bir rol oynaya gelmiştir. Hipodrom’daki at yarışlarını izlemeye gelen halka bedava erzak torbası dağıtılırdı. Sonradan halk bu işe alıştı ve erzak torbası almadan da 50 bin kişilik tribünleri doldurmaya başladı. 400 yüz bin nüfuslu (Bağdat’tan sonra en kalabalık ikinci şehir) şehirde 50 bin büyük rakamdı.” 

Faction (Hizipler)lar  Roma’da , hipodromda  yapılan  yarışlardaki taraftarlar  idiler. Bu  hizipler  sayısı  Dörttür.Maviler,beyazlar,kırmızılar  ve  yeşiller.Ancak Beyazlar  maviler  içinde kırmızılar yeşiller  içinde kabul  ediliyordu ve  ortaya  iki  grup  çıkıyordu ;

MAViLER  ve YEŞİLLER

Bunlar birer  Bizans’ta Roma’nın tersine  birer spor  kulübü  şeklinde  değilde  birer  parti  şeklinde örgütlenmişlerdi. Maviler soyluların, yeşiller ise orta ve alt tabakadan olanların gruplarıydı   Listelerde  belirlenen  üyeler  aidat  öder,  başkanlık divanı  seçerle ve  spor  yarışmalarını  finanse  ederlerdi. Her  grubun  başında  biri  İmparator  tarafından  seçilen ve Demokrat  ismi  verilen  diğeri  ise  grup  tarafından  seçilen ve Demark adı  verilen  iki  şef  vardı.Sözleşmeleri  kaleme alan  görevlilere Notari  bunları  saklayan  görevlilere   ise Chartulari  ismi  verilirdi. Ayrıca   şair,  şarkıcı,  modelciler  vb  alt  dereceli  memurları  vardı. Yarışcılar  ise  ozamanın  en  popiler  şahsiyetleri idiler.   Cemil  Meriç   Jurnal’da  bu konuda  “Yeşiller-maviler kavgası Bizansın iliklerine işlemiş. Türk sarığı, Romalı tiarının yerine geçmeden bu şehvetperest ve tenperver sürünün tanrısı: cokeydi. Cokey topa tekme savuran adamın yanında Herakles'tir, hayvana kanat takan adam. Arabacılık tehlikeleri olan, kabadayılık isteyen, bilek ve yürek isteyen bir oyundu. Bugünün daha dişi, daha sırnaşık plebi kahramana değil karikatüre alkış tutuyor. Pleb kim? Hepimiz. "Tepeden bakınca aynı toz bulutu". Kulakları tırmalayan aynı şikayet: bu memlekette yaşanmaz. Doğru! Kapitalizm, Bizansın canım havasını fabrika bacaları, egzoslar, genzi ve ciğerleri kemiren murdar kokularla yaşanmaz hale getirdi. Ama efendilerimizi tedirgin eden bu lağım kokusu, bu kıyamet gününü hatırlatan insan ve makine uğultusu, bu toz, bu sinek değil ki” demektedir.

 

Meraklı  taraftarlar (Aficionados)  parti  defterlerine  kayıtlı  olmamakla  birlikte, tuttukları  takımların  renklerini taşıyan ve savunan  kitleler   idiler.Teşkilatları  İmparatorluğun  her  şehrinde  olduğu  gibi , bu   partiler  birbirlerini   inanılmaz tutarlardı.Mesela  İstanbul mavileri  Tarsus  mavilerine  kötü muamele  yapan  bir  kontu  öldürmüşlerdi. İki  taraf dini  olarak  da  birbirine  karşı  idiler .Maviler  Kadıköy  konsilinde  kabul edilen  inançlara  bağlı  iken Yeşiller Monofizit fikirlere  sahiptiler. Buradan ,  bu  grupların siyasi ve  sosyal  grupları  temsil  ettiklerini  çıkarabiliriz.   Partililer,başlangıçta saçlarını öteki bizanslılardan farklı  biçimde kestirip yeni moda bir saç stili  edindiler.İranlılar  gibi bıyık  ve  sakallara  dokunmadan, mümkün olduğu kadar  uzattılar, saçları  ise, önleri şakaklara  kadar  kesip  geri  kalannını  düzensiz biçimde Massagetler ( Avrupa Hunlarından  gelme  ihtimali olan bir kavim) gibi boylu   boyunca  uzattılar .Kimi  zaman  buna  Hun  modası  denildi  

Çoğunlukla  yarışlar  kanlı  biterdi.Çünkü mağluplar galiplerin  sevinç gösterilerine  dayanamaz  elde  hançer  sahaya  girer  ve  rakiplerine  saldırırdı. A.Rimbaud’un  işaret  ettiği  gibi  bu   kavgalar  o kadar  kanlı  olmuştur  ki  Bizans  ,Romanın  Gladyatör   gösterilerine  ihtiyaç  bile   duymamıştır.

