İŞTE YOL İÇİN YIKILAN CAMİLER

2013-11-06 14:27:00



 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Yol için cami bile yıkarız.” sözleri bu hafta çok konuşuldu. Bugün tarihi bir cami yıkmak ne derece abes görülse de, karnemiz bu konuda hiç de temiz değil. Bugüne kadar farklı ideolojilerin birbirlerini suçladığı noktada tarihi belgelerden anlaşılıyor ki, Milli Şef’in CHP’si de Adnan Menderes’in Demokrat Parti’si de aynı suçu işlemiş! İşte yok olmuş onlarca cami arasından yol için feda edilenler...

 

İstanbul, yüzyıllardan beridir çeşitli vesilelerle yıkılıp yeniden inşa edildi. Doğu Roma ve Osmanlı İmparatorluğu izlerinin derin bir şekilde görülebildiği medeniyet başkenti, tarih boyunca onlarca kez doğal afet, yangın ve yağma atlattı. Fakat hiçbir zaman son yüzyıldaki kadar tahribata maruz kalmadı. İmparatorluğun bakiyesi olan şehri devralan başta cumhuriyet kadroları, toplumun manevi sütunlarını çatlatacak hamlelerde bulunurken, akabinde gelecek Demokrat Parti ise moderniteye ayak uydurabilmek bahanesiyle geniş yıkımlar gerçekleştirdi. Lastik tekerlekli otomobilleri tarihi yarımadanın her yerine ulaştırmakla övünen devrin yönetimi, arkalarında bugün bile derinden hissedilen yaralar bıraktı.

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz salı günü partisinin grup toplantısında kesilen ağaçlarla ilgili tepkilere cevap verirken, ezber bozan ifadeler kullandı. “Yol medeniyettir… Medeni olmayanlar yolun kıymetini bilmezler. Bizim değerlerimizde yol engel tanımaz. Önünde cami bile olsa o camiyi yıkarız, gideriz, camiyi başka yerde inşa ederiz.” cümleleri, gündemde yoğunlukla yer tuttu. Zira bu sözler, Milli Şefli yılları ve 1950’li yıllardaki imar faaliyetlerini hatırlattı. Bu devrin iktidar sahipleri farklı gerekçelerle, kimi zaman keyfi uygulamalarla cami, medrese, imarethane, sebil ve mezarlıkları ortadan kadırdı. O tarihlerde devrin hükümeti, medenileşiyoruz sloganıyla Suriçi, Karaköy ve Beşiktaş’ta geniş yollar, bulvarlar yapmak üzere büyük bir istimlak hareketine girişmişti. Ne var ki bu geniş faaliyet planı, yeni yolları öngörüyorken bir yandan da tarihi yapıları talan hareketini içeriyordu. Aralarında Mimar Sinan’ın eserlerinin de olduğu Osmanlı yadigarları, kısa sürede moloz ve hafriyat yığınına dönüştü.

 

Yıkımlar Cumhuriyet ile başlıyor

Her ne kadar İstanbul’da ve yurdun dört bir köşesindeki tarihi yapılarla övünsek de bunlara saygı hususunda temiz bir karneye sahip değiliz. Bu bağlamda, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren göz dikilen yapıların başında ne yazık ki camiler geliyor. Uzun süren savaşlar sonunda bitap düşen ve moderniteye kurban edilen eski yapılar, hep manevi yapılar olmuştu. Bu noktada atılacak ilk adım 1925 yılında Evkaf Umum Bütçesi Kanunu’na eklenen iki madde oldu. Buna göre, harap halde bulunan vakıf binaları ve arsaları para karşılığında elden çıkarılacaktı. Kanunun çıkmasıyla birlikte özellikle sabık Osmanlı devrinde kullanılan eğitim kurumları ve medreseler bir bir satıldı. Fakat halktan gelen tepkiler üzerine bu karar geçici bir süre tehir edilecekti. Uygulamalar gerekli zemin oluşturulduktan sonra 1927 yılında hayata geçirildi. Vakıflar tarafından sataşa çıkarılan medrese, imaret, han, hamam gibi yapıların fiyatları gazetelerde yayınlanmaya başlamış, hatta kullanılabilir durumdaki camiler, imam ve müezzinlerinin tasfiyesiyle birlikte depoya çevrilmişti.

