AZ BİLİNEN BİR HIRİSTİYANLIK MEZHEBİ Montanizm

2008-09-07 15:45:00
20. Yüzyılın sonları ve 21. Yüzyılın başında Uşak’ın Karahallı ilçesi Karayakuplu köyü yakınlarında Heidelberg Üniversitesi’nden Prof. Peter Lampe ve ABD’den Prof. William Tabbernee yönetimindeki kazı ekibi tarafından yapılan yüzey araştırmalarında ortaya çıkan bazı bulguları misyonerlik ile ilgili bilgiler ışığında da değerlendirmek sağlıklı bir sonuca varabilmek bakımından önemlidir. Bu kazı ekibi tarafından Uşak’ın Karahallı ilçesinde yapılan kazı çalışmalarında “Yeni Kudüs” olarak da adlandırılan ve İncil’de Hıristiyanlığa ait bir tarikatın merkezi olarak geçen Pepouza kenti (Karahallı-Karayakuplu Köyü) ve Montanist kilisesinin ortaya çıkarıldığı ve böylelikle dünyanın kayıp 7. mezhebi olarak bilinen Montanizm’in de bulunduğuna dair görüşler ileri sürülmüştür.

H.J.Lawlor “Montanizm” başlıklı makalesinde Montanizm’in erken dönem Hıristiyanlık inancında M.Ö. 156’lı yıllarda Manisa, Alaşehir civarında ortaya çıktığını, kurucularının Montanus ve iki ruhâni kadın olan Maximillia ile Priscilla olduğunu, Montanus’un kendini peygamber ilân ettiğini ve Pepouza’yı da merkez olarak seçtiğini belirtmektedir. Genel olarak bu mezhep Ortodoks Hıristiyanlıktan ayrışmamıştır. Pepouza’nın zaman içinde Montanizm’in idarî merkezi olduğu ve bölgenin dışında yaşayanlar için tıpkı bir çeşit “Montanist Vatikan” gibi bir haç merkezi haline dönüştüğü anlaşılmaktadır. Pepouza’nın yeri ise şu ana kadar yapılan araştırmalara göre kesin olarak bulunamamıştır. Nitekim William Tabernee’nin konu ile ilgili geniş hacimli dinî eserinde Pepouza’nın Philadelphia (Alaşehir), Apameia (Dinar), Temenothyrai (Uşak) ve Hierapolis (Pamukkale)’le sınırları çizilen bir sahada bulunması gerektiği belirtilmekte, bu yerin de Çalovası’nın kuzey kısmında, Üçkuyu ve Bekilli köylerinde olabileceğine dair bilgiler verilmektedir. Uşak Karayakuplu’da Tabernee ve ekibi tarafından üç yıldır yapılan kazılarda elde edilen yazıtlarda Hıristiyanlığın ilk mezhebi Montanizm’in Pepouza’da kurulduğu ve komşu şehir Tymion’dan söz edildiği belirtilmektedir. Uşak Müzesi’nde bulunan mermer üzerine yazılmış olan bu yazıtta İmparatorun yüksek vergilere itiraz eden Tymion halkına “Vergilerinizi ödemek zorundasınız, vergiler yüksek değildir” şeklinde seslendiği, bundan yola çıkılarak yapılan yüzey araştırmaları sonucunda da Anadolu’nun çeşitli yerlerinde aranan fakat bulunamayan Pepouza kentinin Karayakuplu köyü olabileceği basına aksetmiştir. Yine aynı kazı çalışmaları sonucunda tepe üzerinde çok derin ve kimsenin girmeye cesaret edemediği kral mezarı ve tapınakla tünellerin bulunduğu, bu tünellerde haç motiflerine raslandığı, dolayısıyla burasının Hıristiyanlar için kutsal bir mekan olabileceği ihtimali gündeme getirilmiştir.