Bunlar  kendi  milis  gruplarını  kurmuş  ve  silahlandırmışlardı.   Bu iki takımın yüksek unvanlı başkanları yüzlerce taraftardan oluşan milisleri yönetirdi, bu milisler de kent asayişinden sorumlu oldukları gibi, gerektiğinde surları korurlardı.”  Bütün  geçit   törenlerine ve  büyük  törenlere  katılan bu  gruplar,İmparator  karşısında bir  çeşit  halk  temsilciliği görevi  yapıyorlardı.  Ancak  devletin  zayıfladığı  yıllarda  iki tarafın  azgınları  da  işi  profosyonel   haydutluğa  dökmüş  halkı  soymaya  başlamışlardı.

  Prokopius'un 'Bizans'ın Gizli Tarihi' adlı eseri bu dönemi anlatan  6. yüzyıldan kalma güzel bir örnektir.. Kitabın yazarı Prokopius, Bizans tarihine damgasını vuran İmparator Justinianus zamanında yaşayan bir devlet görevlisiydi. Seçkin ve aydın anlamına gelen Illustres unvanıyla ödüllendirilmişti. 562 yılında kent yöneticisi anlamına gelen Praefectur oldu. Bizans ordularının Gotlar, Vandallar ve İranlılarla yaptıkları savaşları anlatan, sekiz kitaplık 'Savaşlar Tarihi'ni yazdı. Ancak Prokopius'u farklı kılan, resmi tarih yazan vakanüvis yanından çok, dönemin imparatoru Justinianus'a eleştirel bakışı ve bu bakışla yazdığı kitaptır. Türkçe adı 'Bizans'ın Gizli Tarihi' olan Historia Arcana.    Bizansın  gizli tarihi   isimli  eserinde Prokopius bu  konuyu  şöyle  anlatır ;

-Önceleri büyük  çoğunluk kısa, iki  yanı keskin  bıçaklarını bellerine  asıp pelerinlerinin  altına saklar, geceleri  ise  açıkta  taşırlardı.Akşam  olunca  biraraya  gelip, Forumda  yada dar  sokaklarda rastladıkları üst  sınıftan kimseleri soyarlar, pelerinlerini, kuşaklarını, ziynet  eşyalarını ve ne bulurlarsa alırlardı.Kimi zaman ‘ölü  kişi  masal  okuyamaz diye   soyduklarını öldürmeyi  de uygun  bulurlardı.Yapılan  bu  tür  zorbalıklar, eylemci  olmayan  ama  başkaları  kadar  zarar  gören maviler  arasında bile   bir  kızgınlık  yarattı. Dolayısı  ile  güzel  giyinmenin ve  değerli  eşyalar  taşımanın yaşamlarına  mal olacağı  korkusu  ile pek çok  kimse, bronzdan  yapılmış ziynet  eşyaları ve kuşaklar takmaya, düzeylerine  uygun  düşmeyen ucuz   pelerinler giymeye   başladılar. Daha  güneş  batmadan  koşup  evlerine kapandılar.......Mavilerin  işi  böyleydi.Onlara  karşı  olan topluluktan  bir kesim, cezasız kalan  suç  eylemlerine  girişmek arzusu ile  Mavilere  katıldı, bir bölümü de  başka  ülkelere  kaçtı....Ve  bir yığın  genç  bu partiye  doluştu.Daha  önce böyle  bir  şeye  ilgi göstermemişlerdi  ama, iktidar tutkusu ve  sınırsız  serbestlik onları  bu  örgüte  çekti....Önce  karşı  partinin üyelerini yok etmekle  işe  başladılar,  sonra gerekçe  göstermeden her  önüne geleni öldürmeye  giriştiler.Bir takım  kişiler  , onlara  para   yedirerek satın   aldı ve  kendi  düşmanlarını  gösterdi, partizanlar da  kendilerine  gösterilen kimseleri ortadan  kaldırdılar .....Sürekli korku  yüzünden, herkes  ölümün her  köşe başında  beklediği kuşkusu  içinde  idi.Güvenilir  tek yer, tek  saat  yoktu; en   saygı  gören  kiliselerde, en  önemli  genel  eğlencelerde bile insanlar öldürülüyordu”