 

Harap durumdaki eserlerin yerinde kısa sürede yeni yapılar yükseldi. Özellikle Türk mimarisinin ayrı bir güzelliğini yansıtan küçük mahalle mescitleri, çeşmeler, mezar taşları kısa sürede talan hareketine kurban verildi. 15 Kasım 1935 tarihli, cami ve mescit hademesine verilecek ek ödenek hakkındaki kanun, meselenin hangi boyutlara ulaştığını açıkça gösteriyor. 2845 numaralı kanunun ilk maddesi “Evkaf Umum Müdürlüğü’nce, cami ve mescidler hakiki ihtiyaca göre tadilen tasnif ve zaman ve mekan itibarile birleştirilmesi kabil olan vazifeler birleştirilmek ve hizmetlerin icablarına göre lazım gelen nakiller yapılmak suretile hademe kadroları tesbit olunur. Tasnif harici kalacak cami ve mescidler usul ve mevzuata göre kendilerinden başkaca istifade edilmek üzere kapatılır.” ifadelerini içeriyordu. Tüm bu girişimler, aynı zamanda büyük bir projenin de parçasını oluşturuyordu. Fransa’dan devrin meşhur mimarı Henri Prost özel bir davetle çağrılmıştı. Fransız mimar, İstanbul’da geniş tasarruflarda bulunacak ve Haliç’i sanayiye açmak gibi bugün dahi etkisi sürecek projelere imza atacaktı. Planların amacı şehre Avrupai hava katmaktı.

 

Bugünün muadili 50’li yıllar

Bu konuda sabıkalı tek parti dönemi geride kaldı derken, yıkım harekatı Demokrat Parti iktidarıyla adeta kılık değiştirip devam etti. Adnan Menderes başbakanlığındaki yeni hükümet, ekonomik yönden düzlüğe çıkan ülkede medeniyet adına yeni bir tahribat furyasına girişti. Gaye; toplumu, Batılı görünüme ve modern standartlara kavuşturmak ve dönemin medeniyet sembolü arabayı İstanbul’un her yerine götürmekti. Bu amaçlarla açılan başta Vatan, Millet caddeleri bir yandan medeniyet getirirken, eski medeniyeti yok edecek büyük kıyımlara sebebiyet verdi. Şehrin halihazırdaki ana arterlerini oluşturan yollar ve geniş bulvarlar, Başbakan Adnan Menderes’in İstanbul’da bizzat nezaret ettiği planla yapıldı. Ancak iyi niyetle girişilmiş bu yolların yapımı sırasında birçok cami, külliye, medrese, çeşme, han ile tarihi evler feda edilmişti.

 

 


Nakledilecek denilen cami yok olup gitti

Sultan II. Abdülhamit’in başmimarı İtalyan Raimondo D’Aronco’nun eseri Merzifonlu Karamustafa Paşa Camii, Karaköy Meydanı’nı süsleyen en güzel tarihi eserdi. Diğer ismiyle Yapkapanı Camii, 1900’lü yılların hemen başında, Art Nouveau tarzında yapılmıştı. 1930’lu yıllarda çıkarılan kanun gereği, imamı ve hizmetlileri tasfiye edilen cami, yıkılacağı 1958 yılına kadar boş kaldı. Yeni İmar Planı kapsamında, Karaköy Meydanı’nın genişletileceği ve bu yapının da yıkılacağı haberi tepki toplasa da yetkilileri kararından caydıramadı. Kamuoyunu sakinleştirebilmek adına Kınalıada’ya taşınacağı belirtilse de, cami kör kazmaya kurban gitti. Minaresi sahilde kaderine terk edilirken, kırılan mermerleri başka bir caminin temelinde kullanıldı. Camiyi aslına uygun imar etmek isteyen Büyükşehir Belediyesi, bu amacına ulaşmak için yıllardır çaba harcıyor.

 

 

Süheyl Bey Camii, kendi yerinde ama aslına benzemiyor

Beyoğlu Fındıklı’daki mescit, Necati Bey Caddesi’nin üzerinde. Mescit, Mimar Sinan dönemi yapısı olup Denizci Süheyl Bey tarafından yaptırılmıştı. 1873 yılında Sultan Abdülaziz devrinde tamir görmüştü. Bugüne kalan fotoğraflarında dönemin izleri görülüyor. 1958 yılın İmar Hareketi sırasında yol genişletme çalışmalarına kurban giden ibadethane, sekizgen ve fevkani yapısından gelen güzelliğiyle dikkat çekiyordu. Son dönemlerde restorasyon çalışmasıyla gündeme gelen mescit, alışveriş merkezini andıran yeni görüntüsüyle birçok mimar ve restoratörün hedef tahtası oldu. Semavi Eyice’nin deyişiyle mescit gereği yokken yıkılmış. Mescit, eski fotoğrafları ve çizimleri elde olsa da bir caminin yıkılıp başka bir yere yapmanın ne derece mantıklı olduğunu gözler önüne seriyor.