Adını kurucularından biri olan Montanus’tan alan Montanizm Anadolu’da doğmuş olmasına rağmen İtalya ve Kuzey Afrika’ya kadar yayılmıştır. Hıristiyan dünyasında Montanus’un Hıristiyan olmadan önce Frigya bölgesinde Anadolu Anatanrıçası Kibele kültünün rahibi olduğuna inanılmaktadır. Bu sebeple mezhep kadın liderlerin aktif çalışma alanına girmiştir. Montanistler ahlâki davranışlar konusunda katı bir tutum izlemişlerdir. Meselâ, daha uzun süreli oruçlar tutmuşlar, daha ruhâni bir hayat tarzını tasvip etmişlerdir. Evlenmemek, bekâr olmak, temizlik ve kutsallık olarak kabul edilmiştir. Ancak evliliği de tamamen reddettiğine dair bilgiye rastlanılmamaktadır. İstisnai durumlarda Kilisenin müsaade ettiği ikinci evliliği Montanistler yasaklamışlardır. Montanist hareket daha ziyâde kilisenin bir kurum olarak teşkilâtlanış biçimine tepki göstermiştir. Montanizm dönemin sosyo-ekonomik bunalımlarını ortaya atarak insanlara kıyametin kopmak üzere olduğunu ve “Yeni Kudüs” olarak ilân ettikleri Pepouza’ya sığınmalarını istemiştir. Bu mezhep, dinden uzaklaşıp dünyevî esaslara dalan kilise karşısında öbür dünya korkusunu sıcak tutmak isteyen peygamberî otoritenin çatışması şeklinde de tanımlanmaktadır. Hıristiyanlığın diğer mezheplerine göre Montanizm’deki önemli farklılık kadın liderlerin ön plânda olmasıdır. Bunda birinci sebep Anadolu’daki Kibele kültü, ikinci sebep de dinî gelenekte Hz. Havva’nın temsilcisi olmalarıdır. Dolayısıyla Montanist kadın, piskopos bile olabilmektedir. Sadece bu durum bile söz konusu mezhebin sapıklık addedilmesine sebeptir. Ayrıca yeni bir peygamberin ortaya çıkması piskoposun etrafında örgütlenen kilise teşkilâtınca toplanan konsüllerde sıklıkla lânetlenmiştir. Bu görüşün dışında Montanistlerin piskoposun hâkimiyet alanına müdâhale etmesi ve esas kilisenin kontrolünün reddedilmesi Hıristiyan camiasınca muhalefet olunmasına neden olmuştur. M.S. 6. yüzyılda Bizans İmparatoru Justinianus yabancı asıllı barbarlarla sapık mezheplere karşı mücadeleye girişmiştir. Yönetimin baskısına dayanamayan Montanistler kendilerini bir kiliseye kapatarak yakmışlardır.

Montanistlerin 2. yüzyılla 6. yüzyıl arasında yaşadıkları şehir Pepouza’nın İncilin sonunda belirtilen kıyamet gününde gökyüzünden yeryüzüne inecek “Yeni Kudüs” (Jerusalem) olduğuna ve Pepouza’nın da Karahallı’nın Karayakuplu mevkiinde olduğuna dair bir iddianın -belgelerle henüz açık olarak ortaya konulmamış bir durumda- desteklenmesinde ihtiyatlı olmak zarureti vardır. Ayrıca böyle bir iddianın, özellikle Katolik dünyasında sapık bir mezhebin yeniden gündeme getirildiği düşünülebileceğinden, itibar görmeyebileceği de kuvvetle muhtemeldir. Konunun Türkiye olarak memleketimize ne getirip ne götürdüğü şüphe ve tartışma mevzuu olan inanç turizmi çerçevesinde değerlendirilmesinin, bizleri bazı yanlışlara da sevk edebileceği endişesi duyulmalıdır. Ülkemizde bazı bölgelerin hiçbir bilimsel kanıta dayanmadan, hatta Selçuk’taki antik Efes’te görüldüğü üzere rüya gibi soyut ilâhi sayılan temellerden hareketle Hıristiyanların kutsal mekanları haline dönüştürme çalışmalarının esas amacının misyoner faaliyetlerinin mi, yoksa siyasî bir beklentinin ürünü ve ekonomik bir geleceğin yatırımı mı olduğu etraflıca incelenmelidir. Ayrıca Uşak’ta XX. Yüzyıl başlarında Frères des Écoles Chrétiennes adlı Hıristiyan Katolik cemaatine ait mektep, kilise, mabet ve meskenin bulunduğu ve misyonerlerin buralarda faaliyette bulundukları da göz önüne alınarak, konu ile ilgili değerlendirmelerde, Uşak-Karahallı’da kazı yapan yukarıda isimleri zikredilen araştırmacıların Hıristiyan ilâhiyatçıları, yani din adamları olmaları da dikkatlerden kaçırılmamalıdır. Prof. Dr. Adnan ŞİŞMAN

Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt III, Sayı:2, Afyon Aralık 2001, s. 1-6

481
0
0
Yorum Yaz