Askeri İmamların Tarihi Geçmişi

2008-07-06 11:18:00

 

Yeniçeri Ocağı imamına “imâm-ı hazret-i ağa”, “ağa imamı” veya “ocak imamı” denilirdi. Bu makama, ocaktan yetişen, Orta Camii’ndeki müderristen ders alan, Ağa Kapısı Camii’nin beş müezzininden en yetkilisi tayin edilirdi. Ocak imamı bu camide namaz kıldırır ve seferlere yeniçeri ağasıyla beraber katılırdı. Yine onunla birlikte ayda bir defa sadrazamı ziyarete gider, bayramlarda da padişahın muayede merasiminde bulunurdu.

 

III. Selim’in kurduğu Nizâm-ı Cedîd ordusunda uygulanmak üzere hazırlanan Levent Çiftliği Kanunnâmesi’nde her bölüğe birer imam tayin edilmesi, askerlerin cemaatle namaz kılmaları ve Birgivî Risâlesi’ni okumaları hükme bağlanmıştı. Yeniçeri Ocağı’nın II. Mahmud tarafından 1826 yılında kaldırılmasından sonra onun yerine kurulan Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye adlı teşkilâta getirilen dinî eğitim tedbirleri ise şunlardı:

 

 

 

“Her saf (bölük) için bir mektep açılacak, buralarda her gün Kur’ân-ı Kerîm ve ilmihal dersleri verilecektir. Neferlerin beş vakit namazı cemaatle kılmaları için her safa  birer imam tayin edilecektir.”

 

 

 

Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye alaylarının birinci taburlarında görev yapan alay imamları, din hizmetlerini yürütüp ahlâkî bilgiler veren, cemaate namaz kıldıran, cenaze işleriyle ilgilenen özel üniformalı askerî memurlardı ve görev yaptıkları birliğin her türlü dinî işlerinden sorumluydular. 30 kuruş olan maaşlarına “kisve-bahâ” adıyla 30 kuruş daha zam yapılmış, kılık ve kıyafetleri belli bir nizama sokulmuştu. Protokolde yüzbaşıdan önce kolağasından sonra gelen alay imamları terfi ederek “alay müftüsü” olurlardı. Alay müftülerinin protokoldeki yerleri "alay emini"nin altında ve kolağasının üstünde idi. Tanzimat’tan sonra kadroları lağvedilen “ordu şeyhleri” ise özellikle savaş zamanında askerin moralini yükseltmekle görevli idiler.

 

 

 

Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından sonra kurulmasına çalışılan modern orduda önemli yeri bulunan ve daha sonra da Birinci Ordu’nun temelini teşkil eden “Muallem Bostâniyân-ı Hâssa Ocağı”nın 31 Mart 1827 tarihli nizamnâmesinde belirtildiğine göre, eskiden görevli olan imamlar yeni nizama göre her safa (bölük) yeniden tayin edilecek ve bunlar yetmezse ocağın hâfız-ı kütübü tarafından imtihanla dışarıdan din görevlisi seçilecekti. İmamlar namazların cemaatle kılınmasını sağlayacak, hâfız-ı kütübden ders okuyacak, buna ilâve olarak da askerlere günde birer kere Kur’ân-ı Kerîm ve ilmihal dersleri vereceklerdi. Bu hizmetlerin yürütülmesine bütün zâbitler dikkat göstereceklerdi.

 

 

 

Çanakkale Savaşı’nın en yoğun yaşandığı günlerden olan 8 Ağustos 1915 günü, Çanakkale Boğazı’nda bir İngiliz denizaltısının batırdığı Barbaros Hayreddin zırhlısında verilen şehitlerden biri de, gemi imamı Tataylı Süleymanoğlu Mehmed Efendi idi.  Çanakkale savaşlarında  73 . Alay müftüsü Ali Rızâ Efendi çarpışmaların en fazla kızıştığı an, askeri düşmana karşı cesaretlendirirken, makineli tüfek ateşiyle şehitlik mertebesine ulaşmıştı. En kanlı muharebelerin geçtiği Kerevizdere bölgesinde görev yapan 42. Piyade Alayı’nın müftüsü, çarpışmaların en fazla şiddetlendiği ve subayların çoğunun şehit olduğu bir anda alayın başına geçerek askerleri hücuma kaldırmış ve düşmana geçit vermemişti. Beşinci Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay (ö. 1982), Filistin cephesinde İngilizler’e karşı savaşırken Kudüs’te yaralanmış ve alay müftüsü olan babası İslâm Sabri Efendi ile birlikte 1918’de esir düşmüştü.