 

Bu iki grubun birlikte hareket ettiği   bir olaysa Bizans devrinin en önemli halk hareketlerinden biri olan Nika ayaklanmasıdır. 13 Ocak 532 tarihinde, Bizans'ın ilk imparatorlarından Büyük Iustinianos'un hükümdarlığı döneminde Konstantinopolis (bugünkü İstanbul), şehirde meydana gelen en ciddi karışıklık Hipodrom'un iki büyük grubu olan Yeşiller ve Maviler tarafından başlatılmıştı. Bu gruplar, Hipodrom'daki at yarışlarının bitiminde sık sık yangın çıkarmaktan, etrafı yakıp yıkmaktan hoşlanırlardı. Bu seferde bu gruplar, bazı mahkûmların serbest bırakılmasını sağlayamadıklarından, özellikle de Iustinianos'un sıkı mali politikalarından ve bakanlarının zorbalıklarından son derece hoşnutsuz olduklarından güç birliği yaptılar ve sloganları olarak da hem at yarışlarında hem de imparatorluk oylamalarında kullanılan aşina bir sözcüğü seçtiler: Nika (Zafer). Bunu izleyen olaylar Nika Ayaklanması olarak bilinmektedir. İsyancılar valinin makamına ulaştılar ve mahkûmların salıverilmesini sağladıktan sonra binayı ateşe verdiler. Yangınlar şehrin her tarafına yayıldı ve birkaç gün içinde merkezdeki birçok binayı harap etti. Bu binalar arasında Ayasofya Katedrali'nin tamamı, yakınındaki Aya İrini Kilisesi'nin ön avlusu, tüm hastalarıyla birlikte Samson Bakımevi, Senato Binası, Khalke (imparatorluk sarayının bronz çatılı girişi) ve başka birçok anıt bulunmaktaydı. Kısa sürede askerler ve hatta bazı senatörler Maviler ve Yeşiller'le birlik oldularve bu güruh İmparator Anastasius'un (491-518) yeğeni olan Hypatius adlı bir kişiyi yeni imparator olarak ilan etti. Iustinianos çaresiz durumdaydı: Yönetim şehirdeki kontrolü büyük ölçüde kaybetmişti. Kendisi güvendiği danışmanlarıyla birlikte saraya kapanmış, deniz yoluyla kaçmaya hazırlanmaktaydı; ancak karısı Theodora'nın yaptığı heyecan verici bir konuşmanın, imparator ve danışmanlarının aldığı kararın değişmesinde etken olduğu söylenmektedir. Theodora her ne dediyse bunu pek bilemiyoruz.Iustinianos isyana karşı durmaya ve kendine sadık ordu birliklerini görevlendirmeye karar verdi. Güvendiği iki general, Belisarius ve Mundus önderliğinde sadık Got birlikleri, iktidarı gasp eden Hypatius ve isyancıların toplanmış olduğu Hipodrom'a girdi ve sonuçta toplu bir katliam gerçekleşti. 30.000 ile 50.000 arasında isyancının Iustinianos'un güçleri tarafından öldürüldüğü söylenmektedir. Hypatius tutuklandı ve idam edildi; ertesi gün cesedi denize atıldı. İsyancı senatör ve soylular kaçtılar; bunların mallarına el kondu. İsyanın başlamasından bir hafta sonra kriz çözümlenmiş ve şehir sakin durumuna dönmüştü.

 

Hipodrom, Bizans’ta araba yarışları ve şenliklerin, Roma’da gladyatör savaşlarının ve Osmanlı’da ise Türklerin ata sporu olarak bilinen cirit oyunlarının yapıldığı bir yapıydı. 1204’te o zamanki adı Konstantinopolis olan kente düzenlenen Haçlı Seferleri’nde yerle bir edildi ve geriye sadece hala ayakta duran varlığına dair hiçbir işaret ya da levha bulunmayan  Sphendone Duvarı’ ile Dikilitaş, Örmeli Sütun ve Yılanlı Sütun kaldı.Hipodrom giriş kapısının hemen üzerinde bulunan bronz at heykelleri 1204 yılında Haçlıların İstanbul'u işgali sırasında birçok eser gibi çalınmış ve Venedik'teki San Marco Katetrali'nin giriş kapısının üzerine yerleştirilmştir.

1609
0
0
Yorum Yaz