 

 

Üsküdar Yeni Çeşme Camii ve mezarlık geriye nasıl gelir?

Eski Üsküdar kartpostallarının vazgeçilmezi olan Çeşme Mescidi ve mezarlık, İsmet İnönü devrinde tahrip edilen kutsal mekanlardan biri. Ağa Camii ismiyle de anılan bu yapı, vaktiyle Ahmediye Meydanı’nın ortasına yakın bir yerdeydi. İlk banii Habeş asıllı bir harem ağasıdır. Pek çok hayratı vardı. Bu yapılar da Toptaşı Bulvarı yapılırken 1965’te yıktırıldı. Kesme taştan yapılan ibadethane, 1935 tarihinde yol genişletilirken yıktırıldı. Mabedin hemen karşısında bulunan mezarlık da yok edilerek, yerini PTT binası ile birçok dükkan ve apartman bulunan modern yapılara terk etti.

 

 

Balıkpazarı İskele Mescidi

Suriçi’nde geniş otoyolların yapımı için yıkılan onlarca cami ve mescitle birlikte, tarihi yarımadanın belli başlı merkezlerinde meydan genişletme çalışmaları yürütülmüştü. Galata Köprüsü’nün bir yanında Karaköy Meydanı, diğer ucunda da Eminönü Meydanı genişletildi. Hadikatü’l-Cevami kitabında yer alan bilgiye göre Sultan II. Mustafa döneminde adı bilinmeyen bir kadı tarafından yaptırılan bu şirin mescit, III. Selim Devri’nde İzzet Mehmet Paşa tarafından yeniden yaptırılıp vakfa bağışlanmıştı. Zindan Han ve Balıkpazarı arasında kalan yapı, 1940’lı yıllara kadar dayanabildi. Yıkımlardan sonra ortaya çıkan ve belli bir süre öylece bırakılan bu çokgen planlı cami, niçin yıkılmıyor diye mizah konusu bile olmuştu. İsmet İnönü devrinde meydan açma çalışmaları sonrasında meydanın hemen kenarında bulunan bina, o zaman yıkılan onlarca camiden sadece biriydi. Milli Şef ise 1966 yılında verdiği beyanatta döneminde hiç cami yıkılmadığını ifade etmişti.

 

 

Yedekçiler Mescidi yol oldu

Bir zamanlar İstanbul’da Kadıköy’den Eminönü’ne vapur ile geçen herkesin gözüne çarpan Yedekçiler Camii’nin yerinde Sirkeci-Florya sahil yolu geçiyor. Varlığı tarih kitapları ve fotoğraflardan anlaşılan cami, Kanuni Sultan Süleyman devrinde sarayın bostancıları için hasta bakımhanesi olarak imar edilmiş. Sarayın bostancı kışlasının bulunduğu mahal, 19. yüzyılda bu teşkilatın kaldırılmasıyla atıl bir hal aldı. Bu dönemin ardından bina Ahırkapı’da yaşayan ahalinin manevi ihtiyacını bir süre daha karşılamaya devam etse de 1930’lara gelindiğinde bakımsız düştü. Harap görüntüsü yüzünden minaresi yıktırılan cami, DP zamanında buradan geçecek yol ile tamamen ortadan kalktı.

 

 
Tarihi bir eser nasıl taşınır?

Geçtiğimiz aylarda ajanslara İsviçre’den gelen görüntüler tarihi esere saygı noktasında ibretlik manzaralar sunuyordu. Cenevre Kantonu’nun Chêne-Bourg şehrindeki tarihi tren istasyonu, yeni çevre düzenlemesi kapsamında yıkılmadı. 19. yüzyıldan kalan istasyon, kurulan bir düzenek sayesinde 33 metre ileriye taşındı. Beş saat süren nakil işlemi sırasında 710 tonluk bina, halkın dikkatli bakışları altında demir raylar üzerinde taşındı. Tarihi istasyondan boşalan yere yeni bir istasyon inşa edilecek. İsviçre Demiryolları CFF, eski dönemin sanatını yansıtan bu yapıyı meraklıları için sergiliyor.

 

Yola feda edilen diğer camiler

Mimar Ayaz Camii, Baba Hasan Alemi, Oruç Gazi Camii, Firuz Ağa Mescidi, Süleyman Subaşı Camii, Camcı Ali Mescidi, Çoban Çavuş Camii,  Çakır Ağa Mescidi, Bostancıbaşı Abdullah Ağa Camii, Sekbanbaşı İbrahim Ağa Mescidi, Kazasker Abdurrahman Camii, Abbas Ağa Camii.

Zaman, Haber: Erkam Emre, 27.10.2013

352
0
0
Yorum Yaz