 

 

 

97. Alay müftüsü İsmail Hakkı Efendi de yine birliğinin başında şehit olan din görevlilerinden biri idi. Balkan Savaşı'nın sona ermesinden sonra birliğiyle birlikte Doğu Anadolu'ya gönderilmiş; o dönemin şartlarında ailesiyle birlikte tam 2500 km. yol katederek görev yeri olan Van'a ulaşmıştı. Bölgeye gelişinin hemen akabinde Dünya Savaşı'nın başlamış, o da birliği ile birlikte Köprüköy/Erzurum cephesinde Ruslar'la savaşırken 21 Şubat 1915 günü şehit düşmüştü... Balkan ve I. Dünya savaşlarında alay müftüsü olarak çeşitli cephelerde vazife yapan Giresunlu Mustafa Zeki Kurdoğlu da, Kurtuluş savaşında Garp cephesi fahri vaizi olarak görev yapmış ve takdirnameler almış bir din görevlisiydi...

 

 

 

125. Alay imamı, birliğinin kumandanı Abdürrezzak Bey ile birlikteimam, siperlerde, askerlerin arasında... Seddülbahir'deki istihkamlardan birinin mevcudu...  Bölük imamı, altta, en başta...Çanakkale savaşlarında 19. Tümen Komutanı olarak görev yapan Yarbay Mustafa Kemal’in, 18 Mayıs 1915 tarihli emrinde, ertesi gün yapılacak taarruzda kesinlikle uyulmasını istediği emirlerinden bazıları da şunlardı:

 

1) Belirlenen hücum saatinden evvel düşman tarafından bir hücum vaki olursa, düşman püskürtüldükten sonra bundan istifadeyle karşı taarruza geçilecektir...

 

2) Baskın, gürültüsüzce, sessiz sedasız ve yalnız süngü ile yapılacaktır. Bombalar ancak düşman mevzileri ele geçirildikten sonra düşmanı tahrip için kullanılacaktır.

 

3)   Birlikler hücum sırasında, çanta ve fazla ağırlıkları geride bırakacaklardır.

 

4)  Tabur imamları birinci hatta bulunacak ve erlerin manevi kuvvetini arttırarak nihayete kadar cesaretlendirip teşvik edeceklerdir.

 

 

Galiçya cephesinde de alay müftüsü  Hasan Fehmi Efendi, 17 Eylül muharebesinde birinci hatlarımıza kadar giren Ruslar'a karşı hücuma hazırlanan ve evlatları gibi sevdiği askerlerinin önüne geçmiş, düşmana karşı hücuma geçen birliklerimizin başında tekbirler getirerek hücum etmiştir. “Allahu Ekber” nidalarıyla düşmana karşı yüreklendirdiği askerleriyle beraber koşan Hasan Fehmi Efendi bir top mermisiyle şehit olmuştur.

 

 

 

Bahriye teşkilâtında görevli olan “gemi imamları”nın vazifeleri ise harp gemilerinde namaz kıldırmak, askerlere dinî ve ahlâkî bilgiler vermek ve maneviyatlarını yükseltmekti. Alay imamları gibi ulemâdan seçilen gemi imamları da cübbe giyer, sarık sararlardı; kollarında sınıflarını gösteren sırma şeritler bulunurdu. III. Selim’in başlattığı reform hareketleri sırasında da 1804 yılında çıkarılan bir kanunnâme ile üç ambarlı kalyonlara sefere çıkıldığında atama yapılmak üzere bir seferî imam kadrosu konulmuştur. 1846 yılında donanma personeli arasında yirmi dört imam görev yapmaktaydı. 1907-8 tarihli Bahriye Salnâmesi’nden anlaşıldığına göre donanmadaki imamların sayısı 13’ü sınıf-ı evvelden, 1’i sınıf-ı sâniîden ve 20’si  sınıf-ı sâlisten olmak üzere 44 idi. Donanmada görevli hıristiyan tayfaların gemilerden âyin maksadıyla ayrılmalarından dolayı bazı firar hadiselerinin meydana geldiğini öne süren kaptan paşa, 31 Ağustos 1847 tarihli başvurusuyla sadâret makamından gemilere papaz tayini için izin istemiş, ancak 6 Ekim 1847 tarihli padişah iradesiyle bu istek  reddedilmiştir.

24
0
0
Yorum Yaz